İngiliz emperyalizmi ve Filistin
Yönetmen Annemarie Jacir’in imzasını taşıyan “Filistin 36”, 1936 yılında İngiliz mandası altındaki Filistin’de yaşananları ve başlayan Arap ayaklanmasını anlatan, tipik bir tarihsel dram örneği. İsrail’in Gazze’de sürdürmekte olduğu bugünkü soykırım koşullarında Filistin meselesinin dününe ve başlangıç sürecine dair fikir vermesi bakımından hayli önemli bir çalışma olduğu söylenebilir.
Filistin sinemasının uluslararası çapta tanınan isimlerinden, 1974 doğumlu Annemarie Jacir, Filistin kimliği ve aidiyet duygusu, sürgün ve diaspora deneyimi, aile ilişkileri, işgal ve günlük yaşama etkileri, tarihsel bellek ve toplumsal direniş temalarıyla dolu filmleriyle tanınıyor. Sinemalarımızda bugün gösterime giren son filmi de tarihsel olayları insani ilişkiler üzerinden anlatmayı tercih eden, duygusal etkisi yüksek bir yapım olarak öne çıkıyor.
“FİLİSTİN SATILIK DEĞİL”
Öykü, genç bir Filistinli karakterin köyü ile Kudüs’teki ilişkileri arasında gidip gelirken, ilk bakışta kişisel bir yolculuğu takip ediyor gibi görünüyor. Ama bir yandan İngiliz sömürge yönetimine karşı büyüyen direniş, diğer yandan Avrupa’daki anti-semitizmden kaçan Yahudi göçmenlerin bölgeye yerleştirilmesi, kahramanımızın ve çevresindeki insanların yaşamını derinden sarsıyor. İngilizlerin Filistin topraklarını Yahudi göçmenlerin lehine olacak şekilde yeniden paylaştırması, “Majestelerinin Filistin Hükümeti”nin toprak kaydı uygulamaları, “Bu komşular (yerleşimciler) bizimle yaşamaya değil, yerlerimizi almaya geldiler” duygusuna ve isyanına yol açıyor. İşgalci bir güç olarak İngilizlerin Filistin topraklarını istediği gibi dağıtmaya hakkı olup olmadığı sorgulanıyor, “Filistin satılık değil… Filistin Balfour’undeğil… Avrupa’dan Yahudi göçü durdurulsun… ” sesleri yükselmeye başlıyor. Yahudi yerleşimcilerin İngilizlerin desteğiyle güç kazanmaları, silahlanmaları ve “İki bin yıl sonra ilk Yahudi ordusunun kuruluşuna tanıklık ediyoruz” gerçeğiyle birlikte uluslararası Siyonist plan işlerlik kazanıyor, Filistinliler de büyük grevi devreye sokuyor. İngilizler köylerde katliam yaparken yaşlı Filistinli kadının torununa “İngiliz imparatorluğundan daha güçlü bir şeye sahip olduğunu bil!” demesi ise bugünlere kadar gelen bir umut ve mücadele yankısı haline geliyor.
JEREMY IRONS DA KADRODA
“Filistin 36”nın en dikkat çekici yönlerinden biri, dönemin atmosferini başarıyla yansıtması. Eskitme görüntülerle tarihi kartpostallar izliyormuş hissi yaratan sahne geçişlerinden mekankullanımına, kostüm tasarımlarından görüntü yönetimine kadar her şey dönemin ruhunu inandırıcı bir şekilde beyazperdeye taşıyor. Karakterlerin tek boyutlu kahramanlar ya da iyi-kötü olarak değil, duyguları ve çelişkileri olan bireyler olarak işlenmesi, seyircinin karakterlerle daha sıkı bağlar kurmasını sağlarken öyküye de daha fazla derinlik kazandırıyor. Tarihsel olayları kurmaca karakterler üzerinden aktarmakla birlikte gerçeklik duygusunu 119 dakika boyunca diri tutan, temposu zaman zaman fazla sakinleşse de iç ritmini kaybetmeyen “Filistin 36”, özellikle duygusal sahnelerdeki müzik ve görsel anlatım uyumuyla etkisini artırıyor. İngiliz Yüksek Komiseri’ni canlandıran ünlü oyuncu Jeremy Irons dahil uluslararası oyuncu kadrosunun başarısını da önemle not düşeyim.
Sinema sanatı, dünden bugüne Filistin mücadelesine verilen desteğin örnekleriyle dolu bir geçmişe sahip. Annemarie Jacir’in “Filistin 36”sı da sinema tarihinde parlak bir köşe oluşturan Filistin filmleri zincirine eklenen sağlam bir halka niteliğinde. Seyretmenizi öneriyorum.