07 Ekim 2026 Çarşamba
İstanbul 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Küresel kumarhanede son perde

Doğan Akdeniz

Doğan Akdeniz

Gazete Yazarı

A+ A-

Küresel kapitalist sistem, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Bretton Woods’ta (doların altına endekslenerek küresel rezerv para ilan edildiği sistem) inşa edilen dolar hegemonyası üzerine kurulmuştur. On yıllar boyunca Washington, karşılıksız bastığı yeşil kâğıtları dünya halklarının emeği ve üretimi karşılığında piyasaya sürerek devasa bir sömürü mekanizması işletmiştir. Ancak tarihin hiçbir döneminde asalak yapılar sonsuza kadar ayakta kalamamıştır. Bugün, küresel borsa spekülatörlerinin ve tekelci finans kapitalin komuta merkezi olan Wall Street ve Washington ittifakı, kendi yarattıkları borç sarmalının içinde sıkışmış durumdadır. Küresel piyasalarda son dönemde yaşanan sert çalkantılar, Asya borsalarındaki dalgalanmalar ve bilhassa Japon yeni üzerinden yürütülen uluslararası operasyonlar, sıradan bir piyasa düzeltmesi değildir. Karşımızda duran tablo, Atlantik sisteminin en büyük dayanağı olan ABD tahvillerini ve dolar saltanatını ayakta tutabilmek için müttefiklerini dahi feda etmeye hazır bir emperyalist merkezî yapının can havliyle çırpınışıdır.

ABD TAHVİL PİYASASININ KIRILGANLIĞI

Küresel kumarhanede son perde - Resim : 1

Bugün ABD ekonomisi, üretim yeteneğini büyük ölçüde yitirmiş, sanayisini finansallaşmanın çarklarına kurban etmiş ve tamamen borçlanmaya dayalı bir asalaklık modeline geçiş yapmıştır. Washington yönetimi, her yıl trilyonlarca dolarlık bütçe açığı vermekte ve bu açığı kapatabilmek için sürekli olarak yeni Hazine tahvilleri ihraç etmektedir. Bu tahvillerin en büyük yabancı alıcılarının başında ise tarihsel olarak Washington’un Asya-Pasifik’teki en sadık müttefiki olan Japonya gelmektedir. Japonya, elinde bulundurduğu yaklaşık 1 trilyon doların üzerindeki devasa Amerikan devlet tahvili stokuyla küresel borç piyasalarının en kritik aktörüdür.

Ancak son dönemde Japon yeninin dolar karşısında son kırk yılın en agresif değer kaybını yaşaması, dolar/yen paritesinin psikolojik eşik olan 160 seviyesine (1 doların 160 yen etmesi noktasına) kadar tırmanması Tokyo’yu ciddi bir likidite krizine sürüklemiştir. Kendi ulusal para birimini korumak ve yendeki erimeyi durdurmak isteyen Japonya Merkez Bankası’nın önündeki en doğal ve rasyonel seçenek belliydi: Elindeki Amerikan Hazine tahvillerini paraya çevirmek, yani satmak, elde ettiği dolar likiditesiyle de piyasadan yen toplayarak kendi parasını desteklemek.

İşte ABD’nin en büyük kâbusu tam bu noktada baş göstermiştir. Borç sarmalına batmış bir Amerikan ekonomisinde, en büyük tahvil yatırımcısının elindeki yüz milyarlarca dolarlık stoku piyasaya boca etmesi, tahvil fiyatlarının çökmesi ve faizlerin kontrolsüz biçimde fırlaması anlamına gelecekti. Bu durum, Amerikan Hazinesi’nin borçlanma maliyetlerini katlayacak, zaten sallantıda olan bankacılık sistemini vuracak ve doların küresel güvenilirliğine öldürücü bir darbe indirecekti. Washington, kendi batışını engellemek adına derhal harekete geçmek zorundaydı.

PİYASAYI DEĞİL ABD TAHVİLLERİNİ KURTARDILAR

Küresel kumarhanede son perde - Resim : 2

Ağustos ayında tüm dünya medyasının “piyasalara istikrar kazandırmak amacıyla yapılan nadir koordineli döviz müdahalesi” olarak sunduğu operasyonun arkasında, derin bir finansal öz savunma mekanizması yatmaktadır. ABD ve Japonya’nın yaklaşık otuz yıl aradan sonra yene doğrudan alım yoluyla destek verdiği bu ortak müdahalede kullanılan yöntemler, emperyalist hiyerarşinin işleyişini açıkça gözler önüne sermiştir.

Washington, Tokyo’nun yene müdahale ederken Amerikan tahvillerini satmasını kesin bir dille engellemiştir. Bunun yerine teknik tarafta ABD Merkez Bankası olan Federal Rezerv (Fed)’in yabancı para otoritelerine yönelik FIMA repo mekanizması (yabancı merkez bankalarının ellerindeki ABD tahvillerini piyasada satmak yerine FED’e rehin bırakarak geçici dolar nakdi sağladığı sistem) devreye alınmıştır. Bu mekanizmanın özü şudur: Japonya elindeki ABD Hazine tahvillerini piyasada doğrudan satmayacak, bunları Amerikan Merkez Bankası’na teminat olarak bırakacaktır. Fed ise bu teminat karşılığında Japonya’ya dolar likiditesi sağlayacaktır. Hatta operasyonun daha da çarpıcı bir boyutu, ABD’nin bu müdahalede dolar yerine avro satmayı tercih etmesidir. Analistlerin de saptadığı üzere, dolar yerine avro satılması, doğrudan ABD Hazine tahvillerine gelebilecek ikincil zararları sınırlama amacını taşımaktadır.

Açıkça görülmektedir ki yapılan operasyon Japon ekonomisini veya Japon halkının alım gücünü korumak için tasarlanmamıştır. Operasyonun yegâne amacı küresel finans sisteminin merkezinde bomba gibi patlama riski taşıyan ABD tahvil piyasasını kurtarmaktır. Japonya, emperyalist merkezin bekası uğruna kendi ekonomik bağımsızlığından ve likidite serbestisinden vazgeçmeye zorlanmıştır.

CARRY TRADE TUZAĞI

Yapılan bu devasa milyar dolarlık müdahalelerin kalıcı bir rahatlama sağlamaması ve yenin kısa süre içinde yeniden değer kaybetmeye başlaması, finansal sömürünün yapısal araçlarından biri olan “carry trade (düşük faizli ülkeden borçlanıp, parayı yüksek faiz veren ülkenin varlıklarına yatırarak risksiz kazanç sağlama)” mekanizmasıyla doğrudan ilişkilidir. Küresel spekülatörler ve hedge fonları (büyük sermayedarların yüksek kazanç için kuralsızca hareket eden agresif yatırım fonları), yıllardır Japonya’daki sıfıra yakın düşük faiz oranlarından yararlanarak ucuz yen borçlanmakta, bu parayı götürüp ABD’nin yüksek getirili dolar varlıklarına veya gelişmekte olan ülkelerin yüksek faizli enstrümanlarına yatırarak ülkeler arasındaki faiz farkı üzerinden asalak bir kazanç kapısı yaratmaktadır.

ABD ile Japonya arasındaki devasa faiz farkı kapanmadığı sürece bu carry trade motivasyonu ortadan kaldırılamamaktadır. Yapılan ortak döviz müdahaleleri, küresel kumarbazlar için sadece yeni ve daha yüksek seviyelerden yen satarak kâr etme fırsatına dönüşmüştür. Küresel sermaye, üretken alanlara yatırım yapmak yerine para hareketlerinden, faiz makaslarından ve kur operasyonlarından beslenen bir asalak gibi yaşamaktadır.

Bu durum, küresel risk iştahı bozulduğunda veya Japonya Merkez Bankası faiz artırmak zorunda kaldığında, spekülatörlerin hızla pozisyon kapatarak borçlandıkları yenleri geri ödemek için diğer ülke piyasalarından kaçmasına yol açmaktadır. Dolayısıyla Atlantik merkezli bu finansal kumarhane ekonomisi, sadece kendi müttefiklerini değil, gelişmekte olan tüm dünya ekonomilerini de sürekli bir finansal şantaj ve oynaklık tehdidi altında tutmaktadır.

AVRASYA’NIN ÜRETİM MERKEZLİ YANITI

Küresel kumarhanede son perde - Resim : 3

Yen operasyonlarının gösterdiği en net gerçek, Batı merkezli finansal kapitalizmin artık sürdürülemez bir tıkanma noktasına geldiğidir. Karşılıksız para basarak, borcu borçla çevirerek ve müttefiklerinin kaynaklarına el koyarak yürütülen bu saltanatın sınırlarına gelinmiştir. Dolar hegemonyası çatlamaktadır; çünkü dünyanın üretim ağırlık merkezi artık Atlantik’ten Avrasya’ya kaymıştır.

Başta BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü olmak üzere yükselen Asya güçleri, emperyalizmin bu finansal silahına karşı kamucu, üretim odaklı ve yerel para birimlerine dayalı yeni bir finansal mimari inşa etmektedir. Çin, Rusya, İran ve diğer Avrasya ülkeleri, kendi aralarındaki ticarette doları tamamen dışlama stratejisini başarıyla uygulamaktadır. Bu hamle, Washington’un tek taraflı yaptırımlarla ve senyoraj hakkıyla (karşılıksız para basarak dünya kaynaklarını bedavaya satın alma gücüyle) dünya ekonomisine diz çöktürme kabiliyetini her geçen gün daha da zayıflatmaktadır. Doların küresel rezerv para olma niteliği aşınırken, ABD’nin borç sarmalı kendi sonunu hazırlayan bir saate dönüşmektedir.

TÜRKİYE İÇİN KURTULUŞ REÇETESİ

Küresel ölçekte yaşanan bu finans savaşları ve tahvil krizleri, Türkiye ekonomisi için hem ciddi riskler hem de tarihsel dersler barındırmaktadır. Türkiye, uzun yıllardır uygulanan neoliberal politikalar neticesinde sıcak paraya, dış borçlanmaya ve batı merkezli finans koridorlarına bağımlı hale getirilmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yurt dışındaki varlıkları çekme çabaları veya Londra tefecilerinden medet uman borçlanma arayışları, Türkiye’yi küresel carry trade dalgalarının ve Atlantik merkezli operasyonların açık hedefi haline getirmektedir.

Devlet tahvili faizlerine bütçeden trilyonlarca lira ayıran, kamu mallarını özelleştirerek borç ödemeye çalışan bir anlayışın emperyalist finansal şantajlara direnmesi mümkün değildir. Japonya gibi devasa bir ekonomik gücün bile ABD tahvillerinin esiri edilerek nasıl hizaya getirildiğini görmek, Türkiye’nin yönünü tayin etmesi açısından hayati önemdedir.

Türkiye’nin önündeki tek kurtuluş yolu, Batı’nın dayattığı IMF patentli reçeteleri, kemer sıkma programlarını ve sıcak para komisyonculuğunu tamamen reddetmektir. Çözüm, paradan para kazanan asalak sistemin çarklarına eklemlenmek değil, tasarrufa, kamucu planlamaya, ağır sanayiye ve tarımsal kendi kendine yeterliğe dayanan bir Üretim Devrimi modelini hayata geçirmektir. Türkiye, yönünü çökmekte olan Atlantik’in borç sarmalına değil, yükselen Avrasya’nın üreten ve paylaşarak gelişen dünyasına dönmelidir. Dolar saltanatı çökerken, kendi millî üretim ekonomisini kuran ve tam bağımsızlık çizgisinde ısrar eden milletler geleceğin kurucuları olacaktır.