21 Mayıs 2026 Perşembe
İstanbul 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

İran Türklüğünü sonunda anladık ama ya Hindistan’dakiler

Latif Bolat

Latif Bolat

Gazete Yazarı

A+ A-

İnsanoğlu, mağaradan çıkıp etrafa alıcı gözüyle baktığı o ilk günden bu yana, tarihi yaratanlardır. En acemi insanlık günlerinden bu yana, düşe kalka, yapa boza, atalarımız hemen her konuda, hayat kavgalarında ise yarayacak en iyi yolu bulmak için çırpınıp durdular. Bu çırpınma faaliyetlerinin toplamına, biz bugün tarih deyip geçiyoruz.

Binlerce seneye yayılan bu çırpınış, her şey olup bittikten sonra, bugünlerden geçmişe doğru bakınca, öyle fazla bir çabaya da benzemiyor gibi görünmekte. En azından bugünün normal bir insanoğlu ya da kızı, bin-iki bin sene öncesini akla getirince, öyle fazla kredi verecek bir şey olmadığını zannettiğinden, konunun üzerinden geçip gitmeyi tercih etmekte. “Tarih ta eskilerde kalandır ve öyle fazla üzerinde durmaya değmez.” gibilerden bir düşünce tarzı ile modern insanlık günlerini geçirmekte.

Elbette tarihi, hem yaşayıp yaratan, hem de ne olup bittiğini yazan aynı insanoğlu. O nedenle de, aynı tarihi olayı çok farklı şekilde yansıtan tarih notları ile dolu ortalık.

TÜRKLERİ ÇIKARSANIZ SAYFALAR KARIŞIR

Tarihin içinde var olan ve varlıklarını kayda geçirmiş olan milletlerin içinde sadece birkaç tanesi tarih için vazgeçilemez olarak varlık sürdürmüşlerdir. Mesela Çinliler, Araplar, Farslılar, Yunanlılar, Mısırlılar bunlardan birkaçıdır. Tüm diğer milletleri dünya tarihinden çıkarsanız bile, onların yokluklarının farkına varamazsınız. Ama diğer birkaçı gibi, Türkleri tarih sayfalarından çıkarmaya kalksanız, o tarih yazılamaz hale gelir. Olanlar bitenler karma karışık hale gelir, neyin neden başlayıp nerede bittiğini anlayamazsınız bile. Aslında Mısırlılar ve Yunanlılar gibi tarihte sönüp bir türlü geri gelemeyenler de var elbette.

Bugünkü Türkler, o günkü atalarımızın karakterinin ne kadarını taşımakta hala, bilinmez. Ama Türkiye dışındaki Türkleri Türk saymayanlar olduğu gibi, “saysak da ne olur canım” kafasındaki inkarcılar da mevcuttur. Baksanıza İran Cumhurbaşkanı ve Ruhani lider Hamaney de dahil, İran nüfusunun oldukça önemli bir kısmının Türk olduğunu yeni keşfetti büyük çoğunluğumuz. Daha düne kadar İran adı geçince “molla” edebiyatı yapanlar bile, ne kadar güzel bir değişiklik ile, İran’ın kardeş millet olduğunu keşfedip beraberlik gösterdiler.

İran Türklüğünü sonunda anladık ama ya Hindistan’dakiler - Resim : 1
Babür ile başlayan Hint Türk medeniyeti, Ekber ile zirveye ulaştıktan sonra Osmanlıya benzer şekilde gerileyecektir.

HİNT TÜRK İMPARATORLUĞUNUN 500. YIL DÖNÜMÜ

Bugünkü konumuza İran üzerinden gidip, Hindistan’da gireceğiz. Çünkü 2026 senesi, Orta Asya Türklerinden olan Babür’ün yüksek dağları aşıp, Hindistan’a girmesinin 500’üncü senesi. Babür, bir başka Türk Gazneli Mahmud gibi bölgeyi soyup kendi ülkesine taşımak yerine, geldiği Hindistan’ı memleket haline getirmiş ve tüm sülalece Hindistan’da parlak bir medeniyet yaratmak için ellerinden geleni yapmışlardır. Batılıların Moğollar ile karıştırıp Mughal adını verdiği devlet, aslında saf Türklerden oluşan Çağataylıların bir devleti olarak, tarihteki Türk devletlerinin yanında yer alacak ihtişamda idi. Nedense biz tarihi düşünürken, Safevileri , Memlukları ve Babürlüleri Türk saymadığımızdan olmalı, o meşhur 16 Türk devleti hesabının içine sokmayız bir türlü.

Halbuki, bizzat gidip detayları ile incelediğimiz eski Safevi, Memluk ve Babürlü topraklarındaki Türklüğün, Anadolu’daki hemen her şehirdeki Türklükten bile daha yoğun olduğunu görmüştük. Hatta Memluk yönetimi altında gelişen Kahire’nin, gözle görülen eserler bakımından, İstanbul’dan bile daha Türk sayılabileceğini iddia etmek isteriz. Çünkü Kahire’nin hemen her köşe başında ya Akşitlerden, ya Tolunlulardan ya da Memluklardan bir medrese, cami, kütüphane, rasathane, sebil, okul gibi anıtlar dolup taşmaktadır.

İran Türklüğünü sonunda anladık ama ya Hindistan’dakiler - Resim : 2

Türk İmparatorluklarının ve siyasetlerinin zirve yaptığı 1500’lü Avrasya.

TAC MAHAL’İ YARATAN TÜRK VİZYONU

Hindistan’ı bugünkü Hindistan haline getiren Babürlüler ise tam 500 sene önce, 22 Nisan 1526’daki Panipat Meydan Savaşı’ndaki zaferi ile Hindistan’ın kuzeyine yerleşmiş oldular. Babür, büyük komutan Timur’un beşinci kuşaktan torunudur. Bu savaşta Babür Şah’ın hizmetine girmiş olan Osmanlı subayı Mustafa Rumî’nin topçu taburunun da zaferin kazanılmasında büyük rolü olduğu söylenir.

1526 senesi, Türk tarihinin en parlak sayfasıdır. O yıl, Babür Şah tarihin en büyük meydan muharebelerinden birinde galip geldiği gibi, bu fetihten sadece dört ay sonra Kanuni Sultan Süleyman da Mohaç Zaferi’ni kazandı. Prof. Dr. Enver Konukçu diyor ki; “Bizdeki Malazgirt Meydan Savaşı neyse, Hindistan’da da Panipat aynıdır. Malazgirt Anadolu’nun kapısını Türklere açtığı gibi, Panipat Zaferi de Hindistan kapılarını Türklere ardına kadar açmıştır.”

İran Türklüğünü sonunda anladık ama ya Hindistan’dakiler - Resim : 3
Şah Cihan’ın Türk-İran-Hint sentezi olan Tac Mahal anıtı, Avrasya’daki Türk birliğinin mermerden sembolü olarak bizleri beklemekte.

BABÜR’DEN EKBER’E KIZIL KALE’DEN TAC MAHAL’E

Babür; mutasavvıf, edebiyatçı, şair, mimar, bahçe mimarı, nakkaş, hattat, zoolog ve botanikçidir. O ülkedeki din, ilim ve sanat adamlarını cömertçe himaye etti. Türkçe’nin Çağatay lehçesinde Ali Şir Nevâi’den sonra gelen ikinci büyük şairidir. En önemli eseri “Babürname” adlı hatıratıdır. Bâbürname, Çağatay Türkçesi ile yazılmış ve çeşitli dillere tercüme edilmiştir. Türk dilinde bütün zamanlarda nesirle yazılmış eserlerin en önemli birkaçı arasında yer alır. Gerçek bir şaheserdir. Bâburname’yi okumayan bir Türk aydını çok şey kaybetmiştir. Onun orijinal yazı stili “Hatt-ı Bâbûrî” adıyla meşhur oldu. Türkçeden başka pek mükemmel suretle Farsça ve Arapça bilirdi.

Yılmaz Öztuna diyor ki, “Tarihin gördüğü en muhteşem devletlerden birinin kurucusu olan Babür Şah, 2 bin 700 yıllık Türk tarihinin en seçkin şahsiyetlerinden biridir. Türk Milleti’nin her alanda yetiştirdiği birkaç yüz dâhinin arasında en büyük 20’si seçilse, Babür rahatça bunların aralarına girer. Askerlikteki dehası yanında sanattaki kabiliyetlerinin çeşitliliği, uzun olmayan bir ömre sığdırabileceği şeyler, pek çok tarihçinin hayranlığını kazanmıştır.”

Babürname adındaki hatıralarını Çağatay Türkçesi ile yazacak kadar Türkçü olan Babür’den sonraki iki yüzyılın imparatorları Humayun, Akbar, Cihangir, Şah Cihan ve Aurangzeb, özellikle de Hindistan’ın kuzeyindeki geniş topraklarda, Osmanlı medeniyeti ile boy ölçüşebilecek önemde ve derinlikte bir siyasi-kültürel atılım yaptılar. Tac Mahal’in süt beyazı mermerlerinde berraklaşan bir kültürel geleneğin kuruluşunun 500’üncü senesi, sadece onlar için değil, Türkiye’deki Türkler için de kutlu olsun. Atalar denilince, tarihin çok önemli boşluklarını dolduran bu “öteki Türkleri” hatırlamak, bizler için de bir vefa borcu olsun!

Dünyanın Öteki Sesleri: Üstad Bismillah Khan, Hindistan

insan Tarih Hindistan İran