NATO’nun Ardından
Günler öncesinde başladı hazırlıklar ve tartışmalar.
Yok Ankara’ya giriş çıkışlar kapatılacakmış
yok şöyle yok böyle.
Dünyanın bir çok ülkesinden
üç bin gazeteci,
onlarca ülkenin devlet başkanları, başbakanları ve
yüzlerce bürokratın konuk olduğu
büyük bir organizasyon söz konusu olunca
güvenlik tedbirleri en üst seviyedeydi.
Bölgemizin ateş çemberi altında olduğu bu günlerde,
muhtemel bir riskin önlenmesi için
Ankaralılar iki gün tahammül etmiş oldu ve organizasyon başarıyla tamamlandı.
Türk misafirperverliğini dünyaya göstermek isterken abartmış olduğumuzu da düşünenler olabilir.
Üstelik NATO’nun masum olmadığını hepimiz iyi biliyorken!
Haklılar.
Ama uluslararası bir organizasyona ev sahipliği yaptığımız gerçeği ile bakarsak;
ne yalan söyleyeyim
Türk rengi olan turkuaz halıda
liderlerin mehter marşıyla cumhurbaşkanlığına yürümeleri benim pek hoşuma gitti.
Yunanistan Başbakanı Sayın Miçotakis bunlardan etkilendiği için mi dayı dayı yürüyordu bilemiyorum.
Ama Fransa Cumhurbaşkanı Sayın Macron gözlüğü ve sportif hali ile sanırsınız bir film yıldızı.
Gözlük de pek havalıydı.
Genç İzlanda Başbakanının biraz da şaşkın bakışlarıyla yürüyüşü,
lider eşlerinin şıklıkları,
Külliyenin Ankara kedileri,
misafirler ne yedi ne içti falan derken
bir NATO zirvesi daha gelip geçti.
Ama Trump ülkesine bile dönmeden
Amerika İran’a yine saldırdı.
Ne hazin ki alıştık bu saldırılara.
Huylu huyundan vazgeçer mi?
Filistin’de masum çocuklar acımasızca katledilirken
Hollanda’lı bir gazeteci
NATO Genel Sekreteri Sayın Rutte’ye
Filistin’de yaşanan soykırımı sormazken
ne hikmetse Türkiye’de bir stand-up göstericisinin gözaltına alınmasını sorabiliyor.
Huylu huyundan vazgeçmez derler.
Batı medyası da değişecek değil ya,
bulduğu her fırsatta
Türkiye’de demokrasi yok demeye çalışacak.
Yine öyle oldu.
Bu olayın NATO zirvesine denk gelmesi tesadüf müydü diye
düşünmeden de edemiyor insan.
Kimden mi bahsediyoruz?
İnce ayar değersizleştirmeler yaparak Atatürk’ü diline dolayıp
yolsuzlukla suçlanan birilerine benzeten,
bu yetmez gibi bir de
İslama ve milyonlarca inanmışa saygısızlık yapıp
Kuran’a laf eden Deniz Göktaş.
Tüm bunlar da sözde komiklik adına.
Tabi yerseniz!
Bilhassa lise ve üniversiteli gençlerin sanal medya akışında
muhtemelen de algoritma maharetiyle bolca görüntülenen
bu stand-up göstericisinin
sahnesinde kullandığı yan yatmış kafa maketi ve gösterisine verdiği ismin
Avustralyalı heykeltraş Ron Mueck’in eserlerine
birebir benziyor olması da
tesadüf müdür bilinmez ama
herkes iyi bilsin ki
bu kadim milletin değerlerine böyle saygısız olanı
ne kimse sever ne de onaylar.
Siz bakmayın belirli bir zümrenin onu izlemesine ve bazı sözde muhalif medyanın parlatmasına.
Bu topraklar kabul etmez
ne ihaneti ne de nankörlüğü.
Peki, benzeri bir terbiyesizliği İsveç’te ya da Kanada ya da ne bileyim ABD’de görebilir miydik?
Elbette hayır.
Çünkü oralarda böyle ucuzluklara kimse izin vermez de ondan.
Kaldı ki siz bir lideri ya da
tarihe mal olmuş bir şahsiyeti sevmeyebilirsiniz, hakkınızdır.
Elbette eleştirebilirsiniz de.
Siz inançsız da olabilirsiniz ya da isterseniz bir puta taparsınız
kime ne.
Ama bir milletin değerleriyle,
bayrağıyla, inancıyla
ne alay edip küçümseyebilirsiniz
ne değersizleştirebilir ne de ötekileştiremezsiniz.
Kim ya da kimlerden cesaret aldınız bilinmez,
bir dönüp de bakın bakalım mizah dünyasında yıllardır varolan isimlere.
Bu olaydan epey öncesi,
bir röportajda soruyorlar
Ata Demirer’e.
Mizahta kırmızı çizgileriniz var mıdır diye.
ben din üzerine mizah yapmam mesela diyor.
Verdiği cevaba niyeyse çok şaşıran gazeteci
nedenini sorunca da
mizahın yıkıcı gücünü düşünürsek
büyük acılarına inancı sayesinde direnebilen hiç bir insanın
ne vebalini alabilirim ne de
sorumluluğuna girerim diyor.
Kıymetli olanı da
insani olanı da
işte budur aslolan.