22 Temmuz 2026 Çarşamba
İstanbul 22°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

İran savaşı ve gelişmenin yönü

Fikret Akfırat

Fikret Akfırat

Gazete Yazarı

A+ A-

İran’a yönelik savaş henüz bitmiş değil. Fakat ABD ve İsrail’den gelecek hamlelerin, ortaya çıkan durumu ve gidişatı değiştirme ihtimalinin olmadığı görülüyor. İran’a karşı yürütülen savaşın başlangıçtaki hedefi neydi? Bu hedef, farklı görüşler olsa da üzerinde birçok kişinin birleştiği analize göre, İran’ın bölgesel etkisinin kırılması, Körfez ülkeleri ile daha geniş bir bölgesel cepheleşmeye sürüklenmesi ve Batı Asya’da İsrail merkezli yeni bir düzenin kurulması idi. Bu hedeflerin arka planında, ABD’nin bölgedeki maliyetlerini azaltırken Batı Asya’daki güvenlik düzenini İsrail merkezli olarak yeniden yapılandırma hesabı olduğu kabul ediliyordu.

Bugün gelinen noktada tablo farklı. İran ciddi zarar gördü, ancak savaşın sonucu, İran’ın bölgesel ve küresel denklem dışına itilmesi olmadı. Tam tersine, İran savaşarak, yeni oluşacak bölgesel düzende belirleyici bir aktör olduğunu kabul ettirdi.

ATLANTİK MECRALARININ KABUL ETTİĞİ NESNELLİK

Son dönemde Atlantik dünyasının dış politika çevrelerinde yayımlanan değerlendirmelerde de bu tablo dolaylı olarak kabul ediliyor. Londra merkezli Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS, 6 Mayıs 2026) son analizlerinde İran’ın askeri kapasitesinin ve bölgesel hareket alanının ciddi baskı altına girdiği belirtiliyor, fakat savaşın beklenen siyasal sonucu üretmediğine dikkat çekiliyor. İran’ın zayıflatılmasının otomatik olarak İsrail merkezli yeni bir bölgesel düzen yaratmadığı, tersine, Körfez ülkeleri açısından güvenlik, enerji ve ticaret dengeleri nedeniyle İran’ı tamamen dışlayan bir stratejinin sürdürülebilir olmadığı vurgulanıyor. Aynı değerlendirmelerde Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan gibi aktörlerle birlikte yeni bölgesel eşgüdüm ve güç merkezlerinin ortaya çıkmasına dikkat çekiliyor.

ABD dış politika çevrelerinde de benzer tahliller yapılıyor. Mesele, İran’ın tasfiyesi değil, İran’ın da hesaba katıldığı yeni bölgesel dengeyi yönetme sorunu olarak ortaya konuyor.

İSRAİL’İN GÜCÜNÜN SINIRI

İsrail’in askeri üstünlüğü vasıtasıyla bölgesel hegemonya kuracağı iddiası ise hepten boşa düştü. Çünkü, Batı Asya’daki mevcut koşullar ve genel olarak bölgenin toplumsal ve siyasal yapısı böyle bir düzenin kurulmasına elverişli değil. İsrail, ABD desteğiyle dönemsel ve kısmi olarak üstünlük sağlayabilir; ancak bölgenin merkezi düzen kurucu gücü haline gelemez.

Savaşın başındaki beklenti, Körfez ülkelerinin İran’dan daha fazla uzaklaşmasıydı. Oysa enerji güvenliği, ulaştırma koridorları, deniz ticareti ve bölgesel istikrar konusundaki öncelikler, Körfez’i İran’la zorunlu temas ve denge arayışına itiyor. İran ile geniş ölçekli cepheleşme yerine bölgesel denge zemini güçleniyor.

Burada bir başka yanılgıyı da düzeltmek gerekiyor. Trump yönetiminin stratejisini “İsrail’e bölgesel bir imparatorluk kurdurmak” şeklinde okumak yanlış olur. Washington’un önceliği, Çin’le küresel rekabet koşullarında Batı Asya’yı düşük maliyetle yönetmek ve bölgesel aktörleri kendi kurduğu ağ içinde tutmak.

BUGÜNKÜ BİLANÇO

Ortaya çıkan tabloyu şöyle özetlemek mümkün: İran ciddi kayıplar verdi ancak stratejik olarak teslim alınamadı. Körfez ülkeleri, İran ile istendiği şekilde karşı karşıya getirilip savaşa dahil edilemedi. İsrail askerî üstünlüğünü siyasal üstünlüğe çeviremedi. ABD ise bölgesel dönüşümü kendi istediği doğrultuda şekillendiremedi.

Esas sonuç, Batı Asya’nın dışarıdan yeniden düzenlenmesinin bugünkü koşullarda mümkün olmadığının ortaya çıkması oldu. Önümüzdeki dönemde Batı Asya’da belirleyici eğilim, İsrail merkezli bir düzenin kurulması değil; emperyalist müdahale ve blok siyasetinin yarattığı parçalanmaya karşı bölge ülkelerinin kendi güvenlik, enerji, ulaştırma ve kalkınma ihtiyaçları temelinde daha güçlü işbirliği mekanizmaları kurması olacaktır.

İran