16 Ekim 2026 Cuma
İstanbul 12°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Japonya stagflasyona saplandı

Michael Roberts

Michael Roberts

Gazete Yazarı

A+ A-

Geçtiğimiz şubat ayında, Japonya’nın ilk kadın başbakanı Sanai Takaichi’nin erken genel seçim çağrısı yapması üzerine Japon ekonomisinin durumunu ele alan bir yazı kaleme almıştım. Takaichi seçimi ezici bir çoğunlukla kazandı. Görüşlerini 1980’lerin İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’dan, bugün ise Trumpizmden esinleyen Takaichi, önceki tüm başbakanlardan farklı olacağını iddia etti. Vergileri, özellikle de mağazalardaki fiyatları yükselten tüketim vergisini düşüreceğini, ancak aynı zamanda sosyal güvenlik ve “savunma” harcamalarını artıracağını açıkladı. Bunun bütçe açığının büyümesi anlamına gelmesi de onu durdurmayacaktı.

Takaichi, talihsiz ve kısa ömürlü İngiltere Başbakanı Liz Truss’tan çok da farklı olmayan bir yöntemle “büyümenin peşine düşüyordu”. Truss’ın İngiltere’de bütçe açığını büyük ölçüde artırma planları, İngiliz devlet tahvillerinin faizlerinde sert yükselişe ve sterlinin değer kaybetmesine yol açmıştı. Truss, “iktidar sahipleri”nin (tahvil piyasalarının) kendisini görevden uzaklaştırmasından önce yalnızca bir aydan biraz fazla başbakanlık yapabildi.

Geçtiğimiz şubat ayında Japonya’da da benzer bir durumun, ancak yavaş yavaş ortaya çıkacağını öngörmüştüm. Ve şimdi bu öngörü gerçekleşti. Japon devlet tahvillerinin getirileri rekor seviyelere fırlarken Japon yeni de tarihsel dip seviyelere yaklaştı.

BÜTÇE AÇIĞIYLA BÜYÜME ARAYIŞI

Japonya’nın sorunu, ekonomik büyümenin giderek kalıcı bütçe açıklarına; hükümetin inşaat ve diğer projelere yaptığı harcamalara daha fazla bağımlı hale gelmesi. Buna rağmen Japon ekonomisi durgunluğunu sürdürüyor. Japon şirketleri yatırım yapmaya isteksiz veya bunu yapabilecek durumda değilken Takaichi, teknolojiyi geliştirecek projelere daha fazla harcama yaparak Japonya’nın durgunluğuna son vermeye çalışıyor. Aynı zamanda Japonya Merkez Bankası’na faizleri artırmaması yönünde baskı yapıyor. Çünkü mevcut kamu borcunun faiz ödemeleri, hükümetin bütün harcamalarının zaten dörtte birini tüketiyor!

Bu Truss-Trump tipi politika, Japonya Merkez Bankası’nı ve finans kuruluşlarını olduğu kadar yabancı yatırımcıları da ciddi biçimde endişelendiriyor.

Geçtiğimiz şubat ayında söylediğim gibi Japon ekonomisi artık fiyatların yükseldiği, GSYH ve tüketici harcamalarının yatay seyrettiği, reel ücretlerin ise düştüğü bir stagflasyona dönüşmüş durumda. Tüketici fiyatları 2021’den bu yana yüzde 12 arttı. Buna karşılık reel GSYH, 2018’deki seviyesinin yalnızca biraz üzerinde. Reel ücretler ise 2018 seviyesine göre yüzde 7 gerilemiş durumda.

YEN ÇÖKÜYOR, ENFLASYON HIZLANIYOR

Takaichi’nin politikaları, Liz Truss’ın İngiltere’de yaptığı gibi Japon devlet tahvili piyasasının çökmesine yol açmayacak. Bunun nedeni, Japon kamu borcunun yüzde 88’inin İngiltere’nin aksine Japonlar tarafından tutulması. Sermaye kaçışı riski yalnızca özel yatırımcıların elinde bulunan, yani net borç olarak tanımlanan bölümden kaynaklanıyor. Üstelik bu bölüm, büyük ölçüde Japonya Merkez Bankası’nın 2013’ten bu yana büyük miktarda tahvil satın alması nedeniyle son on yılların en düşük seviyesinde.

Bunun yerine çöküş yaşayan para birimi. Yen, 2021’den bu yana yüzde 50 değer kaybederek 40 yılın en düşük seviyesine geriledi. Yenin değer kaybı ekonomik büyümeyi ve ihracatı canlandırmak şöyle dursun, enflasyonu daha da hızlandırdı. Enflasyon oranı yıllık yüzde 3’e doğru ilerliyor. Bu, Japonya’da daha önce görülmemiş bir durum.

Geçtiğimiz hafta yenin değer kaybı sonunda Japonya Merkez Bankası’nı müdahaleye ve dolar rezervlerini kullanarak yen almaya yöneltti. Ancak yeni gelişme, ABD Hazine Bakanlığı’nın da yen almaya başlayarak Japonya Merkez Bankası ve Takaichi’nin yardımına koşmasıydı. Bu müdahale, en azından şimdilik para biriminin değer kaybını durdurmaya yardımcı oldu.

ABD NEDEN MÜDAHALE ETTİ?

ABD iki nedenle bu sürece dahil oldu. İlk olarak ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Japon devlet tahvili getirilerindeki hızlı yükselişin (temmuz ayında yüzde 2,86’ya ulaşarak yaklaşık 30 yılın en yüksek seviyesini görmüştü) zaten yüksek seviyelerde bulunan ABD devlet tahvili getirilerini de daha fazla yükselteceğinden endişeliydi. ABD kamu borcunun finansman maliyeti artacak, mortgage faizleri gibi diğer faiz oranları da yükselecekti. ABD hükümetinin borçlanma maliyetleri artık yaklaşık yüzde 4,6 seviyesinde. 30 yıllık tahvil faizleri ise küresel mali krizden bu yana ilk kez yüzde 5’in üzerine çıktı.

Yükselen faiz oranları, enflasyonun da arttığı, istihdam piyasasının durakladığı ve reel gelirlerin en iyi ihtimalle yerinde saydığı Amerikalı haneler arasında popüler değil.

ABD’nin müdahalesinin ikinci nedeni ise zayıf yenin finansal yatırımcıların yenden daha hızlı çıkıp ABD doları satın almasına yol açacak olmasıydı. Bu durum doları güçlendirecek ve böylece ABD ihracatının dünya piyasalarında rekabet etmesini daha da zorlaştıracaktı.

Ancak ABD müdahalesinin ilginç yanı, ABD Hazine Bakanlığı’nın yen satın almak için dolar değil, avro kullanmasıydı. Bu durum, ABD hükümetinin artık daha fazla dolar basma konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Çünkü yabancı yatırımcılar, en azından ABD devlet tahvilleri açısından, dolar cinsinden varlıklara yönelik ilgilerini bir ölçüde kaybetmiş durumda. Bu, ABD dolarının dünya finans piyasalarındaki “fahiş ayrıcalığının” zayıfladığına işaret ediyor.

BÜTÜN YOLLAR STAGFLASYONA ÇIKIYOR

Bu para birimi hareketlerinden ne öğrenebiliriz? Her şeyden önce, bütün yollar artık “stagflasyona” çıkıyor: Enflasyon yükseliyor, ancak ekonomiler büyümüyor. Japonya, Avrupa ve hatta ABD için hikâye bu.

İkinci olarak, şirketler yatırım yapmıyorsa iş dünyası yanlısı hükümetler para biriminin değerini düşürerek veya faizleri düşük tutmaya çalışarak büyümeyi teşvik edemez. Japon şirketleri ücretleri baskılayarak kârlarını artırmış olabilir, ancak bu ek sermayeyi yeni teknolojilere ve verimliliği artıracak ekipmanlara yatırmıyorlar.

Mevcut yen krizi ancak yatırımcıları Japon finansal varlıklarını elde tutmaya teşvik edecek şekilde Japonya’da faizlerin sert biçimde yükseltilmesiyle çözülebilir. Ancak bu, Japon ekonomisinde açık bir resesyonu garanti eder. Takaichi, enflasyon ile ekonomik durgunluk arasında sıkışmış durumda.