Macron’un Asya sınavı

Ali Rıza Taşdelen

Ali Rıza Taşdelen

Gazete Yazarı
TÜM YAZILARI

Fransa’nın 2008’de yayımlanan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde (Beyaz Kitap) şu tespitler yapılıyordu:
-Dünya dengeleri değişmiştir.
-Batı (ABD+Avrupa Birliği) ekonomik ve stratejik inisiyatifi kaybetmiştir.
-Asya’da Çin, Hindistan ve Rusya gibi ülkeler Batı ile boy ölçüşür duruma gelmiştir.
-Böylece dünyanın ekonomik ve stratejik çekim merkezi Asya’ya kaymıştır.
-Dünya çok kutupluluğa doğru gitmektedir.
-2025’lerde Çin ve Hindistan birinci sırada yerlerini alacaklar.
-Bu hızlı yükseliş, diğer gelişmekte olan ülkelerle birlikte dünyayı ekonomik ve jeopolitik bir sistem olarak yeniden şekillendirecektir.
-Rusya ile barış içinde olan Avrupa’nın güvenliği de garanti altında olacaktır.
-Karşılıklı ekonomik ve politik bağımlılık, İran’ın nükleer programından enerjiye kadar birçok konuda ortak çıkarlarımızın olduğu Rusya ile bizi işbirliği yapmaya itiyor.
-Rusya’nın bölgede sahip olduğu yeri ısrarla ifade etmesi, Çin’in her alanda ilerlemesi ABD’yi nispeten etkileyecektir.
-Ulusal olarak veya AB çerçevesinde, Başta Çin olmak üzere yeni güçlerle daha düzenli bir politik diyalog yürütmeliyiz.

11 yıl sonra Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bu çizgiye gelmiştir. Son 3 ay içindeki açıklamaları bu doğrultudadır.
Bu yılın G20, G7 Zirveleri ve Fransa Büyükelçiler Konferansında Macron’un açıklamalarına bakınız, yukarda sıraladığım çizgiye geldiğini göreceksiniz.
Fransa derin devletinin içindeki Atlantikçi kanat ile ulusal egemenlikçi/Avrasyacı kanat arasındaki mücadelenin sertleştiğini görüyoruz.
Atlantikçi kanadın adayı olarak iktidara gelen Macron, gelinen aşamada bu kanat ile çatışmaktadır. Geçen hafta yaptığı açıklamada “Derin devlet Rusya ile ilişkilerimizin gelişmesine direnmektedir” dedi.

ABD’nin dünyaya dayattığı küreselleşme ve neoliberal politikalar, Fransa’yı da derinden etkilemiş ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşturulan kamucu sosyal devlet yıkıma uğramış, Fransa krizlerden kurtulamayan ve yoksullaşan bir ülke konumuna gelmişti.
Bu süreçte Fransız derin devleti içinde yukarda belirttiğim kanatlar arasında dönem dönem uzlaşmalar olmakla birlikte sürekli çatışmalar olmuştur.
1981’den 2007’e kadar Fransa devlet yapısı içindeki çatışma ve çelişkiler Atlantikçi kampı temsil eden sosyal demokrat François Mitterrand ile de Gaulle’cü ve Atlantik karşıtı kampı temsil eden Jacques Chirac arasında olmuştur.
2007’de Atlantikçiler inisiyatifi ele geçirmiş Chirac’ın partisinin içinden çıkan Nicolas Sarkozy, de Gaulle’cü gelenekten kopmuş ve ABD’nin Avrupa’daki en sadık adamı olmuştur. 2012’de gelen sosyal demokrat François Hollande, Sarkozy’nin çizgisini devralmış ve daha saldırgan bir çizgide devam ettirmiştir.
Hollande, 2013’te Beyaz Kitap’ı yeniden yazdırmış ve ters yüz etmiştir.

Emperyalizmin bu iki bacaklı sisteminin partileri içinde de yukarda belirttiğim saflaşma doğrultusunda çelişkiler ve çatışmalarvardır.Yer yer biri diğerine üstün gelebilmiştir.
Neoliberal sistemin iflası, partilerini de parçalanmanın ve dağılmanın eşiğine getirmiştir. Fransız tekelci burjuvazisini temsil eden derin devlet, sistemin iki kanadından kopanları Macron’un önderliğinde bir araya getirerek iktidara taşımıştır.
Fakat Atlantik kampının yani küreselleşmenin ve neoliberalizmin iflas ettiği günümüzde, Macron’un Atlantikçi çizgide devam etmesinin olanağı kalmamıştır. Nitekim; Macron’un neoliberal programı Sarı Yelekliler Halk Hareketine toslamıştır.

Macron’un Rusya’ya yönelmesi ve ürkek de olsa Çin ile ilişkilere önem vermesi tarihi bir zorunluluktur. Dünya yeni bir çağa; Asya Çağına girmiştir. Yeni dünyanın dengelerine direnenler kaybedeceklerdir. Macron ancak Hollande’ın Atlantikçi 2013 Beyaz Kitap’ını değil, Chirac’ın Atlantik karşıtı 2008 Beyaz Kitap’ını yeniden güncelleyerek uygulamasıyla başarabilir.