11 Mayıs 2026 Pazartesi
İstanbul 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Klasiklerin çevirisi

Kemal Ateş

Kemal Ateş

Gazete Yazarı

A+ A-

Başta Türkçe ezan olmak üzere Cumhuriyet dönemindeki pek çok yeniliğin fikir babası Ziya Gökalp’tır. Klasiklerin çevirisi de onun fikriydi. Avrupa dillerinden yapılacak çevirilerin önemini ve gereğini şu satırlarla anlatır:

“Bu kelimelerin lisanımızda vücuda gelmesi için ne yapmalı? Bunun için en feyizli çare, Avrupa lisanlarında yazılmış olan bütün edebi muhallidelerle (klasiklerle) ilmi ve felsefi monografilerin yeni Türkçeye birinci derecedeki üslupçular vasıtasıyla, büyük bir itina ile tercüme edilmesidir. Bu tercümelerle beraber yeni Türkçeye birçok kelimeler ve ifade tarzları girdikten maada, birçok lisani incelikler ve seyyaliteler, sarfi aletler ve uzuvlar, nahvi mekanizmalar ve teşkilatlar, hissi ve sırri manalar ifade edecek yeni kabiliyetler de girecektir. Böylece yeni Türkçe hem en yüksek düşünceleri, hem de en samimi ve orijinal duyuşları anlatmağa muktedir ve tercüman olacaktır.” (Türkçülüğün Esasları, s. 122)

Kısaca şunu söylüyor Gökalp: Klasiklerin çevirisiyle, dilimiz yeni kavramlar kazanacak, Türkçenin anlatım gücü gelişip zenginleşecektir. Bakanlığı sırasında Tercüme Bürosu kurdurup yalnız Batı klasiklerini değil, bütün dünya klasiklerini dilimize çevirtmek için çaba gösteren Hasan Âli Yücel’in yapmak istediği de budur. Bu değerli siyaset ve düşünce insanını yıpratmak isteyenler köy enstitülerinden sonra en çok bu klasikler konusunu dillerine dolamışlardı. Neler yapmadılar adamcağıza!.. Milli Eğitim’deki yangınları bile onun çıkardığına inananlar, gür kaşlarında yanık izleri arayanlar oldu. Ülkemizde çok partili yaşam, bir demagoji ve iftira yarışı olarak başladı.

Niyazi Berkes’in klasiklerin çevirisiyle ilgili yazdıkları da ilginç: Hasan Âli Yücel zamanında dilimize çevrilen klasiklerin Sovyetler’de çevrilen kitaplar olduğunu ileri sürerek, Molier’den, Eflatun’dan yapılan çevirileri komünistlik gibi gösteren yazılar çıktı. Bu çeviriler güya Stalin’den gelen emirle yapılmış. Oysa Batı klasikleri Sovyetlerden, Stalin’den çok önce, Çarlık döneminde Rusçaya çevrilmişti. Bu çeviriler yüzünden Orhan Veli, Sabahattin Eyüboğlu gibi yazarları bile komünist olarak ilan edildiler.

İNTİHAL KAVGASINA EK

7 Haziran 2025 tarihli yazımda edebiyat dünyasında uzun yıllar tartışılan bir intihal kavgasına dair bir anımı yazmıştım. Aslında yapabilseydim o yazı intihal kavgasını konu alan bir öykü olacaktı, bu niyetle başlamıştım yazıya. Kahramanların adlarını yazmamamın nedeni de buydu. Gene ad vermeden yazacağım.

Gazetedeki köşemde yazı yetiştiremediğimde bir iki kez eski yazılarımdan yararlandığım oldu. O yazı aslında beş altı yıl kadar önce intihal ile suçlanan kadın yazarın ölümü üzerine yazılmıştı ve gene aynı günlerde Sincan İstasyonu’nda yayımlanmıştı. Yeni bir yazı değildi. Anlattığım her iki yazarla benim tanışmama ve biraz da bu kavganın içine çekilmek istenmeme Toprak Kovgunları adlı romanım vesile olmuştu. Bu kitabımın H2O Yayınevince yapılan 4. baskısı dolayısıyla Sincan İstasyonu’nda yayımlanan eski yazıma bir iki satır ekleyerek köşemde yeniden yayımlamıştım.

Bazı anılar hemen yaşandığı günlerde yazılmaz, yazılmamalı. Yazarsanız, daha başka kişilerin de karışacağı yeni kavgalara tırmık çekmiş olursunuz. Ancak o anılar sizinle de gitmemeli, zamanı gelince yazılmalı, edebiyat dünyasına bir belge olarak kalmalı. Kitapçıların, dergicilerin, yayıncıların bile içine çekilmek istendiği intihal kavgasına önemli bir tanıklıktı benim yazdığım olay ve benimle gitmemeliydi. İleride her iki yazarın portresini yazacaklara küçük bir katkı sağlayacağına inanarak yazdım. Yazıyı daha önce Sincan İstasyonu’nda yayımlayan Abdülkadir Budak, Hidayet Karakuş gibi yazar arkadaşlardan ve daha başkalarından benim söylediklerimi tamamlayan, doğrulayan anılar, gözlemler dinledim. Belki bir gün onlar da yazacaklardır.

Yazımda kadın yazarın başta dönekliği olmak üzere birçok davranışı, yanlışı mizahi bir dille anlatılıyordu. Hasmına karşı kitapçıları bile kullandığını tanığı olduğum bir olayla anlatmıştım. Kadın yazarı sevenlerden tepki geleceğini beklerken, tersi oldu. Kadın yazara değil de, erkek yazara yakın olan biri rahatsız olmuş bu yazımdan. Biliyorum, söyleyene değil, söyletene bak, türünden bir yazı. Yanlışlarla dolu bu yazıda ben sadece bir iki şeyi düzelteceğim. Başta dediğim gibi, o yazı durup dururken yazılmadı, intihalle suçlanan kadın yazarın öldüğü günlerde, yani beş altı yıl önce yazıldı ve Sincan İstasyonu’nda yayımlandı. Beş yıl sonra Aydınlık’ta bir iki satır ekleyerek tekrar yayımladım, sonra yazıyı ilginç bulan Oda Tv haber olarak verdi. Bu yazıya tepki gösteren arkadaşın asıl şu yanlışını düzelteceğim: İntihal ile suçlayan erkek yazarın çıkardığı dergide ben yazı yazmadım, o derginin okuru bile olmadım. Burada iyilikten söz edilecekse, o yazarla ilişkilerimizde ben iyilik gören tarafta değil, iyilik yapan taraftayım; yazık ki hiçbir iyiliğin cezasız kalmadığını da gören taraftayım.

Kitap önerisi: Niyazi Altunya’dan Cumhuriyet Kitaplar tarafından basılan iki kitap: 1) Kuruluş Öyküleriyle 21 Köy Enstitüsü. 2) Köy Enstitüsü Sistemine Toplu Bakış (1936-1946)

Edebiyat Ziya Gökalp