Köklü bir imparatorluğa kısa bakış: Dakikalar İçinde Bizans
Arkeolog, tarihçi, yazar Töre Sivrioğlu son kitabında Bizans dünyasına odaklanıyor. Doğu Roma olarak da bildiğimiz, tarih sahnesinde uzun süre kalan imparatorluk hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için kısa bir rehber niteliğinde hazırlanmış olan kitap, adından da anlaşılacağı üzere özlü bilgi vermeyi hedefliyor. 200 maddeye bölünen, bin yıllık imparatorluk tarihi için elbette yeterli olmayan fakat başlangıç için ideal denilebilecek bir kitap: “Dakikalar İçinde Bizans”
Töre Sivrioğlu, Bizans’ı şöyle tanımlıyor:
“Roma İmparatorluğu’nun kesintisiz devamı olan ancak daha sonra Batılı tarihçiler tarafından küçümsenerek ‘doğulu, dişil ve fosilleşmiş’ bir krallık olarak adlandırılıp ötekileştirilen Bizans, dünya tarihinin en büyüleyici ve haksızlığa uğramış medeniyetlerinden biridir.”

MÖ. 667’de Megaralı Byzas’ın kurduğu küçük bir limandan, Roma’nın başkentine dönüşen bir şehir olarak varlığını sürdüren İstanbul, antik çağlardan beri görkemini yitirmedi. Fethedilemez denen surları, dillere destan sarayları ve tüm dünyaya ilham olan Ayasofya gibi büyük mimari yapılarıyla adından söz ettiren şehirde bugün dahi Bizans’ın izlerini sürmek mümkün.
OSMANLI’YA ESİN KAYNAĞI OLDU
Yazar Töre Sivrioğlu, Bizans üzerine çalışmalarından biri olan “Dakikalar İçinde Bizans”ta, bin yılı aşan tarihiyle bu kadim devleti mercek altına alıyor. Hemen her döneminde dini tartışmaların gölgesinde yer alan Bizans’ta İznik ve Kadıköy konsilleri, ikonoklazm (tasvir kırıcılık) tartışmaları gibi Hristiyanlık tarihi için çok önemli meselelere de göz atıyoruz. Konstantin, Justinianus, Theodora, Basileios gibi önemli figürlerin tarih sahnesine iniş ve çıkışları, Haçlıların yağmalamaları, Türklerle ve diğer bölge halklarıyla ilişkileri ve elbette 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in fethi ile şehrin düşüşü kitapta karşımıza çıkıyor. Sivrioğlu, tüm bu kişi ve olayları, son derece titizlikle aktarıyor ve Bizans’ın Batı’ya bıraktığı mirası ise şu sözlerle ifade ediyor:
“1204 yılındaki Haçlı işgaliyle en büyük felaketini yaşayan ve parçalanan bu köklü devlet, 1453’te tarih sahnesinden fiziken çekilmiş olsa da mirası asla silinmemiştir. Aksine İtalya’ya taşınan el yazmaları ve bilginleriyle Batı’da Rönesans’ın ateşleyicisi olmuş, kurumlarıyla kendisini yıkan Osmanlı’ya esin kaynağı teşkil etmiş ve Ortodoks geleneğiyle Rus Çarlığı’nı ‘Üçüncü Roma’ ülküsüne taşımıştır.”
“Dakikalar İçinde” serisinin Roma ve Selçuklu gibi diğer devletleri anlatan kitaplarına baktığımızda Bizans kitabında Sivrioğlu’nun daha farklı bir yöntem izlediğini de görüyoruz. Siyasi gelişmeler, önemli şahsiyetler, dini tartışmalar, savaşlar, gündelik yaşam gibi konulara ek olarak Töre Sivrioğlu kültür ve sanat gibi alanlara da dokunuyor. Sanat tarihi açısından bir hayli zengin olan Bizans dünyası bu yönüyle de okura aktarılıyor ve hak ettiği değer veriliyor. Devletin yalnızca siyasi olarak var olmadığını, kültür ve sanata katkılarıyla da hafızalarda yer edindiğini hatırlatıyor.
BİZANS MI DOĞU ROMA MI?
“Bizans mı, Doğu Roma” mı tartışmasına da değinen Sivrioğlu, Bizans teriminin ortaya çıkışının Rönesans olduğunu belirtiyor ve halkın kendilerine daima Romalı dediğini aktarıyor. Fakat yine de Bizans kavramının artık yerinden edilmesinin çok zor olduğunu ifade eden Sivrioğlu’nun kitabının yayımlanmasının hemen akabinde bu konuya dair resmi bir karar alındı. Milli Eğitim Bakanlığının yayımladığı yeni müfredatta bundan böyle “Bizans” yerine “Doğu Roma” ifadesinin kullanılacağı belirtildi. Bu durum kitap isimleri için de geçerli olacak mı, bunu zaman gösterecek:
“Bizans teriminin Rönesans döneminde yaygınlaştığı bilinmektedir. Bizanslılar kendilerini daima Romalı (Romaion) olarak anmışlar ve ülkelerini Roma İmparatorluğu olarak adlandırmışlardı.”
Akademik dilden uzak, olabildiğince sade bir dille kaleme alınan eser, Bizans tarihini geniş bir okur kitlesine ulaştırmayı hedefliyor. Ders kitaplarında birkaç sayfaya sıkıştırılan bu büyük imparatorluğun aslında üzerinde yaşadığımız coğrafyanın şekillenmesinde belirleyici bir yol oynadığını görüyoruz. İstanbul ve İznik’in kara surlarından, Kapadokya’nın birbirinden farklı kiliselerine, geride bıraktığı dini mirastan, Anadolu’nun en ücra yerlerindeki yerleşimlerine köklü bir geleneğe sahip olan Bizans’ı öğrenmek aynı zamanda Anadolu’nun geçmişini ve sürekliliğini de öğrenmek anlamına geliyor.
Kitaptaki bir diğer ustalık ise yoğun tarihsel bilgileri oldukça anlaşılır bir dille aktarması. Sade ve akıcı bir dil kullanılan eserde pek çok tarihsel bilgiyi okur sıkılmadan edinebiliyor.
Osmanlı’ya devlet geleneği, Rönesans dönemine ise antik bilgi mirası bırakan Doğu Roma’nın yükselişi ve çöküşünün ustalıkla resmedildiği kitap meraklıları için bir rehber niteliği taşıyor.