Macron’un ‘üçüncü yol’ fantezisi
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 31 Mart-3 Nisan tarihleri arasında Japonya ve Güney Kore’ye bir ziyaret yaptı. Macron’a, Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ve Savunma Bakanı Catherine Vautrin’in de aralarında bulunduğu beş bakan ile sivil nükleer, uzay ve kuantum gibi çok çeşitli alanlardan yaklaşık 350 şirket temsilcisi eşlik etti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın uluslararası alanda hukuk tanımazlığından tutun da çelişkili konuşmalarını, öngörülemezliğini, İran saldırısı ve Hürmüz Boğazı’nın açılması için yaptığı koalisyon çağırısını eleştiren Macron, Çin ve ABD güçlerinden uzak duran “üçüncü bir yol” önerdi.
“Hukukun üstünlüğüne saygı ve barış ile diplomasiye bağlılık gibi aynı değerleri paylaşan Brezilya, Hindistan veya Kanada gibi ülkelerle bir bağımsızlar koalisyonu oluşturma çağırısında” buludu. “Amacımız, hegemonik güçlerin vasalları olmak değil. Çin’e bağımlı olmak ya da ABD’nin öngörülemezliğine maruz kalmak istemiyoruz.” dedi.
Macron “Çin’e bağımlı olmak istemiyoruz” diyor ama esas olarak Trump’a yükleniyor:
“Ciddi olmak istiyorsak, bir gün önce söylediklerimizin tam tersini her gün söylemeyiz, her gün konuşmamak gerekir. Ve bu bir şov değil. Barıştan, savaştan, kadınların ve erkeklerin hayatlarından bahsediyoruz.”
The New York Times gazetesi, Macron’un bu Asya gezisinde yaptığı konuşmaları “Macron, çatışmalar sürerken Avrupa’nın Trump’a karşı duyduğu öfkeyi dile getiriyor.” şeklinde veriyor. Gazete, Fransız Cumhurbaşkanı, Donald Trump’ın İran’daki savaşı yönetme biçimine “çekinmeden onaylamadığını” ifade etti ve “onu mantıksız konuşmakla suçladı” diye devam ediyor.
KENDİNİ AVRUPA’NIN SÖZCÜSÜ GİBİ GÖRÜYOR
Macron cumhurbaşkanı seçildiğinden bu yana hep kendini Avrupa Birliği’nin sözcüsü gibi görmüş ve bu yönde konuşmuştur. Uluslararası alanda da hep bu çıkışlarıyla söylediği okkalı sözlerle gündeme gelmiştir. “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” dediğinde de “Avrupa Ordusunu” savunduğunda da Avrupa “stratejik özerkliğe” sahip olmalıdır fikrini ileri sürdüğünde de dünya kamuoyunun dikkatini çekmiş ve kendinden bahsettirmeyi başarmıştı.
BAŞARISIZ BİR DOKUZ YIL
Her fırsatta “başarılı” bir cumhurbaşkanı olduğunu tekrar etme kibrine de sahipti. Ama seçildiğinden bu yana son dokuz yıldır ortada bir başarı yoktu:
Afrika’da yenildi ve kovuldu. Ukrayna savaşında ABD’nin yanında durarak Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar sonucu ülkesini tarihinde görülmemiş bir enerji ve ekonomik krize sürükledi. Milli gelire oranla yüzde 115 borç oranıyla Avrupa’nın en borçlu ülkelerinden biri oldu. Kriz çiftçileri vurdu, haftalarca eylem yapan çiftçiler Paris’e dayandı. Avrupa’da Rusya’ya karşı savaş kışkırtıcılığının başını çekti. Filistinlilere soykırım uygulayan İsrail’e destek verdiği gibi Filistin direnişini savunanlara karşı baskı uyguladı. Sarı Yeleklilerin muhteşem mücadelesini, emeklilerin direnişini bu köşeden çok yazdım. Burada daha fazla ayrıntıya girmiyorum.
ABD İLE ARALARINDAKİ UÇURUM BÜYÜYOR
Bugün ABD ve İsrail’in İran saldırısını onaylamıyor ve Trump’ın yardım çağırısına koşmuyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için İran’a karşı askeri harekatın onaylanmasına yönelik karar tasarısına Rusya ve Çin ile birlikte karşı çıkıyor.
Son bir yıldır AB ile ABD arasındaki uçurum giderek derinleşiyor. Trump’ın Ukrayna “barış” görüşmelerinde Avrupa’yı dışlaması, Avrupa’ya karşı da ticari ilişkilerde gümrük tarifeleri sopasını kullanması, Avrupa Birliği toprağı olan Danimarka’ya bağlı özerk Grönland adasına göz dikmesi aralarındaki 80 yıllık ilişkilerin kopmasına neden olmuştu.
KRİZE ÇARE ASYA’DA
Avrupalı liderler içinde bulundukları ekonomik kriz ve yükselen enerji kriziyle artan maliyetlerin yol açtığı pahalılık ve rekabet sorununu aşmak için ticari ilişkilerini çeşitlendirme yoluna gitmişlerdi. Fransa, İngiltere ve Almanya liderleri art arda Çin’in yolunu tutmuşlardı. Aynı şekilde Hindistan ve Avusturalya ile ticareti geliştirmenin yollarını aradılar. Daha önce de Latin Amerika ticaret örgütü Mercosur ile anlaşmalar yapmışlardı. Macron’un Güney Kore ve Japonya ziyaretleri de bu bağlamda olmuştur.
Çünkü ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a başlattığı vahşi saldırıyla ortaya çıkan küresel ikinci enerji krizi ile patlayan akaryakıt ve gaz fiyatları ekonomilerini alt üst etmeye başlamıştır. Politico, içine girilen krizle Avrupa’nın “imalat sektörünü felç etme, havayolu şirketlerini yere çivileme, gıda fiyatlarını yükseltme, borçlanma maliyetlerini patlatma ve enflasyonu cehennem gibi bir sarmalın içine yeniden sürükleme riski taşıyan bir tedarik şokuyla karşı karşıya” olduğu değerlendirmesini yaptı.
Avrupa şimdi içine girdiği bu ekonomik ve aynı zamanda siyasi krizden çıkış yolu arıyor. ABD’den uzaklaşma sürecine giren Avrupa ekonomik sorunlarına çözümü Asya’da arıyor. Değişen dünya dengelerinde ve özellikle çöken Batı sisteminin yerine Macron ne olduğu belli olmayan “yeni bir dünya” öneriyor.