Kıtlık, enflasyon ve durgunluk
Geçen hafta, ABD’nin barış görüşmelerindeki tıkanıklığı gidermek için İran’a yönelik askeri müdahale planladığına dair raporların ortasında, Asya’daki ham petrol fiyatları varil başına 125 dolarla yeni bir rekor kırdı. Küresel ortalama petrol fiyatı da 113 dolara ulaşarak 2022’deki pandemi sonrası durgunluktan bu yana en yüksek seviyesini gördü. Nihayetinde Trump, bu tehdidinden (şimdilik) geri adım attı ve “barış görüşmelerinin” hala devam ettiğini belirtti. Ancak ABD’nin, bir “nükleer anlaşmaya” varılana kadar deniz ablukasını sürdüreceğini iddia etmesi, barışçıl bir çözüm umutlarını daha da zayıflattı.
Savaş üçüncü ayına girerken petrol fiyatları bir miktar gerilese de 100 doların oldukça üzerinde kalmaya devam etti. Hürmüz Boğazı kapalı kalmayı sürdürüyor ve neredeyse hiçbir gemi buradan geçiş yapamıyor. Dünya ekonomisi için asıl mesele artık sadece petrol değil; uçak yakıtı gibi petrol ürünlerinde ve bu yılki tarımsal ile endüstriyel üretimi sürdürmek için gereken bir dizi hammaddede yaşanacak kaçınılmaz küresel kıtlıktır. Halihazırda ABD petrol envanter verileri, ham petrol ve yakıt stoklarında sert düşüşler olduğunu gösteriyor.
OPERASYONEL TABAN TEHLİKESİ VE ARZ ŞOKU
JPMorgan ekonomistleri, küresel petrol stoklarının Eylül ayına kadar “Operasyonel Taban” seviyesine vuracağını tahmin ediyor. “Operasyonel Taban”, küresel petrol üretiminin işlerliğini korumak için gereken minimum seviyedir; bu seviyenin altına düşüldüğünde boru hatları basınç kaybeder, terminaller kapanır ve rafineriler devre dışı kalır. Dünya Bankası’nın yayımladığı son Emtia Görünümü raporu da dünya ekonomisi, özellikle de en yoksul ülkeler ve halkları için alarm verici nitelikte. Enerji fiyatlarının bu yıl, Rusya’nın 2022’deki Ukrayna savaşından bu yana en yüksek seviyesine çıkarak yüzde 24 oranında artması bekleniyor. Genel emtia fiyatlarının ise, yükselen enerji ve gübre fiyatları ile temel metallerdeki rekor seviyeler nedeniyle 2026’da yüzde 16 artacağı öngörülüyor.
Enerji altyapısına yönelik saldırılar ve küresel deniz yoluyla taşınan ham petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 35’ini gerçekleştiren Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar, küresel petrol arzında başlangıçta günlük yaklaşık 10 milyon varillik bir azalma ile kayıtlara geçen en büyük arz şokunu tetikledi. Brent petrol fiyatları, Nisan ortasında yıl başına göre yüzde 50 daha yüksek seyrediyor. Dünya Bankası, Brent petrolün 2026’da ortalama 86 dolar olacağını öngörüyor ki bu tahmin son fiyat artışlarından önce yapıldı ve en şiddetli aksamaların mayıs ayında sona ereceği varsayımına dayanıyor.
GIDA GÜVENLİĞİ KRİZİ
Dünya Bankası Grubu Baş Ekonomisti Indermit Gill şu sonuca varıyor: “Savaş küresel ekonomiyi kümülatif dalgalarla vuruyor: önce yüksek enerji fiyatları, ardından yüksek gıda fiyatları ve son olarak borçları daha pahalı hale getirecek olan yüksek enflasyon.” Gill ayrıca, gelirlerinin en büyük kısmını gıda ve yakıta harcayan en yoksul insanların ve ağır borç yükü altındaki gelişmekte olan ekonomilerin en sert darbeyi alacağını belirterek; “Tüm bunlar sert bir gerçeğin hatırlatıcısıdır: Savaş, kalkınmanın tersine işlemesidir,” dedi.
Yükselen emtia fiyatları enflasyonu artıracak ve dünya genelinde ekonomik büyümeyi tahrip edecektir. Gelişmekte olan ekonomilerde enflasyonun 2026’da ortalama yüzde 5,1 olması bekleniyor; bu rakam savaş öncesi beklentilerden tam bir puan daha yüksek. Bu ekonomilerin büyüme hızı yüzde 3,6’ya gerileyecek. Kritik bir nokta olarak, bu etkiler diğer temel emtia piyasalarına da sıçrıyor. Dünya Bankası’na göre, jeopolitik bir şokun tetiklediği yüzde 10’luk bir petrol artışı, doğal gaz fiyatlarında yüzde 7, gübre fiyatlarında ise yüzde 5’in üzerinde artışa yol açıyor. Gübre şoku halihazırda başlamış durumda ve mahsul verimindeki düşüş sonbaharda görülecek. Gübre fiyatları ton başına 900-1.000 dolar seviyesinde kalırsa, küresel gıda fiyatları yüzde 60-100 oranında artabilir ve bu durum 100 milyon ek insanı yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya bırakabilir.
STAGFLASYONUN AYAK SESLERİ VE VERGİ SAVAŞLARI
Daha önce de belirttiğim gibi, stagflasyon (yavaşlayan reel GSYH büyümesi ve artan enflasyon), İran çatışması patlak vermeden önce zaten ortaya çıkmaya başlamıştı. Savaş bu süreci sadece hızlandırdı; büyük ekonomiler bir makasın iki bıçağı gibi; alt bıçak (büyüme) düşerken üst bıçak (fiyatlar) hızla yükseliyor ve aradaki boşluk açılıyor. ABD tüketici enflasyonu (PCE endeksi) Nisan ayında yıllık yüzde 3,6’ya ulaştı ve son 10 aydır istikrarlı bir şekilde yükseliyor. Enerji fiyatlarındaki sıçrama bu orana daha da katkı yapacaktır.
Trump’ın devam eden gümrük vergisi takıntıları ise enflasyonist baskıyı daha da körüklüyor. ABD Merkez Bankası (Fed), gümrük vergilerinin tüketici fiyatlarına neredeyse tamamen yansıdığını ve çekirdek PCE enflasyonuna yaklaşık 0,8 puanlık bir katkı yaptığını hesaplıyor. Bu stagflasyonist ortamda merkez bankaları büyük bir ikilem içinde: Faizleri artırmalı mı yoksa indirmeli mi? Şimdiye kadar her ikisini de yapmamaya karar verdiler ve beklemede kaldılar.
MERKEZ BANKALARININ KARARSIZLIĞI
Geçen hafta Fed, faiz oranını yüzde 3,5-3,75 aralığında sabit tuttu. Ancak 8-4 biten bu oylama, 1992’den bu yana ilk kez bu kadar çok üyenin karara muhalif kaldığı bir toplantı oldu. Benzer bir bölünme Japonya Merkez Bankası’nda da yaşandı; faiz yüzde 0,75’te sabit tutulurken üç üye artış yönünde oy kullandı. Euro Bölgesi’nde ise stagflasyon artık resmileşmiş durumda. 2026’nın ilk çeyreğinde reel GSYH büyümesi sadece yüzde 0,1 artarak yıllık bazda yüzde 0,8’e geriledi; bu 2022’den bu yana en düşük büyüme hızıdır. Buna rağmen yıllık enflasyon Nisan’da yüzde 3’e tırmandı ve enerji maliyetleri yüzde 10,9 arttı.
Fransa, gerileyen hanehalkı tüketimi ve yatırımlarıyla stagflasyonun en derin yaşandığı yerlerden biri haline geldi. İngiltere’de ise Merkez Bankası, en kötü durum senaryosunda enflasyonun 2027 başında yüzde 6,2’ye ulaşabileceğini tahmin ediyor. Gıda fiyatlarının bu yıl sonuna kadar yüzde 6-7 artması bekleniyor ki bu durum, merkez bankasının enflasyonu “kontrol altına alma” çabasıyla faiz oranlarını ciddi şekilde artırmasına neden olabilir.
İngiltere’de ortalama reel gelirler düşecek (her zamanki gibi en çok düşük gelirli haneler bundan zarar görecek) ve ekonomi durgunlaşacak. Gıda ve konaklama sektörlerinde talep azalması yaşanması ve işten çıkarmalara gidilmesi nedeniyle işsizlik artacak.
Küresel ölçekte, çatışma çok daha uzun sürerse, artan enflasyona ekonomik büyümedeki düşüş de eklenecek ve bazı büyük ekonomilerin bile tam anlamıyla bir durgunluğa sürüklenme olasılığı ortaya çıkacak. Stagflasyon şu anda yaşanıyor, ancak ufukta “slumpflasyon” görünüyor.
Savaş, zengin elit ile geri kalanımız arasındaki genişleyen uçurumu da derinleştirecek. ABD’de bu uçurum “K şeklinde” ekonomi olarak adlandırılıyor; yani, daha varlıklı olanlar daha da zenginleşirken, daha yoksul olanlar daha da yoksullaşıyor.