Katil dondurmaların saldırısı
Yönetmenliğini John De Bello’nun yaptığı 1978 tarihli “Katil Domateslerin Saldırısı” (Attack of the Killer Tomateos!” filmini hatırlayanlar vardır mutlaka. Son derece düşük bütçeli (90 bin dolar) bir kara mizah-korku parodisi olan bu filmde domateslerin insanlığa karşı ayaklanması anlatılır. İnsanlara saldıran, onları ezen, yiyen katil domateslerle mücadele etmek için bir ekip kurulur ve ortaya son derece saçma bir serüven çıkar. Baştan sona korku filmlerini tiye alan, “Kuşlar”, “Jaws” gibi filmlerdeki korku klişelerini kopya edip absürt bir domates istilasına uyarlayan filmin en büyük özelliği, alabildiğine kötü çekildiği, kendisini hiç ciddiye almadığı için gayet eğlenceli olmasıdır.
Bugün gösterime giren “Dondurmacı”(Ice Cream Man) filmi de sinema terminolojisinde genel çerçevede “slasher” tabir edilen türde bir korku-komedi örneği. “Katil Domateslerin Saldırısı” vb. türü tersyüz eden filmlerden temel farkı ise absürtlüğü oranında kendini biraz daha fazla ciddiye alması…
VAHŞET DOLU EĞLENCE
Öyküyü özetlemek gerekirse; yaz mevsiminde huzurlu bir banliyö kasabasına gelen gizemli bir dondurmacının çocuklara dağıttığı dondurmalar, onları aşırı şiddet yanlısı katillere dönüştürmeye başlar. Dondurma yedikçe adeta birer zombiye dönüşen çocuklar, ebeveynlerine, kasabadaki diğer yetişkinlere ve arkadaşlarına saldırır, kasaba kanlı bir cinayet alanına dönüşür. Dondurma yemeyen üç dört çocuk, hayatta kalmaya, cinayetleri durdurmaya ve dondurmacının sırrını çözmeye çalışır.
Sinemalarımızda büyük olasılıkla 18+ kategorisinde gösterilecek olan “Dondurmacı”, klasik bir korku filmi değil. 1970’lerde doğmaya başlayan, 1980’lerde patlama yaşayan “slasher”ın türünün ana özelliği, bir katilin (çoğunlukla gençleri) tek tek vahşi biçimde öldürmesidir. Burada bu işlev, hiç konuşmayan, sadece karavanında dondurma dağıtan, “Fareli Köyün Kavalcısı” gibi çocukları peşinden sürükleyen adama yüklenmiş ve öldürülenler de genellikle yetişkinler ama katil çocuklar da aslında birer kurbana dönüşüyor. Korku sinemasının bir başka alt kategorisi olan “Gore”nin (oluk oluk kan, bedenin parçalanması vb.) tüm gereklerini yerine getiren “Dondurmacı”da mizah dozunun hayli düşük olduğunu, ancak vahşi biçimde öldürülen-parçalanan insan görmekten zevk alabilenlerin eğlenceli bulabileceğini belirteyim.
AŞIRI ŞİDDET DUYARSIZLAŞTIRIYOR
İyimser bir okumayla, masum görünen Amerikan banliyö yaşamının derinlerinde yatan şiddet, korku ve vahşeti sergilemeyi amaç edinen, alabildiğine kanlı, mideleri alt üst edecek çok sayıda sahne barındıran “Dondurmacı”, çocukluğun masum bir imgesi olan dondurmayı, bir kan-revan denizinde eritiyor, kana buluyor. Yönetmen Eli Roth’un kanlı sahnelerde bilinçli olarak aşırıya kaçtığı, çocukların ve midesi hassas yetişkinlerin kesinlikle uzak durmaları gereken filmin altından girip üstünden çıkarak kapitalizmin görünmeyen şiddetini görünür kılmaya çalıştığını söyleyenler de çıkacaktır belki ama pek kulak asmayın derim.
Tüketim kültürünün çocuklara yönelik en sevimli unsurlarından biri olan dondurmayı da korku nesnesi haline getiren, vahşet dolu sahnelerin altında yatan öyküyü oldukça zayıf tutup ihmal eden, aşırıya kaçan şiddetin bir süre sonra seyirciyi duyarsızlaştırdığı, çikolatalı, çilekli, limonlu vb. değil kanlı dondurmaların yalandığı bir film var karşımızda.
Batı’da 10-15 genç ev partilerinde topluca seyrederek bir eğlenceye dönüştürebiliyor bu filmleri. Türkiye’de de taklitleri vardır muhakkak.