İstanbul plajlarını tek marka çatısı altında yönetelim
İstanbul’da, ilgili bakanlık tarafından 95 adet ‘güvenli yüzme alanı’ tanımlanmış. Bunların arasındaki 14 adet alanı İBB, plaj olarak işletiyor. Yüzme alanlarının içinde Kilyos’taki 3000 kapasiteli Tırmata Beach de var, Florya’daki 1500 şezlong kapasiteli Florya Güneş Plajı da var.
Gelin tüm İstanbul plajlarını tek çatı marka altında toplayalım, “İstanbul Plajları” markasını yaratalım ve İstanbul’daki tüm plaj etkinliklerini tek elden, daha entegre ve merkezi olarak yönetelim. Neden?
Temel sorun şudur ki İstanbul şehrinin deniz turizmi potansiyeli çok yüksek ama bunu kullanamıyoruz. Barcelona plajları, Miami Plajları, Sydney plajları gibi dünyada başarılı yönetilen şehir plajlarına baktığımızda belli ‘yönetim’ karakteristikleri var. Yani bu işin formülü belli. Barcelona’da ‘Entegre kıyı yönetimi programı’ kapsamında büyükşehir belediyesi ve ilgili bakanlık entegrasyonu mevcut. Sydney’de yine yerel belediyeler, büyükşehir belediyesi ve eyalet yönetiminin ilgili ajansları tarafından yüksek koordinasyon ile yönetilen bir yapı var. Neden bu işe bütüncül bakılıyor? Çünkü olay sadece şezlong kiralama olayı değil. İlkokul çocuklarına bu plaj tesislerinde çeşitli su sporu, oyun aktiviteleri planlanıyor. Spor federasyonları ve spor bakanlığı ile su sporları ve sahilin arkasında yapılabilecek çeşitli sporlar konusunda koordinasyon ve ortak yatırımlar var. Su kalitesi ve atık yönetimi çevre bakanlığı ile ilgili. Şehrin marka imajına ve yabancı turiste de dokunan bir konu. Dünyada iddialı ülkeler ve şehirler artık vergi teşvikleri ile expat ve servet çekmeye çalışıyor. Bizde de benzer bir vergi düzenlemesi yapıldı. Bunu desteklemek için İstanbul’un ‘deniz ve güneş turizmi’ markasını güçlendirmek gerekli.
Amacımız, İstanbul’u hem İstanbullular için hem yerli ve yabancı turistler için daha kaliteli, çeşitli plaj hizmetleri sunan, çok daha fazla vatandaşa plaj hizmeti sunabilen bir “plaj şehri” yapabilmek olmalı. İstanbul’a zaten milyonlarca turist geliyor, sunulan turistik hizmetlere bir de plaj hizmetini ekleyebilirsek şehre büyük fayda sağlarız. “İstanbul’da denize girilmez” algısını turist gözünde yıkabilirsek, milyonlarca turistin tatil seçimini etkileyebiliriz.
Diğer konu ise istihdam yaratma konusu. Malum plaj hizmeti, emek yoğun bir alandır. İstanbul plajlarından yazın günde belki 15 bin vatandaş faydalanıyor. İstanbul nüfusu ve ekonomisine kıyas ile devede kulak bir rakam. Gelin bu sayıyı günde 200 bine çıkartalım. Bu durumda binlerce kişiye istihdam sağlarız, kesilen faturaların KDV sinden devlete önemli para akar, turistik hizmetler ile sağlanan artı değerler ile ekonomiyi büyütürüz. Günümüzde ekonomiler istihdamı büyük oranda hizmetler ile sağlıyorlar, sanayi üretimi ile istihdam sağlayabilme gücü çeşitli sebepler ile küresel olarak azalıyor. Hizmetler sektörünün lokomotifi ise her zaman turizm. Elbette İstanbul’da yaşayan milyonlarca insanın evinde oturup, fazlaca sosyal medya başında depresyona girmesi yerine dışarı çıkıp plajda psikolojisini düzeltmesi toplumsal hayat için de olumlu olur.
Madem “İstanbul Plajları” markasını yarattık, gelin markanın ‘müşteriye vereceği sözü’ belirleyelim. Misal diyelim ki “İstanbul Plajları”nda soyunma kabinleri ve tuvaletler ücretsizdir, İstanbul plajları temiz ve güvenlidir. Yani ortak minimumları bu marka altında belirlemiş olduk. Tüm plajlarda düzenli temizlik hizmeti olacak, tuvalet ve soyunma kabini da ücretsiz olacak. Peki hizmetlerin maksimumu ne olacak? Bu konuyu şimdilik park edelim.
Gelelim ücret meselesine. Zaten kanunen, sahil bölgeleri tüm vatandaşın kullanımına açıktır ve ücret istenemez. Bu konu açık. Vatandaşımız paşa gönlü nereden isterse oradan denize serbestçe girer, hasırını serer, kimse yolunu kapatamaz ve kimsenin de para isteme hakkı yoktur.
Yuvarlak hesap, ‘İstanbul Plajları’ markası altında 100 adet plaj olsun. Bunların misal, en az %60 kadarı, yani hem adet olarak hem toplam kapasite olarak en az %60 kısmı halk plajı kapsamında olabilir, yani vatandaş kendi havlusu, şemsiyesi ile gelip, sahilde bulduğu müsait bir yerde ‘plajlayabilir’. Buraları hiçbir işletme kendi şezlongu ile vatandaş kullanımına kapatamaz.
Halk plajı kapsamında, temizlik, tuvalet, giyinme kabini hizmetini ‘İstanbul Plajları’ sağlar. Karşılığında para talep edemez ama plajdaki seyyar satıcı veya diğer ticari aktivitelerin ruhsatlandırmasını yapma imtiyazına sahiptir. Yani plajda su satan, midye dolma satan, dondurma satan, hepsi İP’nin kurallarına bağlı olarak çalışmak zorundadır. Kendi pisliklerini temizleyecekler, belirli hijyen standartlarını sağlayacaklar, çizilen ticari standart içinde kalacaklar (misal kredi kartı zorunlu geçecek, fiyatlar standart olacak vs.), can kurtarma yapabilecek eğitimden geçmiş olacaklar, adli sicillerinde şiddet olayı olmayacak vs.
Bunların dışında kalan 40 plajın yarısını da ilgili belediyelere işlettirelim. Yani belediye şezlongları koysun, kiralasın, suyu, dondurmayı, otopark hizmetini satsın ve belediyeye gelir olsun. İşletme standartlarını yine İstanbul Plajları yapısının çizdiği kurallar çerçevesinde yapacaklar.
Kalan 20 plajın bir kısmını ise ilgili çıkar gruplarının yönetimine tahsis edelim. Misal üniversite öğrencilerine tahsis edilen plaj, yazar ve akademisyenlere tahsis edilen plaj, askeriye ve aileleri için plaj, belki polis ve ailelerine özel plaj vs. Son kalan birkaç plajın ise kâr amaçlı özel işletmelerin işletmesine izin verelim. Misal Türk Hava Yolları bir özel işletme olarak İGA Havalimanı’nın hemen bitişiğindeki, Karaburun sahilinde özel bir plaj açtı, kendi havalimanından shuttle servisleri koydu, İstanbul’da layover amaçlı saatlerce bekleyen turistleri bu plaja götürüyor ve para ile turistik hizmet satıyor, şezlong kiralıyor. Buyursun satsın, bu da mümkün olmalı.
Yani günün sonunda ne yaptık? İstanbul Plajları markasını tüm İstanbul plajlarının çatı kurumu olarak oluşturduk, minimum kalite ve güvenlik standartları belirledik, markaya bağlı olarak çoğu halk plajı kapsamında tamamen ücretsiz olan, bir kısmı da çeşitli hizmetleri turist segmentasyonuna göre ücret karşılığı sunan karma bir model oluşturduk.
Buraya kadar yazdıklarımız işin ABC’si. Dünyadaki örneklerde az çok bu şekilde karma plaj işletmelerinden ve merkezi bir planlama, koordinasyon yapısından oluşuyor.
İstanbul özelinde, merkezi plaj yönetimi alanında daha çok kamusal fayda üretmek için ne tür politikalar önerebiliriz?
1) İstanbul’da deniz suyuna ve göle dokunan her bir metrelik sahil, planlanmalıdır, şehrin sahil yönetimi haritasında kategorize edilmelidir.
2) İstanbul Plajları markası altında merkezi bir yapı ve marka oluşturulmalı ve bu marka üzerinden pazarlama çalışmaları yapılmalıdır. İstanbulluların özellikle yaz aylarında, hafta sonlarında daha az evde, daha çok plajda geçirmeleri teşvik edilmelidir.
3) İlgili plajların sadece kumsal kısmı değil, arka tarafları da sosyal ve sportif etkinlikler için hazırlanmalıdır. Her plajın konumu ve coğrafi özelliklerine göre arka planda doğal bazı sporlar (trekking, yürüyüş, bisiklet vs.) teşvike dilebilir veya bazı plajlarda gerekli tesisler kurulur ve plaj arkasında teniz, furbol, basket vs. imkanları sunulabilir.
4) İstanbul plajlarının bir web sitesi olmalı, buradan anlık doluluk oranları, hizmetler, fiyatlar, haritalar, canlı kamera, etkinlikler takip edilebilmelidir. Telefon uygulaması da yapılmalıdır.
5) İstanbul Plajları markasını yönetirken ve ilgili pazarlama etkinlikleri planlanırken toplumsal faydanın maksimizasyonu hedeflenmelidir. Plaj mekanları özelleştirilmeli ve farklılaştırılmalıdır. Sunulan hizmetler, etkinlikler, hedef kitle segmentasyonu devreye alınabilir. Misal bazı plajlar aile plajı olarak konumlandırılır, bazıları ‘sessiz plaj’ kategorisine alınır, cep telefonları girişte kutulara kilitlenir, bazıları canlı müzik ve konser etkinlikleri ile daha fazla eğlence plajı olarak konumlandırılır, bazıları evcil hayvan girişine izin verir, bazıları vermez. Bir kısmı ekolojik plaj olarak hazırlanabilir. Bazılarında şezlonga yemek ve içecek servisi yapılır, bazılarında yapılmaz. Turistik plajlarda kişi başı sınırlı alkole izin verilir, aile plajlarında verilmez vs.
6) İP’nin karar alma organında yerel belediye, büyükşehir belediyesi, Valilik, Turizm Bakanlığı, Spor Bakanlığı, yerel üniversiteler, turizm meslek liseleri, Ziraat Bankası gibi ilgili kurumların temsilcilerinin olması uygun olabilir. Barcelona, Sydney, belki Güney Afrika gibi bu işi becerebilmiş ülke/şehirlerden de sınırlı süre için yönetici transfer etmek uygun olabilir.
7) İstanbul’da mevcut işletme altındaki plaj alanı sahasının 8-10 katına çıkartılması mümkündür. Eko-turizm kapsamında bu dönüşüm minimum çevresel tahribat ile başarılabilir. İstanbul Plajları denince hangi bölgeler kapsama girer? Adalardaki plajlar, Kilyos plajları, Çekmece gölleri bölgeleri (rehabilitasyon gerekli), Florya, Caddebostan, Şile taraflarındaki plajlar, Rumelifeneri’ne doğru boğazın çıkışındaki bazı koylar. Kilyos’un doğusundaki Demirciköy tarafındaki koylar. Ayrıca Kilyos ile yeni havalimanı arasında uzunca sahiller var, buraları da elden geçirilip toparlanırsa kilometrelerce muazzam kumsal potansiyeli var. Karaburun sahilinde de potansiyel var. Terkos/Durusu Gölü’nün kendisi ve çevresi ekoturizm ve eko-plajcılığa uygun. İstanbul’daki çeşitli doğal ve baraj göllerinin de bir kısmı plaj turizmine uygun hale getirilebilir.
8) Plaj turizmine talep hem sezonsaldır hem haftanın günleri arasında fark vardır. Bu bağlamda plaj arzını da esnek yönetebilmek uygun olur. Talebin yüksek olduğu günleri tahminleyerek plaj arzını ona göre ayarlamak uygun olur. Bazı plajlar sürekli açık tutulur, bir kısmı ise döneme göre kapatılabilir veya küçültülebilir. Ayrıca bazı plajların kışın dahi açık tutulması ve spor tesislerinden faydalanılması uygun olabilir.
9) Son 20-30 senede plajlarda güvenlik konusu çok gelişti. Eskiden vatandaş istediği yerden rahatça denize girebilirdi, şimdi bir sürü yasaklar kondu ve denizi gözlemleyen cankurtaran yok diye denize girişi yasaklıyorlar. Bu işler hatalıdır. Can kurtaran servisinin verileceği saatler, günler, plajlar belirlenebilir ancak cankurtaran yok diye plajda denize girilmesinin yasaklanması uygun değildir.
10) Plaj işletmesi olayı şirket sponsorluklarına uygun bir alandır. Her plaj, konseptine göre uygun sponsorlar ile desteklenebilir, böylece özellikle ücretsiz halk plajlarında daha fazla ürün ve hizmet halka sunulabilir. Araba firmaları, yiyecek içecek firmaları, bankalar, kıyafet firmaları, kredi kartı markaları, telekom ve havayolu firmaları gibi çok sayıda firmanın bu tür plajlarda sezonluk veya çok senelik sponsorluk sunması makul olabilir. Normal şartlarda sunulamayacak pahalı bazı konser gibi etkinlikler bu sponsorlar sayesinde mümkün hale gelebilir. Bu sponsorluk işleri tekil plaj yönetimi tarafından etkin şekilde yönetilemez, bir ölçek gerekir ve İP’nin ölçeği bu işi yönetmeye uygundur.
11) İstanbul Plajları (İP) bir marka olarak oturtulduktan sonra ve kurumsal bir başarı hikayesi oluştuktan sonra İstanbul dışındaki ve hatta ülke dışındaki bazı plaj işletmelerine de talip olabilir. Özellikle bazı Afrika ülkeleri deniz-kum turizmine daha yeni açılmaktalar, bunlara rehberlik yapacak İP gibi profesyonel kurumlar gerekecektir.
12) Plaj besleme (ing: beach nourishment, beach fill) denen kum taşıma olayı var. Yani eski plajların azalan kumunu tazelemek veya yeni kumsallar oluşturmak için bazı yerlerden yeni plaj kurulacak yere kum taşınır. Dünyada plaj işletmelerinde bu olay yaygındır. Bu işin de İP bünyesinde daha profesyonelce ve ölçek ekonomisi uyarınca yapılması mümkün olacaktır. Hatta Türkiye’nin bazı Afrika ülkeleri ile özel bağları sayesinde kaliteli kumların Türkiye’deki ve İstanbul’daki bazı plajları beslemesi mümkündür.
13) Bazı sahil bölgelerinde veya plajlarda, deniz suyu kullanılarak yüzme havuzlarının yapılması da gayet mümkün ve mantıklıdır. Şehrin su şebekesine yük olmadan, fazla enerji (elektrik pompası) kullanmadan, deniz suyu bazı filtre sistemlerinden geçirilerek kaliteli havuz suyu haline getirilir. Bu bağlamda rüzgârlı havalarda, bazı plajların arka kısımlarına yapılacak havuzların kullanımı mümkün olabilir. İstanbul gibi geniş sahil kıyısı olan şehirler bu bağlamda havuz turizmi için de avantaj sunarlar.
14) Plaj ve deniz olayını İstanbul’da daha yaygın hale getirebilirsek zaman içinde vatandaşın Marmara Denizi’nin ve Karadeniz’in temizliğine olan hassasiyeti de artacaktır ve bunun politik sonuçları olacaktır. Marmara’da daha çok plaj talebi oluşacaktır ve haliyle İstanbul’un arıtma sistemlerine ve deniz temizliğine ayrılan parasal kaynak artacaktır. Sahil bölgelerine yapılan ve tüm İstanbullunun denize erişimini kısıtlayan villalara, gecekondulara, arazi işgallerine bir süre sonra vatandaş düşman olacaktır ve belki de bu sahillerde bir imar temizliği yapılabilecektir. İstanblue villaları, Marenegro villaları nerelere, nasıl izinler ile yapılmışlar? harita uygulamasına bakmakta fayda olabilir.
15) İstanbul’da ilkokulu bitirip yüzme bilmeyen çocuk kalmamalıdır. İP bu imkânı okul iş birlikleri ile sağlamalıdır. Dünya standartlarına göre 25 saat ‘yüzme ve su güvenliği’ eğitimi alan bir çocuk 25 metre yardımsız yüzme becerisine ulaşır. Bu imkânı çocuklara sağlayabiliriz. Ayrıca yelken sporu, kano, plaj voleybolu gibi birinci dereceden konu ile ilgili sporlarda ve genelleyecek olursak plaj ve sahil ortamında sunulabilen tüm su ve kara sporlarında İP’nin yetiştireceği sporcular ile dünya çapında liderlik hedeflenmelidir. Aklımıza gelebilecek çoğu sporda, okçuluk, atçılık, dalış, masa tenisi, kürek, tenis, trekking vs. İP’nin sunacağı mekân, bütçe ve organizasyon becerisi, tüm İstanbullulara önemli sportif imkanlar sunabilecektir. Sergen Yalçın’ın Kilyos kumsallarında top oynayarak, Ronaldo’nun Portekiz adasındaki kumsalda top oynayarak nerelere geldiğini gördük.
16) İP’nin sunacağı etkinlik organizasyonu becerisi ile daha çok canlı müzik ve sahne etkinlikleri ilgili plajlarda yerli ve yabancı turiste sunulabilmelidir. Müzik festivalleri, çadır ile veya karavan ile konaklama imkanlarının da belirli plaj alanlarında düzenlenmesi uygun olabilir.
17) Turizm malum hizmet ağırlıklı bir iştir ve bu plaj turizmi konusu dünya çapında genç çalışanlar ile yapılan bir konudur. Hafta sonu yoğunluğunu yönetmek için sektörün büyük oranda yarı zamanlı öğrenci çalıştırması uygun olacaktır.
18) Bazı vatandaşlarımızda “İstanbul’da denize girilmez, su pistir” gibi bir önyargı olabilir. Türkiye’nin Ege ve Akdeniz sahillerindeki deniz kalitesi elbette beklenemez ancak Avrupa’da vatandaşın sıcak havada nerelere girdiğini göz önüne alırsak, İstanbul büyük ölçüde denize girilebilir plajlara sahiptir diyebiliriz. Elbette atık su arıtması ve Marmara’da temizlik konusunda gidilmesi gereken çok yol vardır ancak bu durum İstanbul’un bir plaj şehri yapılması politikasını engellememelidir. Avrupa’da çoğu sahilde gelgit olayı zaten denize girmenin keyfini kaçırır. Bazı bölgelerde ise uçurumlar, kayalıklar vardır ve zaten su da soğuktur. İstanbul coğrafyası deniz turizmi açısından çok uygundur.
19) Projenin daha çok kamusal fayda üretmesi için işletmecilik felsefesinin buna uygun halde tasarlanması uygun olur. Halk günleri, engelli günleri, öğrenci günleri, şehit ve gazi yakınları günleri, motosikletli günleri, spastik ve otistik çocuk günleri vs. Vatandaşın ilgili tesislerde tavla, satranç, briç vs. turnuvası düzenlemesi de teşvik edilmeli. Her spor federasyonuna ayın bir günü bir plaj sahası etkinlik düzenlemesi için tahsis edilebilir.
20) Plajlardaki etkinlik alanlarının yüksek utilizasyon ile kullanımı nasıl sağlanabilir? Bunun yollarından biri, kapasite yönetiminin hem merkezi olarak hem de yerel belediyeler ve ortaklar tarafından doğrudan rezerve edilebilmesi imkanının tanınmasıyla mümkün olabilir. Misal Kilyos’daki plaj için 1 hafta sonraki Cumartesi’ye Sarıyer Lisesi veya belediyesi bir etkinlik ayarlamak istiyorsa bunu doğrudan yapabilmeli ve merkezden izin istemesi gerekmemeli. Eğer sistemde o saat dilimi dolu değilse doğrudan RV yapabilmeli.
21) Tekil yönetilen plajlarda gelişmiş ve acil sağlık hizmetleri sağlanamayabilir. Misal helikopter ambulans çoğu zaman tedarik edilemeyebilir. İP yapısında bu tür imkanlar da sunulabilir. Ayrıca plaj işletmesini sezonluk kiralayan firmalar çevre düzenlemesi veya spor tesisi yapımı gibi yıllara sâri fayda sağlayacak yatırımlardan kaçınabilirler. Kaliteli duş alanları, değişim kabinleri, şemsiyeler gibi yatırımlardan kaçınabilirler. İP yapısıyla gelecek ölçek ekonomisi, finansman imkanları ve uzmanlaşmış kadro ile bu sorun da çözülecektir.
22) Plaj yönetimi gibi fazlaca sezonsal sektörlerde personel yönetimi zordur. Bir tesis kapalı olunca veya doluluk zayıf olunca personeli diğer tesise kaydırabilmek için de belirli ölçek ve çoklu plaj işletmesi gereklidir. Bu durum da İP kurumsal yapısı ihtiyacını destekler.
23) Turizm Bakanımız M. Ersoy, yıllanmış bakanlarımızdandır ve hayli tecrübeli hale gelmiştir. Bakanlık dönemi bitmeden, İstanbul’da böyle bir turistik dönüşüm projesine liderlik etmesi uygun olabilir. Ayrıca İKSV, Akbank Sanat, İş Sanat gibi şehrin sanatsal gelişimine katkı sunan şirket destekli kurumların da bu projeye maddi ve etkinlik desteği sunması uygun olur.
24) İP markası altında çok sayıda plaj işletmesi olacak ve hepsinin vatandaşa sunduğu farklı hizmetler olacak. Bunların sürekli güncellenen interaktif matriks halinde webden sunulması uygun olur. Böylece vatandaş hangi plaja giderse kafasını dinleyip kitap okuyacağını, hangisine köpeğini götürebileceğini, hangisine yaşlı dedesini tekerlekli sandalye ile götürebileceğini, hangisinde alkolün yasak olduğunu, hangisinde lahmacun yenebileceğini, hangisinde foto çekmenin yasak olduğunu, ücretsiz ve ücretli etkinlik listesini, otopark ve ulaşım imkanlarını, Wi-Fi erişim kalitesini, güncel ücretleri vs. önceden inceleyip gününü planlayabilir. İlgili plajın doluluk istatistiklerini inceleyebilir, plaj alanının etkinlik haritasını indirebilir vs.
25) İstanbul Plajları için neşeli, renkli bir logo tasarımı uygun olur. Tasarruf etmek istenirse resimde önerdiğim logo da kullanılabilir.
Uzun sözün kısası, İstanbul’un şehircilikte bir üst lige çıkması için bu plaj dönüşümünü yapmak, İstanbul Plajlarını tek elde bir marka halinde yönetmek ve şehrin bu alanda sunduğu potansiyeli en üst seviyede değerlendirmek zaruridir. Konuyu politika yapıcılarımızın değerlendirmesine sunalım. İtirazı olanlar az beklesinler, yaz sıcakları bastırınca tekrar konuşuruz.