Lübnan: İşgal, iç savaş, direniş
Devlet nedir, ideal devlet nedir, devlet sınıflı toplumların eseri ve esiri midir, olmazsa ne olur ve benzer konular hakkında filozoflar çok tartıştı. Günümüz Lübnan’ı, Eflatun’un “ya filozoflar hükümdar ya da hükümdarlar filozof olmalı ideali ile yönetilen adil devlet” modelinden tamamen uzak, Thomas Hobbes’un korktuğu ve tanımladığı “doğa durumu” ile “başarısız devlet” gerçekliğine çok daha yakın bir yapı sergilemektedir.
‘MEZHEPSEL KOTA’ SİSTEMİ
Başarısız devlet modelini Lübnan’a Eylül 1920’de tesis edenler Büyük Ortadoğu Projesi’nin ilkel modelini uygulayan İngiltere ve Fransa emperyalist devletleriyle uluslararası siyonist örgüttür. Lübnan’da başarısız devlet modeli Mayıs 1926’da aynı kuvvetlerin hazırladığı anayasa ile teminat altına alındı.
Lübnan, “mezhepsel kota” (konsosyonel) sistemiyle yönetilmektedir. Lübnan’da yönetim, 1943’ten beri dini mezhep kotalarına göre dağıtılır (Cumhurbaşkanı Maruni Hristiyan, Başbakan Sünni, Meclis Başkanı Şii olmak zorundadır). Ülkedeki tüm etnik grup ve mezheplerin nüfus oranına göre belirlenen Lübnan Temsilciler Meclisi toplam 128 sandalyeden oluşmaktadır.
Ülkede resmi olarak tanınan 18 dini cemaatin tamamı mecliste doğrudan ayrı bir kontenjanla temsil edilmemekle birlikte, 11 ana gruba özel sandalye dağıtımı yapılır ve geriye kalan küçük topluluklar tek bir ortak kota altında birleştirilir. 1989 yılında Suudi Arabistan’da imzalanan Taif Anlaşması uyarınca meclis koltukları yüzde 50 Müslüman ve yüzde 50 Hristiyan olacak şekilde tam eşitlikle (64’e 64) paylaştırılmıştır.
Sandalye dağılımı mezheplere göre şu şekildedir: Müslüman ve Dürzi kontenjanı (64 Sandalye); Sünni: 27 sandalye, Şii: 27 sandalye, Dürzi: 8 sandalye, Alevi: 2 sandalye. Hristiyan kontenjanı (64 Sandalye); Maruni Hristiyan: 34 sandalye, Rum Ortodoks: 14 sandalye, Rum Katolik: 8 sandalye, Ermeni Ortodoks: 5 sandalye, Ermeni Katolik: 1 sandalye, Protestan: 1 sandalye, Hristiyan Azınlıklar: 1 sandalye (Süryaniler, Keldaniler, Kıptiler ve Latin Katolikler gibi kendi özel kotası olmayan diğer küçük cemaatleri temsil eder).
SADECE HİZBULLAH MEŞRU İLAN EDİLMİŞTİ
Bir devlette o devletin silahlı kuvvetleri dışında bir silahlı kuvvet olabilir mi? Devlet içinde devlet olur mu? Biz Türkiye’de devletin ordusu, polisi dışında PKK’nın IŞİD’in, FETÖ’nün veya başka bir etnik, mezhep, organize suç örgütü, mafya, sınıf veya bir zümrenin silahlı bir gücünü kabul edebilir miyiz?
O halde Lübnan’da neden devletin ordusu dışında Şii Hizbullah’ın bir silahlı gücü var? Bunlar meşru sorular ve yanıtları karmaşık değil, milletin devleti yoksa örgütlerin, mezheplerin, mafyaların, suç örgütlerinin devletçikleri zahir olur cirit atar. Lübnan’da ya Lübnan halkı eliyle ya da bir dış müdahale yoluyla milli bir devlet inşa edilinceye kadar mevcut tablo devam edecektir. Ayrıca Lübnan’la ilgili az bilinen en önemli hususlardan birisidir; ülkede sadece Şii Hizbullah’ın askeri bir yapılanması yok. Filhakika, Hizbullah siyasi, ekonomik ve silahlı bir yapı olarak Lübnan sahnesine en geç zuhur eden partidir. Ayrıca 1975-1990 iç savaş sonrasında imzalanan 1989 Taif Anlaşmasıyla Lübnan Hizbullah Partisi’nin askeri varlığı dönemin Lübnan Hükümeti, Parlamentosu ve Arap Ligi’nden “düşman siyonist İsrail’e karşı kalkan görevi yapan” kuvvet olarak onay almıştı. Onun dışında kalan tüm Lübnan milis yapıların silah bırakmasını şart koşmuştu.
LÜBNAN’DAKİ DİĞER SİLAHLI GRUPLAR
Ama ve lakin bu anlaşmaya rağmen ülkede neredeyse her mezhep, parti ve etnik grubun kayıt dışı ya da örtülü bir silahlı gücü bulunuyor. Hizbullah dışındaki başlıca silahlı aktörleri yakından tanıtalım. Şii gruplar; Emel Hareketi-Lübnan Direniş Alayları (Afvacu’l-Mukavemeti’l-Lubnaniyye): Meclis Başkanı Nebih Berri liderliğindeki bu seküler-Şii parti, Hizbullah’ın en büyük müttefikidir. Binlerce eğitimli savaşçıdan oluşan çok ciddi bir askeri güce sahiptir ve sınır hattındaki çatışmalara doğrudan katıldığını ilan etmiştir. Şii aşiret yapıları; Bekaa Vadisi ve Suriye sınırında konuşlu Jaafar, Zaiter, Noun ve Şamas gibi büyük Şii aşiretleri, ağır silahlara sahip otonom ordular gibi hareket eder.
Sünni gruplar; Cemaat-i İslami-Şafak Kuvvetleri (Fecr Kuvvetleri): Müslüman Kardeşler’in Lübnan kolu olan bu Sünni siyasi partinin askeri kanadı Fecr Kuvvetleri (Fajr Forces), İsrail ile yaşanan çatışmalarda aktif olarak roket saldırıları düzenleyerek adını tekrar duyurdu.
Gelecek Hareketi sempatizanları ve Sünni milisler: Eski Başbakan Saad Hariri’nin partisi resmi bir milis gücü barındırmasa da, Trablusşam ve Akkar gibi Sünni nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yerel, silahlı Sünni gruplar ve mahalle milisleri varlığını korumaktadır.
Hristiyan Gruplar; Lübnan Kuvvetleri (Ketaib / Samir Caca): İç savaş döneminin en büyük Maruni Katolik Hristiyan milis gücü olan bu yapı, günümüzde ana muhalefet partisidir. Resmi olarak silahsız olduklarını savunsalar da, Hristiyan dağ köylerinde ve Beyrut’un doğu kesimlerinde asayişi koruma ve “öz savunma” adı altında binlerce hafif ve yarı otomatik silaha sahip organizasyonel bir tabana sahiptirler. İsrail ve ABD’nin Lübnan’da en çok itimat ettiği Milis kuvvetidir. Hizbullah ve İran’ın en keskin düşmanları olarak görülür. Ketaib Partisi (Falanjist) İspanyolca kökenli bir kelime olup (Falangista) kelime anlamı olarak “aşırı sağcı, paramiliter ve faşizan ilkeleri benimseyen milliyetçi hareketin üyesi” demektir. Cemayyel ailesi liderliğindeki köklü Maruni partisi, yapısal olarak Lübnan Kuvvetlerine benzer şekilde yerel düzeyde askeri lojistiğini ve silahlı tabanını muhafaza eder.
Dürzi Gruplar; İlerici Sosyalist Parti (PSP/Velid Canbolat): Dürzi cemaatinin hamisi olan bu partinin resmi bir ordusu olmasa da, Cebel-i Lübnan (Şuf bölgesi) dağlarındaki Dürzi erkeklerin neredeyse tamamı silahlıdır. Olası bir iç tehdit durumunda saatler içinde disiplinli bir askeri güce dönüşebilen milis ağları mevcuttur. Filistinli silahlı gruplar (kamplar): Lübnan Ordusu’nun Taif Anlaşması gereği girmediği ve güvenliğini tamamen Filistinli gruplara bıraktığı 12 mülteci kampı, ülkedeki en kontrolsüz silah yığınağına ev sahipliği yapar.
El-Fetih: Kampların çoğunda asayişi kontrol eden ana Sünni-Filistinli güçtür.
HAMAS ve İslami Cihad: Lübnan’daki kamplarda militan devşiren, kendi mühimmat depoları ve silahlı hücreleri olan yapılardır.
Asbu’l-Ensar ve diğer radikal cihatçılar: Ayn el-Helve gibi kamplarda konuşlu, El-Kaide türevi radikal Sünni hücrelerdir. Seküler ve milliyetçi yapılar; Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi (SSNP): Mezhepler üstü (Büyük Suriye idealini savunan) ancak ağırlıklı olarak Grek Ortodoks Hristiyanlar, Aleviler, laik sünniler ve Dürzilerden destek gören bu partinin “Kasırga Kartalları” adlı silahlı kanadı var.
NETANYAHU’NUN DAYATTIĞI SEÇENEKLER
Şimdi, devletin mevcut kurumları çökmüş, hizmet sunmakta aciz, yolsuzluk ve yoksulluk arşa ulaşmış, ülke nüfusunun yarısından fazlası gurbette, bankalar iflasını ilan etmiş, liyakat yerine mezhepçilik, üretim ekonomisi yerine ABD ve Avrupa ile petrol zengini Körfez ülkelerinden gelen yardımlarla emekleyen, Trump’ın verdiği İsrail ile barışa karşılık 30 milyon dolarla yetinen, İsrail Ordusu’nun işgali altında olan Lübnan’ın Maruni Katolik Cumhurbaşkanı Josef (Joseph-Yusuf) Avn ile Sünni Başbakanı Nevvaf Selam ve faşist Falanjist Parti üyesi olan Dünya Bankası Grubu’nda kıdemli ekonomist ve yönetici olarak çalışmış Lübnan’ın ABD Büyükelçisi Nada Moawad, İsrail ile 26 Haziran’da barış anlaşması imzalamış.
Netanyahu, “Önce Hizbullah’ın silahını elinden alın yoksa çıkmam.” diyor. Özetle ya işgal ya direniş ya iç savaş seçeneğini sunuyor. Anlaşma meşru Lübnan Hükümeti’nin. “Uymazsanız ABD, dostlarımız Araplar, Lübnan’daki örgütlerimiz, ikna edebilirsek Ahmet Şara kuvvetleri, topyekün Lübnan’a gireriz.” demeye getiriyorlar.
İran, Hizbullah ve müteffikleri ile ne yapacağını açıkça söyledi. “İsrail kayıtsız şartsız Lübnan’dan çekilmeli.” dediler. Tüm bu çevrelemenin tam merkezinde olan Türkiye ne yapar?