18 Temmuz 2026 Cumartesi
İstanbul 30°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

İngiliz aristokratının geleneği bizi yakar

Şule Perinçek

Şule Perinçek

Gazete Yazarı

A+ A-

Nereden başlasam… Türklerin at sevdasından mı… Atatürk’ün atlara karşı olan ilgisinden… yaşamının çeşitli dönemlerindeki özel öykülerinden mi… yoksa Hititlerden… ya da Homeros’tan mı… bitmez. Değil geleneklerimizde, genlerimizin ta derinlerinde var atlar ve koşular. Aslında Veliefendi’deki bu yıl Gazi Koşusu’ndaki şu özenti komik şapkalara gelmek istiyorum.

İngiliz aristokratının geleneği bizi yakar - Resim : 1

AT VE SPOR GELENEĞİ

Gazi Koşusu geleneksel olarak 1927’den bu yana her yıl haziranın son pazarında Atatürk adına düzenlenen safkan at yarışıdır. Türkiye’de doğmuş üç yaşlı İngiliz tayları yarış yaşamlarında bir kez koşar. “Yüksek Yarış ve Islah Encümeni” 1926’da kuruldu. O zaman Türkiye’de at yarışçılığı kurumsal bir otoriteye bağlandı. Bu yıl yüzüncü yılı. Encümen Genel Sekreteri Atıf Bey’in (Esenbel) önerisiyle Gazi adına yarış düzenlenmeye başlandı. İlk koşu o zaman Ankara’da Tayyare Meydanı olarak bilinen bölgedeki hipodromda 10 Haziran 2027’de yapıldı.

İtalyan mimar Paolo Viett-Violi’nin planlarını çizdiği “Büyük Ankara Hipodromu” 1936’da açıldı. 1950’de Türkiye Jokey Kulübü kuruldu. Gazi Koşusu 1968’de İstanbul’a Veliefendi Hipodromu’na taşındı. 1974’te tekrar Ankara’ya döndüyse de 1980’de Ankara Hipodromu’nun kapatılmasından bu yana İstanbul’da koşuluyor.

Aslında bugünkü anlamıyla, düzenli koşular İzmir’de 1856’da ilk kez başlamış.

Osmanlı padişahları arasında spora özel ilgisi olduğu bilinen Sultan Abdülaziz zamanında Kağıthane’de benzer at yarışı düzenlenmiş. Samsun, Manisa, Diyarbakır’da da at yarışları yapılmış… 1909’da kurulan 1913’te Sait Halim Paşa’nın başkanlığını yaptığı Osmanlı Jokey Kulübü bile var.

Enver Paşa’nın destekleriyle Sipahi Ocağı Binicilik Kulübü ve Islahi Nefsi Feres Cemiyeti (At Soyunu İyileştirme Derneği) 1913 yılında kurulmuş. Veliefendi’nin yarış yeri olarak seçilmesi de bu dönemde. Aynı yıl Kadıköy’de de at yarışları yapıldığı biliniyor...

1920 yılında Mustafa Kemal Atatürk, Ankara tren istasyonu yanında 1600 metrelik pisti olan bir alanda at yarışları düzenletmiş, bu Millî Mücadele döneminde de sürmüş.

“Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin himaye- i fahimanelerinde Ankara’da icra edilecek Sonbahar At Koşuları”

8 Ekim 1923 tarihinde TBMM Başkanlığına verilen “Islah ve Teksiri Hayvanatı Ehliye ve Koşu Cemiyetlerine, Koşu Müsabaka ve Sergilere Dair Kanun”, aynı dönemlerde “Islah ve Teksiri Hayvanat Kanunu” ile “Halisüdem Arap Hayvanatına Mahsus Silsilename Layihası”, 1925 yılında Ziraat Encümeni’nin önerileri doğrultusunda bu tasarılarını birleştirilerek Meclise sunulan 40 maddeden oluşan “Islah-ı Hayvanat Kanunu”, 1922’deki Bakırköy Yarışçılık Sendikası, Taksim’de, Kadıköy’de, Uşak, Bursa, Adana, Samsun, Sivas ve Konya’da düzenlenen yarışlar…

Türkiye’nin, atalarından miraslarını hiç bırakmadıkları biliniyor.

Cumhuriyet döneminde hipodromların yalnız yarış alanı değil, spor kompleksinin bir parçası olarak düzenlenmesine önderlik ediliyor.

Bizim coğrafyamızdaki o müthiş kültür birikiminde hayvan, özellikle at sevgisinin, sporun, yarışın, devrimlerle evrilerek daha da üst düzeylere tırmanışını bilmez misiniz… Biz yarışları bile içinde yaşarız… yalnızca izleyici değilizdir.

İngiliz aristokratının geleneği bizi yakar - Resim : 2

ATATÜRKÇÜLÜKLE NE İLGİSİ VAR

Gazi Koşusu 1938 yılından sonra “Atatürk Koşusu” olarak sürmüş bugüne kadar gelmiş…

Gelelim şapkalara… hatta “Atatürkçülük” ve “kokona şapkacılığı” ilişkisine ya da daha doğrusu “ilişkisizliğine”…

Nereden çıkmış bu at yarışlarında kadınların şapka geleneği…

Bir at ve av meraklısı İngiliz Kraliçesi’nin at gezisiyle!

Tarih 1711.

İngiltere.

Kraliçe Anne (1702-1714 arasında Büyük Britanya Kraliçesi) av meraklısı. Windsor Şatosu yakınlarındaki Ascot bölgesinde atıyla gezintiye çıkmış. Bugün yarışların yapıldığı “Royal Ascot” alanı.

Geniş açık araziyi görünce “işte” diyor, “atların dört nala koşabileceği çok özel bir yer!” Her ne kadar 17 doğum yapmasına karşın bir varis veremese de Stuart Hanedanı’nın son kraliçesi için soyluluk ihtişamını sergileyecek bir fırsat!

Derhal emir veriyor.

Tam da oraya bir hipodrom inşa ediliyor. O yılın ağustos ayında ilk at yarışı yapılıyor.

İngiliz aristokratının geleneği bizi yakar - Resim : 3

İNGİLİZ KADINI BAŞI AÇIK GEZEMEZ

O dönem soylu İngiliz kadınları tek başlarına öyle saçlarını savurarak yanlarında eşleri olmadan dışarı çıkamıyorlar.

At yarışları, kadınların toplum içinde özgürce ve “Kraliyet koruması altında” sosyalleşebileceği ilk ve en özgün açık hava etkinliği haline geldi.

Kadınların başı açık dışarı çıkması ayıptı. Görgüsüzlük ve sıradanlıktı.

Ayrıca soyluların öyle “amele yanığı” olamayacağı da tartışılmaz elbette.

Ayırt edici özellikleri bembeyaz tenleri olmalı!!

Zaten sınıfsal özelliklerini, statü sembollerini başlarına taktıkları şapkalarla da vurgulamalıydılar.

Şapka çılgınlığı böyle başlıyor.

ŞAPKA YARIŞI

At yarışları kadınların da şapkalarıyla yarıştıkları bir alan haline geliyor. En pahalı… en dikkat çekici… en görülmemişi… en a aaa dedirtenin çıtası bugüne kadar yükseliyor. Gelip bizim Veliefendi Hipodromu’na kadar konuyor.

İngilizlerin kuralcılığının hakkını yemeyelim. Örneğin şapka kenarları en az 10 cm olmak zorunda. İçeriye alırken ölçüp alıyorlar. Bir yıl, ünlü bir İngiliz sosyetesinden hanımefendi kafasına sadece tek bir büyük yapay tüy ve ince bir tel takarak içeri girmeye çalıştı. Kapıdaki “Kıyafet Polisi” (Dress Code Assistants) kadını durdurdu. Kadın içeri girmek için saç tokasını çıkarıp tüyü dik tutmaya çalışsa da kurallara uymadığı için kameraların önünde hipodromdan kovuldu. Bu olay günlerce manşetlerden düşmedi.

İngiliz aristokratının geleneği bizi yakar - Resim : 4

ŞEMSİYE İŞLEVİ

Gerçi 18. yüzyılda öyle geniş kenarlı olmasının da İngiliz aristokrasisi açısından bir anlamı vardı.

Bizimkiler gibi bronzlaşayım diye solariumlara paralar dökmüyorlardı.

Aristokrat kadınlar hiç çalışmadıklarını ve kapalı mekanlarda lüks içinde yaşadıklarını kanıtlamak için bembeyaz bir tene sahip olmak zorundaydı. Geniş kenarlı şapkalar, yüzü Güneş ışınlarından koruyan bir çeşit şemsiye gibiydi… kadınların ellerini sergilemelerine, yelpaze kullanmalarına veya içeceklerini rahatça yudumlamalarına izin veren “taşınabilir bir şemsiye” işlevi görüyordu.

Ayrıca İngiltere’de her an hava birden kararabilir ve yağmur bastırabilir ya da rüzgâr esebilirdi.

Zaten şapka günlük yaşamlarında da bir zorunluktu.

Bir saray geleneğiydi.

Sıradan halktan ayırt edici özellikleriydi.

Kendi aralarında da bilindiği gibi çeşitli entrikalara da dönüşebilen birbirinin üzerine basarak statülerde tepelere tırmanma rekabeti vardı.

At sever diyorsak hayvan sever anlamına gelmiyor elbette.

Bir ara rekabet “orjinallikte” öyle tırmandı ki… kuşlardan yolunmuş tüylü şapkalar masum kaldı, içi doldurulmuş kuşlar moda oldu.

Biri içi kelebeklerle dolu cam fanus takmış şapkasına. Hayvanseverler protesto etti.

KUŞ KATLİAMI

Öte yandan yalnızca Londra’daki şapka pazarı için yılda o kadar çok egzotik kuş katledildi ki…

Bu o kadar acımasız bir boyuta ulaştı ki… nesli tükenen kuşları korumak amacıyla İngiltere’de bugün dünyanın “en büyük çevre” örgütlerinden biri olan Kraliyet Kuşları Koruma Derneği (RSPB) kuruldu.

Yaratıcılığın da bir sonu var değil mi…

Bugün gelip tıkandığı yer klozet kapağı…

Nasıl mı?

Günümüzün ünlü şapkacısı Philip Treacy’nin en ünlü tasarımlarından birini Kral Charles’ın yeğeni Prenses Beatrice düğünde giymişti.

Şapka klozet kapağına, simite benzetildi. Günlerce konuşuldu… yazıldı… çizildi… o kadar ünlendi ki… Prenses Beatrice “harika bir âlicenaplık” göstererek bu şapkayı eBay’de açık artırmaya çıkardı ve UNICEF için 131 bin dolar bağış topladı.

Ne yapayım. Onlar yapıyor ben yazıyorum.

Akıl sağlığınızı tehlikeye attığım için özür diliyorum.

Ama sistem bu işte!!

NOT: Yerimin sonuna gelmişim. Daha bizim Veliefendi Hipodromu’nda haziran ayının sıcağında, neminde kafasına devasa, tüylü, naylon karışımlı şapkalar takan “Ascot’taki kadına benzemek” için işkence çeken hanımefendilerimize gelemedim.

En iyisi onlara ayrı bir sayfa açayım. Pazar yazımda buluşmak üzere… bizden ayrılmayınız lütfen…

İngiltere