Meydan kimin?
Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri bu yıl da bölünmüş durumda. Bir tarafta Kültür ve Turizm Bakanlığı, diğer tarafta Hacıbektaş Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi öncülüğündeki etkinlikler var.
İki ayrı tarih, iki ayrı program, iki ayrı siyasi merkez.
Geçen hafta bu tabloyu yazmıştık. Şimdi ortaya çıkan programlar başka bir gerçeği gösteriyor. Sahne de paylaşılmış.
AYNI İSİMLER AYNI ÇEVRELER
Hacıbektaş Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin programı açıklandı. Yine bildik isimler, yine aynı çevreler.
Peki yıllardır emek veren diğer ozanlar nerede?
Ozan Ayhani yıllardır başvurduğu halde programa alınmıyor. Buna karşılık eserleri ve türküleri farklı sanatçılar tarafından söyleniyor.
Ozanın eserinden yararlanmak var. Ozanın kendisine meydanda yer vermek yok.
Bunun adı sanat politikası değildir.
Bu siyasi ve ideolojik bir tercihtir.
OZANLARI DA BÖLDÜLER
Ozan Esrari’nin tepkisi boşuna değil.
Esrari, geçmişte ozanlar arasında haksızlık olmaması için sırayla isimlerin davet edildiğini anlatıyor. Bugün ise programların belli çevreler tarafından adeta parsellendiğini söylüyor.
Mesele tam da burada.
Kendilerinden olmayanı görmeyen bir kültür anlayışı ortaya çıkıyor.
Alevi toplumunu siyasi kamplara bölmek yetmedi. Ozanları da böldüler.
Bir tarafta makbul görülenler var. Diğer tarafta siyasi çizgisi beğenilmeyenler.
Oysa ozan, hiçbir siyasi çevrenin memuru değildir.
MAHZUNİ’Yİ UNUTMADIK
Mahzuni Şerif bugün herkesin sahiplendiği büyük bir ozan. Heykelleri dikiliyor, eserleri meydanlarda söyleniyor.
Fakat Mahzuni yaşarken Alevi kurumlarının bazı çevrelerinde saldırılara ve tehditlere maruz kaldığını da biliyoruz. Ben de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde yaşananların bir bölümüne bizzat tanıklık ettim.
Bu konuyu ve tanıklıklarımı başka bir yazıda ayrıntılı olarak anlatacağım.
Çünkü yaşarken dışlanan ozanı öldükten sonra sahiplenmek kolaydır.
Asıl sınav ozan hayattayken verilir.
KÜLTÜR KİMSENİN ARKA BAHÇESİ DEĞİL
Burada mesele yalnızca Ayhani veya Esrari meselesi değildir.
Mesele ozanların ayrım yapılmadan Hacıbektaş meydanında yer almasıdır. “Senin ozanın, benim ozanım” anlayışı bu kültüre yakışmaz. Bin yıldır bu geleneği sazıyla, sözüyle, nefesiyle taşıyan ozanlar hiçbir siyasi çevrenin kulluğunu yapmaz. Onların efendisi de olmaz. Ozan, gördüğü yanlışı söylemekten korkmaz, kimsenin kapısında eğilmez. Hacıbektaş meydanı da bu nedenle birilerinin kendi çevresini ağırladığı özel bir sahneye dönüştürülemez. Gerçek ozanlar, kimin adamı olduğuna göre değil, ortaya koyduğu esere ve taşıdığı geleneğe göre değerlendirilmelidir.
Bir belediye kültürü kendi siyasi çevresinin etkinlik alanına dönüştüremez. Bir kurum Hacı Bektaş Veli’nin adını kullanarak kendi çevresini sahneye dolduramaz.
Hacıbektaş meydanı ne bir partinin ne bir belediyenin ne de belli bir grubun tapulu malıdır.
Bu meydan halkındır. Bu kültür halkındır. Bu gelenek bütün ozanlarındır.
Esrari’nin dizeleri bugün yaşanan tabloyu özetliyor:
“Bin yılda oluşmuş düzen
Ancak çıkmış yedi ozan
Şimdikiler kültür bozan
Toplum sessiz, kültür sessiz.”
Artık sessizlik bozulmalı.
Hacı Bektaş Veli’yi anmak, onun adını kullanarak belli siyasi çevreleri parlatmak değildir.
Hacıbektaş meydanında artık kimlerin sahneye çıkacağından önce, kimlerin neden dışarıda bırakıldığını sormanın zamanıdır.
Aşk ile...