13 Haziran 2026 Cumartesi
İstanbul 20°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Makineleşme ve kırsaldan kopuş (1)

Cengiz Çakır

Cengiz Çakır

Gazete Yazarı

A+ A-

2026 yılı Kurban Bayramı arifesindeyiz. Bayramınız kutlu olsun. Sağ olursam, gelecek ay ortasında 83 yaşını bitireceğim. Tarihin hızlandığı bir zaman diliminde geçen bir ömür sürmüşüm. 1924, 1961 ve 1982 tarihlerinde çıkarılmış üç anayasa, 51 hükümet, 2 kabine döneminde yaşamış bulunuyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarı, ilkokula başladığım yıl sona ermiş, 14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti iktidarı başlamıştı.

1950 yılında Türkiye’nin nüfusu 21 milyon olup, bunun yüzde 25’i kentlerde, yüzde 75’i köy ve nüfusu 20 binden az olan kasabalarda yaşamakta, temel geçim kaynağını tarım oluşturmakta idi. O zaman yapılan tarım hakkında fikir vermek üzere bazı anı ve gözlemlerden söz edelim.

Çalışmakta olduğumuz yere, önüne kattığı iki öküz ve takım taklavatını sardığı eşeğiyle gelmişti Pala Osman. Boyunduruğu öküzlerin boynuna geçirdikten sonra sabanın okunu boyunduruğa sıkıca bağladı. Elinde övendire adı verilen bir alet vardı. İki metre uzunlukta bir sopanın kalın tarafına spatulayı andıran bir sıyırıcı takılmış, ince kısmın ucuna uzunlamasına çakılan çivinin ucu sivrilmişti. “Doha” diyerek ve övendirenin sivri ucuyla dürterek harekete getirilen öküzlerin gücüyle toprak işleniyordu. Yakınımızdaki kıraç tarlada epey çalıştıktan sonra öküzlere yem verdi ve yanımıza geldi.

Babam “Pala, neden beygir çifti kullanmıyorsun?” deyince, “Ali abi, beygir çok yem yer, öküz kanaatkâr hayvandır, yavaş olsa da güçlüdür.” dedi. Bir çift öküz ile yılda 40-50 dekar arazi işlenebilir. İş hayvanları olmadan ürünleri ekip biçmek olanaksızdır. Ailenin yiyeceği yanında hayvan yemi üretimi de zorunludur. Sap-saman, çayır otu gibi kaba yemler yanında arpa ve yulaf da verilir. Hayvanlar traktörün çıkamadığı eğimli ve küçük arazilerde çalışabilir. Hayvan çiftleri ile çayırlık alanları sürmek mümkün değildi. Traktörler gelince çayır ve meraların önemli bir kısmı büyük toprak sahipleri tarafından yağmalanmıştır.

TOPRAKSIZ ÇİFTÇİ GEÇİMDEN ACİZ KALDI

Ekinler, orak veya tırpanla biçilir, yamaç arazilerde kadınlar, desteleri sırtlarına yüklenip harman yerine taşırlar. Altına çakmak taşı çakılmış kızak şeklindeki düveni, hayvan gücüyle ekin sapları üzerinde gezdirerek veya birbirine bağlanmış hayvanlara çiğneterek taneler saplardan ayrılır ve saplar ufalanır. Uygun hızda rüzgâr estiğinde yaba denilen küreğe benzer aletle havaya savrulan karışımdaki daneler, yoğunluğu nedeniyle yakın bir noktaya düşer, hafif olan saman parçaları, rüzgârla daha uzağa taşınarak ayrılır.

Hasat harman işleriyle haftalarca uğraşmak gerekebilir. Yağmurlu hava işleri bozar, yangın tehlikesi nedeniyle ateşe çok dikkat etmek gerekir. Hayvan ve insanlardan korumak için gece gündüz başında beklenir. Sonunda daneler ve saman, çuvallarla hayvan sırtında veya arabalarla ambara taşınır. Kısacası tarım insan emeğine ve hayvan gücüne bağlı emek-yoğun bir faaliyetti.

Her hayvan çifti için bileği kuvvetli bir adam lazımdır. Geniş toprak sahipleri, arazilerini ortakçılar eliyle işletirlerdi. Marabalar ağalara, ağalar da marabalara muhtaçtı. Yedi ortakçının işini yapabilen traktörler çıkınca toprak insan ilişkileri bozuldu. Toprak sahipleri traktör, harman makinesi, biçer-döver kullanmaya başlayınca topraksız çiftçiler, geçimden aciz kaldılar. Tek çıkar yol şehirlere gitmekti. Söylentiye göre İstanbul’un taşı toprağı altındı. Fabrikalara ucuz işgücü lazımdı.

TRAKTÖR SAYISI ARTTI!

Adnan Menderes’in başbakan olduğu ilk dönemde dört yıl üst üste hava koşulları tarıma elverişli seyretmiştir. Hiç gereği yok iken Marshall Yardımı alınmış, TBMM’nin onayı alınmadan Kore’ye bir tugay gönderilmiş, Çinlilerin kıskaca aldığı Amerikan tümenini kurtarmak için Mehmetçiğin kanı dökülmüştür. NATO’ya girilmiş, eğitim kurumlarına Amerikalılar el atmıştır.

Ben lise 2. sınıfta iken 27 Mayıs 1960 İhtilali ile Demokrat Parti iktidarı sona ermiştir. Yassıada yargılamaları, Menderes ve iki bakanın idam edilmesi... 9 Temmuz 1961’de yeni anayasa halk oylamasına sunularak kabul edilmiştir. Özgürlük ortamında geçen üniversite yılları. İsmet İnönü’nün başbakanlığı... Talat Aydemir ve Harbiyeliler... Kıbrıs’ta Rum vahşeti. 1965’te Ziraat Fakültesinden mezun olarak göreve başladığımda Adalet Partisi seçimi kazandı ve Süleyman Demirel başbakan oldu.

1950’de 16 bin 600 olan traktör sayısı 1965’te üç kat artarak 54 bin 700’e çıkmış, kırsal nüfus oranı 9,5 puan azalarak 65,6’ya inmiştir. Nüfus 15 yılda 10 milyon artarak 31,4 milyona ulaşmıştır. (Devam edecek)

Üretim