13 Eylül 2026 Pazar
İstanbul 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

İsrail’in tehdit haritasında Türkiye, İran ve Mısır

Fikret Akfırat

Fikret Akfırat

Gazete Yazarı

A+ A-

Ağustos başında Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, 31 Ağustos’ta İstanbul’da yapılan ilk toplantıyla yeni bir aşamaya geçti. Üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarının katıldığı Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi toplantısında ittifakın kurumsallaşması için ilk adımlar atıldı. Oluşumun adı resmen Mekke Savunma İttifakı olarak açıklandı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mekke Savunma İttifakı’nın “yeni bir güvenlik ve işbirliği mimarisinin tesis edilmesi sürecini” başlattığını ve oluşumun genişlemeye açık olduğunu belirtti.

Fidan’a göre amaç, bölgenin kendi güvenlik, istikrar, refah ve kalıcı barışını sağlayabilecek bir düzen kurabilmesi. İttifakın herhangi bir ülkeyi hedef alan bir oluşum olmadığını vurgulayan Fidan, Türkiye’nin NATO üyeliğinden ve diğer ittifaklarından kaynaklanan yükümlülüklerinin Mekke Savunma İttifakı’yla çelişmediğini, yeni oluşumun mevcut yükümlülükleri tamamladığını belirtti. Mısır’ın da teknik ve siyasi koşulların olgunlaşmasıyla ittifaka katılabileceğini kaydetti.

KİM İÇİN KAYIP?

Anlaşma imzalanmadan önce İsrail basınında Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan yakınlaşması zaten yakından izleniyordu. Bazı yorumlarda gelişme büyük ölçüde İran’ın bölgesel etkisinin zayıflaması bağlamında ele alındı. Anlaşmanın imzalanmasının ardından Ynet’te yayımlanan bir yorumda Mekke İttifakı’nın “Kudüs için mükemmel bir haber” olarak nitelendirilmesi, bu yaklaşımın en açık örneğiydi (Ynet, 17 Ağustos 2026).

Öte yandan 8, 10 ve 11 Ağustos’ta yine aynı yerde yayımlanan üç ayrı yazıda, gelişme tam tersi doğrultuda değerlendirildi. Ynet’te görüşlerine başvurulan INSS uzmanı Yoel Guzansky’ye göre ittifak, İran’ın zayıflaması kadar İsrail’in bölgesel gücünün göreli olarak artmasına karşı bir dengeleme arayışıyla bağlantılı. Guzansky, ittifakın doğrudan İsrail’e karşı bir savaş ittifakı olmadığını, fakat yöneliminin İsrail karşıtı olduğunu savunuyor (Ynet, 8 Ağustos 2026). 10 Ağustos’ta, İsrailli üst düzey bir yetkilinin “Üçlü İttifak bize karşı kurulmuştur, Mısır’ın da katılmasına şaşırmayız.” sözleri başlığa çıkarılmış. 11 Ağustos’ta Ben Dror Yemini, “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki ortak anlaşma, İsrail ve ABD için önemli bir kayıptır.” diye yazıyor.

‘TÜRKİYE İRAN DEĞİL AMA
BİR TEHDİT’

İsrail’deki bakış açısını değerlendirirken başvurulacak önemli kaynaklardan biri, Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS). INSS’nin geçmiş değerlendirmelerinde Türkiye, İran’la özdeşleştirilmeden fakat ayrı bir stratejik tehdit olarak ele alınıyor. Bu yaklaşım, INSS uzmanı Gallia Lindenstrauss’un 18 Kasım 2025 tarihli çalışmasının başlığında açık biçimde ifade ediliyor: “Türkiye İran değildir, fakat bir tehdittir.”

INSS’nin 20 Ağustos 2026’da Yoel Guzansky ve Gallia Lindenstrauss imzasıyla yayımladığı Mekke Anlaşması analizinde ise anlaşmanın İsrail açısından “karmaşık bir meydan okuma” oluşturduğu belirtiliyor. Analize göre anlaşmanın tarafları İran ve İsrail’i bölgesel istikrarı bozan aktörler olarak görüyor. INSS ayrıca Mekke Anlaşması’nı, İsrail’in Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Kıbrıs’la oluşturduğu cephenin “ayna görüntüsü” olarak değerlendiriyor. Başka bir ifadeyle, İsrail’in Doğu Akdeniz’de oluşturduğu güvenlik cephesinin karşısında, bu kez Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ekseninde yeni bir bölgesel güvenlik cephesinin ortaya çıktığı savunuluyor.

INSS analizinde, Mısır’ın bu yapıya katılmasıyla İsrail’in Kahire üzerindeki mevcut güvenlik ve diplomatik manevra alanının daralması olasılığı üzerinde önemle duruluyor.

JISS: SÜNNİ ATEŞ ÇEMBERİ

İsrail’de anlaşmayla ilgili en sert ifadelerden biri Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü’nde (JISS) yer alıyor. 31 Ağustos tarihli değerlendirmede, Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan yakınlaşması “Sünni Ekseni: İsrail’in Etrafında Yeni Bir Ateş Çemberi mi?” başlığıyla ele alınıyor (JISS, 31 Ağustos 2026).

Mısır’ın katılımı ise İsrail açısından ayrı bir önem taşıyor.

JISS, Mısır’ın ittifaka katılması halinde bunun ittifakın niteliğini değiştireceğini ve Kahire’nin bir “kuvvet çarpanı” işlevi görebileceğini belirtiyor.

Buna karşılık Mısır’ın dengeci ve ihtiyatlı politikasını sürdürmesi halinde ittifak içinde “iç fren” işlevi görebileceği; ayrıca Kahire’nin yapıya Arap meşruiyeti ve stratejik derinlik kazandırabileceği değerlendiriliyor.

İRAN’IN TUTUMU

İran’ın üst düzey güvenlik çevrelerinden gelen açıklamalar, Mekke İttifakı’nı basitçe “İran’a karşı kurulmuş bir blok” olarak okumuyor; aksine ABD’nin bölgedeki etkisinin gerilemesiyle ortaya çıkan yeni bölgesel düzen arayışının bir ürünü olarak değerlendiriyor.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızayi, İran’ın ittifaka ancak “kurucu ortak” olarak katılabileceğini belirtirken, Dışişleri Sözcüsü İsmail Bekayi anlaşmanın İran’a karşı olduğuna dair bir endişe taşımadıklarını açıkladı.

Son olarak Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan da 31 Ağustos’ta anlaşmayı İslam dünyasının birliğini güçlendiren bir adım olarak niteleyerek diğer bölge ülkelerinin de katılmasını istedi.

PSİKOLOJİK SAVAŞIN ÖRTEMEDİĞİ GERÇEK

İsrail’deki Mekke İttifakı’na ilişkin yaklaşımı bütün bu değerlendirmeler ışığında ele almak gerekiyor.

Burada işleyen genel bir mekanizmaya dikkat çekmek istiyoruz: ABD ve İsrail’in adeta her gelişmeyi yönlendiren tek güç olduğuna ilişkin yaygın kabul, gelişmelerin daha ortaya çıkmadan belirli bir şablon içinde yorumlanmasına yol açıyor.

Bu algıyı güçlendiren belirleyici etkenlerden biri, uluslararası haber dolaşım ağının emperyalist tekeller tarafından kontrol edilmesi.

Böylece gelişmeler, ABD ve İsrail’in yönlendirmesiyle gerçekleştiği ve onların çıkarlarına uygun olduğu ön kabulüyle okunuyor.

Oysa gelişmeleri daha geniş tarihsel ve uluslararası süreçler ile güç dengelerindeki dönüşümler ışığında, aktörlerin göreli güçlerini ve çıkarlarını karşılaştırarak ve ön kabullerden bağımsız biçimde değerlendirdiğimizde farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

İran’ın Mekke Anlaşması’nı olumlu karşılaması ve diğer İslam ülkelerinin de sürece katılmasını istemesi, İttifak üyelerinin “bölgesel sahiplenme” temelinde yeni bir güvenlik mimarisi kurma vurgusu ve Mısır’ın olası katılımının uzun süredir gündemde olması, gelişmeleri ABD ve İsrail’in yönlendirdiği bir sürecin ürünü olarak gören şablonun gerçeklerle örtüşmediğini gösteriyor.