Katar LNG gemilerini Körfez’den geçirelim
Gelin, masaya kendi çözümümüzü koyalım. İran, Körfez’i kapattı ve gemi başına 2 milyon dolar geçiş tarifesini de açıkladı. Bunun bir gerekçesi de var. O küçük petrol ülkecikleri, ABD üslerine ev sahipliği yaptılar ve bu üslerden İran tehdit edildi, altyapısına büyük zarar verildi. Elbette İran’a tazminat ödenmesi gerektiği savunulabilir.
Gelin, Türkiye olarak masaya ağırlığımızı koyalım. Misal Katar. Katar malum, Türkiye’nin dostu. Türk askeri orada bulunuyor. Aslında Katar, İran ile de dost; ancak konjonktür nedeniyle sesini pek çıkaramıyor. Çünkü gazını çıkartan ve satın alan müşteriler ile Katar’ın parasıyla yatırım yaptığı ülkeler İran ile karşı karşıya. Katar’ın zaten İran ile düşman olma şansı yok. Çıkardığı gaz bile İran ile ortak sahadan geliyor. Ne kadarının İran gazı, ne kadarının Katar gazı olduğu bile net değil. Bu durum biraz İskoçya ile Norveç arası ndaki petrol sahalarını andırıyor; iki taraf birbirini idare ediyor.
Türkiye masaya özel bir anlaşma getirmeli. Bu anlaşmaya göre, Katar’ın LNG gemilerine İran geçiş hakkı verecek; karşılığında ücretini Türkiye doğrudan İran’a ödeyecek. Öyle 2 milyon dolar da yetmez; 2 de ben artırıyorum, etti 4 milyon dolar. Gemi başına Türkiye 4 milyon doları İran’a nakit ödesin. İran avro isterse avro, altın isterse altın, ticari mal isterse ticari mal, rafine petrol isterse bu şekilde ödeme yapılabilir.
Zaten Katar’ın bir LNG gemisinde 100 milyon dolardan daha değerli gaz bulunuyor. 4 milyon dolar dediğimiz, bu ölçekte oldukça düşük kalır. Bu tutarı Türkiye, Katar’dan farklı şekillerde telafi edebilir. Katar Emiri’nin bu anlaşmayı kabul etmesi beklenebilir. İran da bunu kabul edebilir; çünkü fiilen geçişlerden gelir elde etme hakkını pekiştirmiş olur, Körfez üzerindeki kontrolünü göstermiş olur ve makul bir ücret kazanır.
Peki Türkiye bu işten ne kazanacak? Cepten 4 milyon dolar çıktı; ancak bu tutarın fazlası zaten Katar’dan geri alınabilir. Ayrıca istersek gemiyi Türkiye’deki LNG terminallerine getirip buradan Avrupa’ya gaz sevkiyatı yapılabilir ya da alıcısına teslim organizasyonu üstlenilebilir. Alıcıdan da ilave ücret tahsil edilebilir.
Fakat bu anlaşmanın en önemli mesajı şu olur: Bölgede Türkiye ile müttefik olan, arkasına Türkiye’yi alan gemisini yüzdürür; sırtını ABD’ye yaslayan gemi ise zorlanır. Böylece Türkiye bölgede ve hatta dünyada, özellikle küçük ülkeler nezdinde daha fazla tercih edilen bir ortak hâline gelebilir. Bu durumun Türkiye’nin ilgili ülkelerle olan ticaret ve yatırım ilişkilerine de yansıması beklenir.
Bu anlaşmaya kim karşı çıkar? Elbette ABD karşı çıkar; çünkü bu durum prestij kaybı yaratabilir. Hatta Körfez’den çıkan LNG gemilerine yönelik riskler bile artabilir. İran Körfezi’nde durum zaten oldukça hassas iken, Türkiye’nin kendi stratejik yaklaşımını ortaya koyması gerektiği savunulabilir. Sürekli dış onay beklenirse bu tür girişimlerin hayata geçmesi zorlaşır. Ayrıca bu tür fırsat pencereleri de sonsuza kadar açık kalmaz.
Posta kodu adedimiz 2 milyona çıkarılmalı
Türkiye’de 4.300 aktif posta kodu var. Almanya’da 27.000, İngiltere’de ise yaklaşık 1,8 milyon posta kodu bulunmaktadır. İngiltere’de ve Türkiye’de yeterince süre yaşamış biri olarak, 2 milyona yakın posta koduna sahip olmanın ekonomik ve sosyal hayata ne derece büyük ve olumlu etkiler yaptığını gözlemledim.
Bunun karşılığı; yıllara yayılan milyarlarca dolarlık ekonomik büyüme, katma değer oluşumu, trafik rahatlaması ve esnaftan yüz binlerce hayır duası alınmasıdır.
Türkiye’nin posta kodu sayısını 2 milyon civarına çıkarması gerekir. Bunun için yüzlerce gerekçe sıralanabilir. Faydalarını her sektörde tespit etmek oldukça kolaydır.
Özellikle yapay zekâ sistemleri, pratik ve detaylı bir posta kodu sisteminin yarattığı toplumsal faydayı katlayarak artıracaktır.
Bu konuyu ilgili bakanımıza sormalıyız. Eğer mevcut sistemin devamından yana ise, vatandaşa gerekçelerini açıklamalıdır. Değilse, dönüşümün takvimini paylaşmalıdır.
Politika yapıcılarımızı bu konuyu araştırmaya davet ediyorum.