Maske
Ayna sureti ışıtmamıştı daha
Zaten gördüğü şeyin sağlamasını bile yapamadı binlerce yıl insanoğlu.
Ama hep ihtiyaç duydu gördüğünden çok göstermeye.
Taklit öykünmenin değil; anlamaya çalışmanın adıydı o zamanlar.
Gördüğüne inanıyordu yalnızca,
İnandığını da gösteriyordu.
Her şeyle -bir şey- arasında gidip geliyordu.
Bir şeyi -her-şeyleştiriyordu.
Ama, henüz her şeyi -bir-leştiremiyordu.
Ağır ağır kafasını uzattığında postun altından,
İnsan!
Aslında dönüşmek istediklerinden yalnızca birine dönüşmüştü henüz.
Keşke öyle kalsaydı!
Yalnızca iki yüzlü olmanın bile ne büyük bir erdem olduğunun farkında değildi
Takılan masklar benzediği şeyle değil; benzemedikleriyle bir uzlaşmaydı,
o zamanlar.
Başka hiçbir derdi yoktu; yalnızca “o” anı anlamak için çabalıyordu.
Gerçeği ararken, kendini ona kurban edercesine giyiyordu maskını.
Ve her giydiğinde, duygularıyla aklının dansı coşturuyordu etrafındakileri.
Böylece korku sağaltıma, acı gerçeğe, mask aynaya, dans ayine dönüşüyordu.
Ama sonra olanlar oldu…
Çok cadılar geldi geçti…
Denizlerle karalar birleşti
Yeryüzü ile gökyüzü yakınlaştı
Madde ile ruhun kavgasında
Madde galip geldi, ruh asil kaldı!
Ayin sağaltıma…
Gerçek acıya…
Mask maskeye dönüştü.
Aynaya baktıkça hızla uzaklaştı kendinden insan!
Gösterebildiği kadar kendi oldu.
Neye inanacağını bilmeyecek kadar acizdi.
Öyle çok şeye dönüşmüştü ki; bulamıyordu artık kendini.
Ama tuhaf bir haz da duyuyordu -her şey- olabilmekten!
Modern zaman onu her şeyin içinde -hiçbir şey- yapmıştı.
Artık gerçeği aramak için değil,
Kendi gerçeğini gizlemek için takıyordu maskeyi!