Mbappe’nin Yamal’ın kalçasına attığı tekmenin tarihi
Dün akşam yapılan İspanya-Fransa maçını seyrederken, dalıp 1914’e kadar bir yolculuk yapmışız. Çünkü takımlarının en gençleri olan, Fransız Kylian Mbappe ile İspanyol Lamine Yamal, 90 dakika boyunca, sanki 1914’teymişiz gibi, kıran kırana oynamıyor, adeta savaşıyorlardı. Oyun boyunca, o kadar çok “faul”, yani fiziksel tehlike yaratan vuruşmalar oldu ki, insan ister istemez, “Ne oluyor, yeni bir dünya savaşına mı gidiyor bu Avrupalılar!” diye düşünmeden edemiyor doğrusu.
Gerçekten de, konuyu Dünya Kupası’ndan günümüzün siyasetine getirecek olursak, Avrupa’nın kana doymayan toplumlarının geçmişini hatırlamamak mümkün değil. Diyeceksiniz ki, “Şimdi Avrupa, AB çatısı altında, mutlu bir çokeşlilik ile balayı yapıyor!” Doğrudur elbette. Dışarıdan ilk bakışta, Brüksel’i başkent tutan Avrupa ülkeleri, kendi aralarında çok mutlu görünmekteler. Ah bir de, bu evliliğe karışıp edip duran, okyanus ötesi kaynana ABD olmasa ne güzel yaşayıp sonsuza kadar gidecekler!
HAÇLI BARIŞI BİTİNCE
Ama gerçekten durum öyle midir acaba? Ortaçağ günlerinden beri, yani Avrupa krallarını ve prenslerini İsa adına zorla birleştiren Haçlı Seferleri başarısızlıkla sona erdiğinden bu yana, sürekli savaşan bir Avrupa yok mudur? Tarihten biraz anlayan birileri bile, Avrupa milletlerinin sömürge sahibi olmadan çok önceleri bile, birbirlerini acımasızca yediğini, yok ettiğini bilir. İnanmazsanız Google’da “Avrupa ülkelerinin kendi aralarındaki savaşların tarihi” diye yazıp bir göz atın, durumun dehşetini göreceksiniz. Bakmayın onların, ilk yaptıkları gümrük birliklerini de sayarsanız, daha sadece 75 sene olan “mutluluk” pozlarına. Gelin kısaca bir göz atalım, “Çağdaş Medeniyetin, Aydınlanmanın, Rönesansın, Endüstriyel Devrimin, İnsan Haklarının, ‘özgürlük, eşitlik, kardeşlik’ sloganının sahibi Fransız Devriminin” anayurdu olan Avrupa’nın son 700 senelik kanlı karnesine (bunların içine sömürgelerini ve işgallerini katmıyoruz, sadece kendi aralarındaki zalimliklerini göstermek amacıyla):
AVRUPA’NIN BİTMEYEN İŞTAHI
- Yüz Yıl Savaşları (1337-1453): İngiltere ve Fransa arasındaki hanedanlık hakları yüzünden toplamda 116 yıl süren çatışmalar.
- Avrupa Din Savaşları & Otuz Yıl Savaşı (1524-1648): Katolik ve Protestan devletler arasındaki dini çekişmelerin, siyasi hegemonya mücadelesine dönüştüğü çatışmalar. En yıkıcı olanı Otuz Yıl Savaşları (1618-1648), Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu merkezli olarak Fransa, İsveç, İspanya ve Danimarka gibi pek çok ülkeyi içine çekti. Savaş, modern uluslararası hukukun temeli sayılan Vestfalya Antlaşması ile sonlandı.
- Napolyon Savaşları (1803-1815): Fransız İhtilali’nin yarattığı ideolojik ve siyasi etkilerle, Napolyon Fransası ile diğer Avrupa güçleri (Birleşik Krallık, Rusya, Avusturya, Prusya) arasındaki kanlı karşılaşmalar.
- Birinci Dünya Savaşı (1914-1918): Sömürgecilik rekabeti, milliyetçilik akımları ve bloklaşmalar sonucu patlak verdi. İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya) ile İttifak Devletleri (Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı), dört sene süresince sadece Avrupa topraklarını değil, tüm dünyayı kana buladı.
- II. Dünya Savaşı (1939-1945): Faşizmin yükselişi ve Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan çözülememiş sorunların tetiklediği, Mihver Devletleri (Almanya, İtalya, Japonya) ile Müttefikler (İngiltere, Fransa, SSCB) arasındaki insanlık tarihinin en kanlı savaşı oldu. Bu büyük yıkımın ardından, Avrupa devletleri, kalıcı barışı sağlamak amacıyla günümüz Avrupa Birliği’nin temellerini attı.
VADEDİLMEMİŞ TOPRAKLAR
Şimdi siz sanıyormusunuz ki bu Avrupa devletleri, bin seneye yakın birbirlerine yaptıkları zulmü unutup sarmaş dolaş olacaklar? Yunanlar, 3 bin sene sonra bile hâlâ Truva’nın intikamını konuşurlarken, ABD’li Konfederat Güneyliler 1860’ların İç savaşında kendilerini katleden Kuzeylilere karşı, hâlâ arabalarında ve evlerinde Konfederat bayraklarını uçururken, İtalyanlar hâlâ Nazi Almanyası’nın kanlı hatıraları yüzünden Alman turistlere yüz vermezken, minicik adaya tıkanmış kalmış olan İngiltere, hâlâ İskoç ve İrlandalıların bağımsızlık mücadelesinin hedefinde iken, Brüksel’deki aile fotoğraflarının hiçbir anlamı olduğunu sanmayınız! Bu tür mutluluk fotoğraflarını, her iki dünya savaşı öncesinde çekilen ve sadece birkaç ay sonra, milyonları öldüren yöneticilerin aile görüntülerinden çok izlemiştik. Ama bu fotolar, sadece 30 senede yüz milyon insanın yok olmasını engellemek şöyle dursun, tam da bu katliamların sebebi halinde hatırlanmaktalar bugün.
Aslına bakarsanız, Avrupa Birliği’nin yönetim merkezi olarak, Belçika’nın Brüksel şehrini seçmiş olması bile, Türk halk deyimi ile “çok manidardır”. Çünkü, Brüksel o sözde Avrupa Medeniyetinin en kanlı krallarından Leopold’un memleketidir ve belki de bu seçim, AB’nin şimdilerde oynadığı ve gelecekte de oynayacağı kanlı rollerin açık bir manifestosudur. Aslında bu gerçek, bugün AB’nin İran, Afganistan, Irak, Suriye, Gazze’deki kanlı saldırılarda, ABD’nin emireri rolü oynamasından anlaşılmıyor mu?
GÜZEL GÜNLER MAZİDE KALINCA!
Fransız Mbappe’nin, İspanyol Yamal’ın kalçasına tüm gücü ile vurduğu o şiddetli tekme, işte bizi uzunca bir zaman tüneline götürmüş oldu. Ve o tünelde, şimdilerde “medeniyetin beşiği” rollerini çok iyi oynayan Avrupa ve genel olarak Batı’nın, hem kendi aralarında, hem de dünyanın diğer bölgelerindeki masum insanlığa getirdikleri, zulüm ve kanı görmüş olduk.
1992’de Bill Clinton’a seçimi kazandıran “Aptal adam, ekonomi, oy sandığındaki asıl belirleyicidir!” sloganı, nasıl bugün Trump’ın tepetaklak gitmesini açıklıyorsa, Avrupa’nın “medeni” ülkelerinin ekonomilerinin çekilmez hale geldiğinde, birbirlerine karşı alacakları tarihsel düşmanlığı da açıklamakta. Çünkü, her şey güzel giderken evlilik kolaydır, ama işler bozulup ta boşanma aşamasına gelince, ortalık kan-revana dönüşür genellikle.
Dünyanın Öteki Sesleri: Trio Los Panchos, Meksika ve Latin Amerika’dan Şarkılar
https://www.youtube.com/watch?v=7MAef6pOri0