NATO’nun yeni konsepti ve Türkiye’nin öncelikleri

Fikret Akfırat

Fikret Akfırat

Gazete Yazarı
TÜM YAZILARI

ABD ile Türkiye arasındaki mücadele, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurusuna Ankara’nın “hayır” demesi ve Suriye’de PKK terör örgütüne yönelik sınır ötesi harekat gündemi nedeniyle şiddetleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sınır ötesi harekat kararını açıklamasından sonra ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Türkiye’nin harekatına karşı olduklarını net bir şekilde açıklamıştı. Sözcü Ned Price, 6 Haziran’daki haftalık basın toplantısında sorular üzerine ABD’nin aynı tutumunu tekrar vurguladı.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılımı konusu, NATO’nun 29-30 Haziran 2022’de Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde ele alıncak. Toplantıya İsveç ve Finlandiya’nın da katılacağı açıklandı. Madrid Zirvesi sadece, bu iki ülkenin üyeliği konusu nedeniyle değil NATO’nun yeni stratejik konseptinin kabul edileceği bir Zirve olması açısından da büyük önem taşıyor.

YENİ KONSEPTİN HEDEFİ RUSYA VE ÇİN

Peki yeni konseptte neler var? 14 Haziran 2021’deki Zirve’de yeni konsepte temel oluşturmak üzere hazırlanan “NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik” başlıklı rapor değerlendirilmişti. 10 kişilik bir uzmanlar heyetinin hazırladığı raporda, en son 2010 yılında değiştirilen Stratejik Konsept’in hangi doğrultuda yenileneceğine ilişkin öneriler yer alıyor. Raporda, sistematik rekabetin geri döndüğü, küresel tehditlerin yükselişe geçtiği belirtiliyor ve Rusya, Çin, terörizm, Orta Doğu ve Kuzey Afrika, Yükselen ve Çığır Açan Teknolojiler (EDT), iklim değişikliği, Kovid-19 salgını gibi konular sıralanıyor. Ayrıca, raporun “Yeni Bir Çağa Uyarlanmış Yeni Bir Siyasi Rol” başlıklı bölümündeki “Rusya ve Çin’in eşzamanlı jeopolitik ve ideolojik meydan okuması karşısında NATO’nun siyasi uyuma önemle ihtiyaç duyduğu” şeklindeki saptama, yeni konseptin ana odağında Rusya ve Çin’e karşı mücadele olduğunu ortaya koyuyor.

ABD’NİN DAYATMALARI TERS TEPİYOR

Yeni konsept, aslında, ABD’nin dünyadaki efendilik iddiasını sürdürmesi için kendi önceliklerini NATO’ya kabul ettirmeye çalışmasından başka bir anlam taşımıyor. Rusya-Çin ittifakı ile yükselen Asya ortaklığının Avrupa’yı da içine alarak geniş bir Avrasya ortaklığına dönüşmesini önlemek, ABD’nin önceliği. ABD’nin Ukrayna’yı NATO’ya alma dayatması ile Rusya’yı köşeye sıkıştırma hamlesinin arkasında da esasen bu amaç vardı. Yüzeysel bir bakışla, ABD’nin bunu başarmış olduğu sanılıyor. Oysa, savaşın uzaması ile Rusya’nın geri adım atacağı yönündeki ABD hesabı boşa çıktı. Şimdi Avrupa’da ABD dayatmalarına karşı itirazların yükseldiği görülüyor. Çünkü ABD dayatmalarına uyarak Rusya’ya karşı ambargolar uygulayan Avrupa’nın kendi ayağına sıkmış olduğu çok kısa bir sürede ortaya çıktı. Enerji ve gıda krizinin ortaya çıkmasının yanı sıra, uzun süredir istikrarlı bir ekonomiye sahip olan Avrupa ülkelerinde ekonomik sorunlar baş gösterdi. Atlantik mahfillerinde son dönemde bu durumun ilk başta yapılan hedefin tersine Avrupa’da Atlantik İttifakı’ndan kopuş eğilimlerini büyüteceği değerlendirmesi ağırlık kazanmaya başladı. Önce Henry Kissinger Davos Zirvesi’nde, ardından Macron ve en sonunda Biden bile Ukrayna’nın taviz vererek savaşı sona erdirmesi gerektiğini vurgulayan açıklamalar yaptı. Toplam olarak, Ukrayna krizinin “NATO için çimento olacağı” beklentisiye çıkılan yolda, Rusya’nın önleyici hamlesi ve kararlı duruşuyla beton sökücü etkisine yol açmaya başladığı değerlendirilebilir.

TABAN TABANA ZITLIK

Peki Türkiye’nin öncelikleri nedir? Türkiye, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde arkasında ABD’nin olduğu PKK terörünü bitirmek ve sınırlarını güvence altına almak bir numaralı güvenlik önceliğidir. İkinci olarak, Türkiye’de rejimi değiştirmeye çalışan FETÖ’nün devlet içinden bütün kalıntılarıyla birlikte temizlenmesi güvenlik önceliğidir. FETÖ, Türk devletinin içine ABD’nin yerleştirdiği ve bugün korumaya çalıştığı bir alettir. Darbe girişimine katılan FETÖ’cü sözde askerler NATO ülkelerinde cirit atmakta, bulundukları ülkelerde Türkiye’ye karşı yıkıcı faaliyet yürütmelerine izin verilmektedir. Aynı şekilde PKK’nın kuruluşlarına da NATO ülkeleri tarafından kol kanat gerilmektedir. Hem PKK hem FETÖ bugün NATO koruması altındadır.

Türkiye ile ABD ve NATO arasındaki karşıtlık stratejik düzlemdedir. NATO’nun patronu ABD, komşumuz Suriye’yi bölmeye çalışmakta, Türkiye ise Rusya ve İran ile birlikte Suriye’nin bölünmesini önlemek için mücadele etmektedir. ABD, NATO’yu Rusya’ya, Çin’e, İran’a, Asya’ya karşı toptan bir saldırı örgütüne dönüştürmeye çalışmakta, Türkiye ise çıkarlarının ortak olduğu başta komşuları olmak üzere Asya ülkeleri ile işbirliğini genişletmeye yönelmektedir.

Sonuç olarak, NATO’nun yeni konsepti, Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarlarını sağlamak bakımından odaklandığı öncelikler ile taban tabana zıttır. Türkiye için tehdidin kaynağı NATO’dur. Bu tehdidi bertaraf etmenin yolu NATO’dan çıkmak ve karşısında caydırıcı kuvveti yaratacak bir ittifak oluşturmaktır.