13 Haziran 2026 Cumartesi
İstanbul 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Kelebek Etkisi ve Hz. Ali

Mehmet Yuva

Mehmet Yuva

Gazete Yazarı

A+ A-

“Kelebek Etkisi” (Butterfly Effect) ifadesi, Amerikalı meteorolog, matematikçi ve kaos teorisyeni Edward Lorenz (d. Mayıs 1917 - ö. Nisan 2008) tarafından popülerleştirildi. Kaos teorisinin en bilinen fikirlerinden biridir. Özetle, başlangıçtaki çok küçük bir değişiklik, zaman içinde devasa ve öngörülemez sonuçlar doğurabilir. Lorenz hava tahminleri üzerine çalışırken, bilgisayara girilen sayılardaki çok küçük bir yuvarlama farkı, bir süre sonra tamamen farklı hava sonuçları oluşturuyordu. Bunun üzerine meşhur mecazi cümlesini söyler: “Bir kelebeğin Brezilya’da kanat çırpması, haftalar sonra Teksas’ta kasırga oluşumunu etkileyebilir.” Kaos teorisi tamamen rastgele görünmesine rağmen aslında belirli kurallarla çalışan sistemleri inceler.

Kaosun (sonsuz bir yarık veya boşluk zaman içinde kargaşa-karışıklık) zıttı kozmostur (düzenli evren). Yani düzenli evren kozmosa bir müdahale olmasaydı bugünkü anlamıyla kargaşa-kaos oluşmazdı.

Başlangıç koşullarındaki küçücük farklar büyüyerek sistemi tamamen değiştirebilir. Buna matematikte, “başlangıç koşullarına hassas bağımlılık” denir. Mesela, bir sürücünün anlık fren yapması arkadaki araçların zincirleme yavaşlamasına, kilometrelerce uzakta trafik sıkışmasına yol açabilir. Düzenli evren yasalarına uymayanlar sebep oldukları trafik kazası sonucunda birçok kişinin hayatlarının değişmesine vesile olabilir. Bir insanı hayatınıza almak veya hayatınızdan çıkarmak evliliğe, başka ülkeye taşınmaya, farklı bir kariyer yapmaya, çocukların farklı coğrafyalarda, kültürlerde doğmasına kadar uzanan sonuçlar doğurabilir.

DOMİNO ETKİSİ

Bu “her küçük olay mutlaka dev sonuçlar doğurur” demek değildir. Ancak Kelebek Etkisi teorisine istinaden; dünya tamamen rastgele değildir. Küçük nedenler zamanla büyük sonuçlar üretebilir. Ağzından çıkan bir sözün, bir eylemin birbirini tetikleyerek giderek büyüyen ve zincirleme reaksiyonla büyük sonuçlara yol açan domino etkisi yaratabilir. “Bir şey başka bir şeyin devrilmesine sebep olur.” Kuantum fiziğine göre gördüğümüz her şey atomik zerrelerden oluşur ve evrendeki zerreler (atom altı parçacıklar) birbirine bağlı ve birbirleriyle iletişim halindedir. Özetle evren “rüzgârın (enerjinin) etkisiyle dalgalanan bir çarşaf (alan) gibidir ve evrendeki her şey görünmez bağlarla birbiriyle bağlantılı olabilir.”

GEÇMİŞ DÜZELİRSE HER ŞEY DÜZELİR Mİ?

Kıssadan hisse, bir kelebeğin kanat çırpması bile başka yerde fırtına çıkarabilir ise geriye dönüp kelebeğin çırpmasını engellersek veya hayatımızı değiştirir, kararlarımızı farklı alırsak “kötü”, “kahredici” veya “istenmeyen” sonuçları daha iyiye, daha güzele değiştirebilir miydik? Bu konuları işleyen 2004 yapımı “Kelebek Etkisi” filmini hatırladım. Filmin omurga sorusu şuydu: “Geçmişi değiştirme gücün olsaydı gerçekten her şeyi düzeltebilir miydin?” Yanıtı oldukça karanlık zira bazen iyi niyetle yapılan müdahaleler, kaderi zorla değiştirme çabası, insanın daha büyük acılar üretmesine neden olabilir.

Bu da bana çok meşhur bir Arabi atasözünü hatırlattı: “Bir kavmin musibeti başka bir kavmin faydasına, bir kavmin faydası başka bir kavmin musibetine sebep olabilir.” Öyle olduğundan “Şerde hayır, hayırda şer vardır.” hak sözü tecelli etti. Teşbihte hata olmaz diyerek “Kelebek Etkisi” filmini kişiselleştirelim; geçmişi değiştirme gücümüz olsaydı gerçekten Türkiye’de, Suriye’de, İran’da, Filistin’de, Lübnan’da, ABD’de, âlemin diğer bölgelerinde, hayatımızda, depremlerde, kazalarda her şeyi düzeltebilir miydik? Trump, Netanyahu, dostları, müttefikleri ve benzerleri olmasaydı dünya daha huzurlu mu olurdu? Yoksa mesele sinekler değil onları üreten bataklık mıdır? Asıl mesele bu bataklığın kurutulması mıdır? Geçmişin hatalarından ve olaylarından ibret ve ders almak daha adil ve daha huzurlu hayatlar, bir dünya inşa etmek için yeterli midir?

YAŞANAN ACILARDAN DERS ALMAK

Kaos ve Domino teorisi üzerine çok kafa yoran Herbert William Heinrich (1886-1962), modern iş sağlığı ve güvenliğinin (İSG) kurucusu ve “babası” olarak kabul edilen Amerikalı bir sanayi güvenliği öncüsüdür. Kötülüğün kaynağını kurutmak ve ibret almanın ötesine geçmek için şu üç temel yaklaşımı önerir: İbret almak bireyseldir, ancak kötülüğü kurutmak toplumsaldır. Hatayı yapan insandan ziyade, hataya imkan tanıyan sistemi düzeltmek gerekir. Adalet ve denetim mekanizmaları, kötülüğün “zeminini” yok eder. Zira sadece ders almak pasif bir durumdur. Kötülüğü kurutmak için yanlışı sadece fark etmek yetmez; o yanlışı besleyen ekonomik, psikolojik veya sosyal kökleri (cehalet, yoksulluk, empati yoksunluğu) aktif olarak kurutacak hamleler yapılmalıdır. İbret ise bir teşhistir; çözüm tedavidir. Yaşanan acılardan ders almak sadece bir sonraki kazayı kişisel olarak önlemenize yardımcı olabilir, ancak kolektif iyilik için bu dersin bir disipline ve katı etik kurallara dönüşmesi şarttır. Kıssadan hisse İbret almak bir pusuladır, ancak bataklığı kurutmak için sadece yönü bilmek yetmez; kazmayı vurup kanalları açmak (eyleme geçmek) gerekir.

HZ. ALİ İÇİN KÖTÜLÜK NEDİR?

Hz. Ali için kötülük, sadece bir eylem değil, bir ruh hastalığı ve ölçü kaybıdır. Ona göre kötülük; nefsin esiri olmak, cahillik ve adaletten sapmaktır. En büyük kötülüğü ise “zulüm” (hakkı yerine koymamak) olarak tanımlar. Kötülüğün kurutulması için “Kötülüğü iyilikle yen; çünkü iyilik en keskin kılıçtır.” tavsiyesinde bulunur. Kötülüğe aynıyla karşılık vermenin sadece kötülüğü çoğalttığına inanır. Kötülüğün zemin bulmaması için sistemin adil olması gerektiğini savunur: “Devletin dini adalettir.” Adaletin olmadığı yerde kötülük kurumsallaşır der. Ona göre “Her kötülüğün başı cehalettir.” Bilgi ve irfan yayıldıkça kötülüğün alanı daralır. Cehalet okul okumayanların sıfatı değildir. Zira “diplomalı” cahiller ziyadesiyle fazladır.

Hz. Ali sessiz kalmanın kötülüğe ortaklık olduğunu vurgular: “Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” Kötülüğü dışarıda aramadan önce kişinin kendi içindeki “nefs” ile savaşmasını (Cihad-ı Ekber) ister. Hz. Ali’ye göre kötülük; bilgiyle teşhis edilir, iyilikle zayıflatılır ve sarsılmaz bir adaletle kökünden kazınır.

Hz. Ali’nin “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydası dokunandır.” düsturu çerçevesinde, toplumsal huzur için önerdiği diğer etik kuralları Mısır’a vali olarak tayin ettiği Malik El-Eşter’e yazdığı “bir devlet ve millet nasıl yönetilir” vasiyetnamesinde ayrıntılı anlatır. Her devlet adamının veya devleti yönetmeye talip olanın başucu eseri olmalıdır. Yoksa ruhumuzda bahar kopartan, hikayelerini kanatlarıyla yazan, gökkuşağının parça parça yere inmiş hali olan, nazik, ince kelebek ve çırpıntısının etkisinin sadece “karanlık ve kahredici” sonuçları olur.

Hz. Ali