Maradona ve Messi
Bazı ülkelerden söz edildiğinde akla hemen milli futbol takımları gelir. Dünya şampiyonu olmuşlardır, futbol okulları kurmuşlardır ve yıldızlar yetiştirmişlerdir. Ancak bazı futbolcular diğer yıldızlardan ayrılır. Bazen “sihirbaz”, bazen “deha” olarak anılırlar. Arjantin denince akla gelen hemen milli takımından önce farklı dönemlerde top koştursalar da Maradona ve Messi’dir. Hatta sadece Arjantinli değil, birçok ülkeden spor yorumcuları bu iki futbolcunun “adeta başka gezegenden geldiklerini” söyler.
Villa Fiorito’nun yoksul mahallesinde, kısa boylu bir çocuk yıpranmış bir deri futbol topunun peşinden koşarken, bir gün dünyanın onu Diego Armando Maradona olarak tanıyacağının farkında değildi. Yirmi yedi yıl sonra, Rosario şehrinde, yaşıtlarından daha kısa boylu ama yetenekli bir başka çocuk, savunmacılarla mücadele etmeden önce büyüme hormonu eksikliğiyle mücadele ediyordu. Bu çocuk da Lionel Andrés Messi idi.
İKİ 10 NUMARA İKİ İSTİSNA
Zaman geçtikçe stadyumlar ve taktikler değişiyor ve gelişiyor. Oyun giderek hızlanıyor. Ancak çok sayıda yorumcuya göre, bir şey değişmeden kaldı: Arjantin’in 10 numarası milli formayı giydiğinde, futbolun kuralları sanki çok az da olsa esniyor.
Özünde futbol, olasılıklar oyunu. Bir pas başarılı olabilir veya başarısız olur. Bir şut hedefi bulabilir veya ıskalayabilir. Taktik bir plan küçük bir ayrıntı yüzünden çökebilir. Ancak çoğunluğa göre, Maradona ve Messi, bu kuralı altüst eden istisnalardır. Zira başarı olasılığını artıran iki isim oldular.
Johan Cruyff’un “Futbol oynamak basittir, ancak basit futbol oynamak çok zordur” şeklinde meşhur bir sözü var. Messi için sadelik, hareketi azaltmakla ilgili değil, kaosu ortadan kaldırmakla ilgili. Topu alıyor, başını kaldırıyor ve uyguladığında, en zor seçenek olmasına rağmen tek mantıklı seçenek gibi görünen bir karar veriyor.
FARKLI OYUN KARAKTERLERİ
Yine birçok ülkeden spor yazarlarına göre, Maradona ise Messi’nin aksine, asla en basit çözümü aramadı. Kimsenin göremediği çözümü aradı. Kaostan doğan, kaosla beslenen ve her zaman zaferle çıkan bir futbolcuydu. Maç kilitlenmişse kilidi açardı, maçın ateşini yükseltirdi. Hatta zafer imkânsız görünürse, bu duruma meydan okumayı kendisine yapılmış bir davet olarak görürdü. Zaten futbol sonraki hayatı da bunun örnekleriyle doluydu.
Umman Gazeteciler Birliği Başkanı Salim El Habsi’ye göre, “Maradona, kimsenin nasıl çalacağını bilmediği bir enstrümanda solo bir performanstı. Messi ise sol ayağıyla yönetilen bir orkestra”.
Taktiksel açıdan bakıldığında, etkileri gollerle veya asistlerle sınırlandırılamaz. Her ikisi de serbest oyun kurucu rolünü yeniden tanımladı. Maradona’dan önce, geleneksel 10 numara topu beklerdi. Maradona ise mücadelenin en şiddetli olduğu yerde topu arardı. Dört savunmacı tarafından çevrili haldeyken, sanki çıkışını bildiği bir odaya giriyormuş gibi topu alırdı. Fiziksel temastan asla korkmazdı. Düşük ağırlık merkezi, olağanüstü top koruması ve olağanüstü görüşü, savunmacıların bir adamı değil, bir gölgeyi kovalıyormuş gibi görünmelerini sağlardı. Sonra Messi geldi ve aynı konsepti amansız pres ve olağanüstü hızın hâkim olduğu bir aşamaya taşıdı. Televizyondan izleyenlerin genellikle ağır çekim tekrarlarında fark edebildikleri pas yollarını keşfetti. Top sürmesi çok sayıda dokunuşa değil, kusursuz zamanlamaya dayanıyor. Rakiplerini hızla değil, düşüncesiyle geride bırakıyor. Pep Guardiola da “Messi’nin başkalarının göremediğini gördüğünü” söylemişti.
LİDERLİK
Ancak efsane olmak sadece topla yaptıklarınızla değil, etrafınızdakilere ilham verdiğiniz şeylerle de ölçülür. Maradona, takım arkadaşlarının imkânsızın gerçeğe dönüşebileceğine inanmasını sağladı. Takımını duyguyla besleyen, önlerindeki yol olası yenilgilerle dolu olsa bile onları mücadeleye sürükleyen bir liderdi. Asla mükemmel değildi, mükemmelmiş gibi de davranmadı. Belki de insanların onu bu kadar çok sevmesinin nedeni buydu; çünkü insan doğasının her çelişkisini taşıyordu.
Messi ise tamamen farklı bir takım lideri oldu. Ancak çok sessiz olduğu için eleştiriler aldı. Sahada koştu, pres yaptı ve fark yarattı. Onun sessizliği kelimelere ihtiyaç duymayan farklı bir üslup oldu.
38 YILDA DUYGULAR DEĞİŞMEDİ
1986 FIFA Dünya Kupası’nda Maradona, Arjantin’i dünya futbolunun zirvesine çıkardı. 2022 FIFA Dünya Kupası’nda Messi de aynı başarıyı, kendine tarzıyla gerçekleştirdi. Bu iki zafer arasında otuz altı yıl geçti ve bu süre zarfında Arjantinlilerin 10 numaralı oyuncularına olan duyguları değişmedi.
Maradona, Messi’nin daha önceki bir versiyonu değildi. Messi de Maradona’nın geliştirilmiş bir versiyonu olmadı. Her birinin özgün özellikleri var. Maradona, dünyaya tek bir futbolcunun doksan dakikada bir ulusun kaderini değiştirebileceğini gösterdi.
Messi’nin sahada etkisi geçici olmadı. Etkisini kaybetmeden yirmi yıldan fazla süren bir başyapıt haline geldi.
SAYILARIN ÖTESİNDE BİR MİRAS
Jorge Valdano, bazı oyuncuların gol attığını, diğerlerinin ise topla edebiyat yazdığını söylemişti. İfade sanki tam olarak onlar için dile getirildi. İkisi de sadece spor bültenlerinde tekrar tekrar gösterilen özet görüntüler bırakmadı. Oyunun ruhunda yaşayan anılar bıraktılar.
Salim El Habsi’ye göre, büyüklüğün gerçek mirası kaldırılan kupa sayısı değil, imkânsızın mümkün olabileceğine inanmaya ilham verdikleri kalplerin sayısıdır.