NATO: Çürümenin ittifakı
Emperyalizm, dünya halkları üzerinde yalnızca askeri, siyasi, ekonomik araçlarla değil; sosyal, kültürel ve ideolojik yöntemlerle de egemenlik sürdürür. Amerikan emperyalizminin öncülüğündeki Atlantik sisteminin en önemli örgütü NATO, toplumların düşünce dünyasını, yaşam biçimini ve değerlerini de şekillendirmeye çalışan küresel bir etki mekanizmasıdır.
Medya kuruluşları, sinema sektörü, dijital platformlar, eğitim programları, gençlik projeleri, sözde sivil toplum faaliyetleri aracılığıyla toplumlara belirli bir dünya görüşü dayatılır. Amaç; ulus bilincini ve bağımsızlık fikrini zayıflatmak, devletlerin egemenlik alanlarına müdahale ederek toplumları emperyalist merkezlerin çıkarlarına uygun hale getirmektir.
SİSTEMİN YUMUŞAK GÜCÜ
Bu ideolojik kuşatma en çok kadınları, gençleri ve çocukları hedef alır. Çünkü toplumların geleceğini belirleyen temel güçler onlardır. Silahlarla alınamayan sonuçlar, eğitimden sanata, medyadan kültüre birçok alanda ve birtakım maskelerin ardında, sistemin “yumuşak güç” araçlarıyla hedeflenir. NATO’nun kültür emperyalizmi; bireyciliği, tüketim kültürünü ve kimliksizleşmeyi teşvik ederken, ulusal dayanışmayı, üretim kültürünü ve ortak gelecek bilincini zayıflatır.
“Kadın hakları”, “demokrasi”, “özgürlük” gibi söylemler bu politikaları yürütmede en kullanışlı araçlardır. Oysa Afganistan’dan Libya’ya, Yugoslavya’dan Irak’a kadar emperyalist müdahalelerin yaşandığı her yerde, geriye yıkılmış kentler, parçalanmış aileler, milyonlarca göçmen ve ağır insani krizler kalmıştır. Bu yıkımlardaki en büyük mağdurlar ise kadınlar ve çocuklar olmuştur.
Bir yandan kadın özgürlüğünden söz edilirken, diğer yandan savaşlar, ekonomik bağımlılık ve neoliberal politikalarla milyonlarca kadın yoksulluğa, işsizliğe ve güvencesizliğe mahkûm edilmiştir. Emperyalist sistem kadınları ve çocukları, bırakın özgürleştirmeyi, ucuz iş gücü ve tüketim düzeninin metası, piyasa malı haline getirmektedir.
NATO’nun etkisi savaş bölgeleriyle sınırlı değildir. Atlantik sisteminin kültürel politikaları, ittifak üyesi ülkelerde de toplumsal çözülmeyi derinleştirmeye çalışır. Aile kurumunun zayıflaması, bireysel çıkarların toplum değerlerinin önüne geçmesi, üretim yerine tüketimin özendirilmesi, uyuşturucu ve şiddet kültürünün yaygınlaşması, gençlerin umutsuzluğa sürüklenmesi bu çürümenin önemli göstergeleridir.
NATO’YA KARŞI CUMHURİYET KADINI
Türkiye, NATO ile birlikte kendini işte böyle süreçlere bağlamıştır. Soğuk Savaş dönemindeki Gladyo yapılanmalarının, darbelerin, tertiplerin, katliamların, suikastların ülkemizdeki demokratik gelişime, ekonomik kalkınmaya, toplumsal bütünlüğe verdiği ağır hasarlar ayrıdır. Üretim gücü zayıflamış, bağımlılık ilişkileri derinleşmiş, toplumsal kutuplaşmalar büyümüş ve bütün bunlarda en ağır bedelleri Türkiye’de de kadınlar, gençler ve çocuklar ödemiştir.
Kadınlarımızın ve çocuklarımızın geleceğini korumanın yolu, NATO’nun askeri, siyasi, kültürel, ideolojik, bütün kuşatmalarından kurtulmaktan geçmektedir. NATO’nun dayattığı bağımlılık düzenine karşı mücadele, aynı zamanda toplumsal çürümeye karşı da en etkili mücadeledir.
Türk kadınının özgürlüğü ile Türkiye’nin bağımsızlığı birbirinden ayrı değildir. Kadınımızın gerçek özgürlüğü emperyalist projelerde değil; ulusal egemenlikte, üretimde, istihdamda ve kalkınmadadır.
Yürüttüğümüz mücadele bu nedenle yalnızca kadınların değil; üretimin, kalkınmanın, bağımsızlığın ve Cumhuriyet’in mücadelesidir. NATO’nun dayatmalarına, emperyalizme ve her türlü bağımlılık ilişkisine karşı mücadele Cumhuriyet Kadını’nın en önemli görevidir.
Formül nettir: Türkiye bağımsızlaştıkça kadın özgürleşecek; kadın özgürleştikçe Türkiye güçlenecektir.
NATO mezara, yaşasın tam bağımsız Türkiye!