İran’dan Pekin’e ABD’nin açmazı
Bu yazı hazırlandığı sırada Donald Trump’ın Çin ziyareti yeni başlamıştı. O yüzden görüşmede neler konuşulduğu konusunda değil, uluslararası alanda nasıl bir siyasal iklimde bu ziyaretin yapıldığı üzerinde duracağız.
Trump, bugün Avrupa’ya gümrük sopası gösteriyor. Latin Amerika’yı tehdit ediyor, Venezuela’nın devlet başkanını kaçıran haydutluk operasyonları düzenliyor. İran’a savaş açıyor. NATO müttefiklerine emir veriyor. Küçük ve orta ölçekli ülkelere karşı kaba kuvvet diplomasisini hiçbir örtü olmadan uygulamaya sokuyor.
Ama konu Çin olunca Trump’ın sesi birden değişiyor. Kükreyen Trump, Pekin söz konusu olduğunda ihtiyatlılaşıyor. Tehdit dili, yerini “harika ilişki” söylemine bırakıyor. Gümrük savaşlarının yerini yatırım heyetleri alıyor. Meydan okumanın yerini pazarlık arayışı alıyor.
Bunun nedeni Trump’ın karakteri değil. Bunun nedeni, dünya kuvvetler dengesinin köklü biçimde değişmiş olması. Trump, Xi Jinping’in karşısına 2017’deki Trump olarak oturmuyor. Bu kez arkasında, aynı anda dışarıda mevzi kaybeden, içeride parçalanan, müttefikleriyle çelişmeleri derinleşen, rakiplerini ise birleştiren bir Atlantik sistemi var.
KAGAN’IN İTİRAFI
Trump Pekin’e, henüz resmen bitmemiş olan İran savaşının mevcut sonuçlarıyla gidiyor. Ama İran’da ABD hedeflediği hiçbir sonuca ulaşamadı, tam tersine, ABD’nin fiyakasını bozan daha ağır sonuçlar ortaya çıktı. Bunu artık yalnızca Çin, Rusya ya da Küresel Güney söylemiyor. Bunu Atlantik sisteminin kendi ideologları söylemeye başladı. Irak işgalinin teorik mimarlarından, neo-con hareketin önde gelen ideologlarından ve bugün Brookings Institution’da görev yapan Robert Kagan, “İran’da şah-mat” başlıklı yazısında, Amerika’nın İran’da yalnızca bir askeri başarısızlık yaşamadığını, “onarılması mümkün olmayan stratejik bir yenilgiye” sürüklendiğini yazdı. Kagan’ın ifadesiyle, bu yenilgi “Bölgede, ABD’nin kâğıttan kaplan olduğunu kanıtlamış olacak ve Körfez ve diğer Arap devletlerini İran’a uyum sağlamaya zorlayacaktır”; Körfez’de oluşan yeni durum ise “Amerika sonrası dünya”ya geçişi hızlandırıyor (The Atlantic, 10 Mayıs 2026).
Robert Kagan kim? Irak işgalinin teorisyenlerinden biri. Amerikan küresel liderliğinin en ateşli savunucularından, Atlantik sisteminin ideolojik muhafızlarından biri. Eğer bugün Kagan bile “Amerikan yenilgisi dünya çapında zincirleme sonuçlar doğuracak” diyorsa, mesele artık yalnızca İran değildir. Mesele, Atlantik hegemonyasının çözülme sürecinin artık kendi ideologları tarafından da inkâr edilemez hale gelmesidir.
BİRLEŞİK BİR AMERİKA YOK
İran savaşı Trump’ın askeri stoklarını tüketti. Deniz gücünün sınırlarını açığa çıkardı. Hürmüz’de Amerika’nın tek başına sonuç alamadığı görüldü. Washington’un Çin’den dolaylı destek aramak zorunda kalması bile bunun göstergesi. Amerikan müttefikleri artık şu soruyu soruyor: “Washington, aynı anda hem Körfez’i hem Avrupa’yı hem Hint-Pasifik’i savunabilir mi?” Bu sorunun Amerikan analizlerinde açık biçimde tartışıldığı görülüyor.
İşte Trump, tam da bu koşullarda Pekin’e gidiyor. Üstelik sadece dışarıda değil, içeride de zayıflamış olarak. Transatlantik sistem içindeki çatlaklar derinleşiyor. Avrupa, İran savaşının ekonomik faturasıyla karşı karşıya. Enerji fiyatları, deniz taşımacılığı ve savunma yükü Avrupa başkentlerinde Washington’a yönelik rahatsızlığı büyütüyor. Aynı anda Wall Street başka hesap yapıyor. Pentagon başka tehdit görüyor. Kongre’deki Çin şahinleri başka konuşuyor. Trump’ın çevresindeki sermaye grupları başka pazarlık peşinde. Ortada birleşik bir Amerika yok.
SÜPER GÜÇLER ARASI ANLAŞMA DEĞİL
Çin ise tam tersine, tarihsel özgüvenle hareket ediyor. Çünkü Pekin artık yalnızca bir üretim merkezi değil. Çin; enerji güvenliğinde, teknoloji standartlarında, altyapı ağlarında, finans sistemlerinde ve Avrasya jeopolitiğinde alternatif bir merkez kurmuş durumda. İran krizi de bunu daha görünür hale getirdi. Körfez’de Amerikan savaşının uzaması, Çin’in bölgedeki ekonomik ve diplomatik ağırlığını artırıyor. Bu nedenle Trump’ın Pekin ziyareti, bir süper gücün rakibiyle müzakeresi değildir. Bu ziyaret, gerileyen Amerikan hegemonyasının, arkasında gelişen dünyanın hegemonyacılığa karşı biriken gücünü taşıyan Çin karşısında yeni kuvvet dengesini kabullenmesidir. Trump Pekin’e anlaşma yapmak için gitmiyor. Trump Pekin’e, ABD’nin artık eskisi gibi davranamayacağını öğrenerek gidiyor.