22 Temmuz 2026 Çarşamba
İstanbul 25°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Örgütlü halk, devlet ve bilim

Hakan Topkurulu

Hakan Topkurulu

Gazete Yazarı

A+ A-

Toplumda bireyler, tek tek çok özgürmüş gibi algılansa da kalabalıkta bile yalnızdırlar. Bu zaten aramızda sıkça paylaştığımız bir olgudur. Onun için bireyler bulundukları toplumun bir parçası olmak isterler. Aidiyet duygusu birey psikolojisini destekleyen bir durumdur. Futbol kulüpleri, okul dernekleri, memleket dernekleri gibi kurumlar bu olguyu destekleyen kurumlardır. Bunlardan birine ya da birkaçına üyelik, insanların yalnız olmadığı ve dayanıştığı bir grubun olduğunu düşündürür.

Altı okun ‘Halkçılık’ ile birlikte ekonomik modelini tarif ettiği ‘Devletçilik’ ilkesi de aslında buradan çıkan, ait olduğu toplumun bayrak, milli marş, ortak dil ve benzer sembollerini paylaşmaktan onur duyan bir birlikteliği anlatır.

‘Devletçilik’ ilkesi de toplumun dayanışma ve aidiyet sorununu ekonomik olarak çözen örgütlenmedir.

Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarından İsmet İnönü, 1930 yılında ‘şimendifer politikası’ olarak adlandırılan ve Türk milli üretiminin pazarlara açılması hedefi ile döşenmeye başlanan demiryollarının en önemli durağı olan Sivas İstasyonu’nun açılışında ‘Devletçiliği’ şöyle tarif eder: “Biz iktisadiyatta hakikaten mutedil devletçiyiz. Bizi bu istikamete sevk eden bu memleketin ihtiyacı ve bu milletin fikrî temayülüdür. Memleketin ihtiyaçları için herkes ve her yer Hazine’den çare arar. Elektriği yapılmayan şehir, limanı fena olan yer, iş bulamayan adam hükümeti muhatap tutar.”

Türk Milleti’nin çareyi Hazine’de (devlette) aradığını anlatır.

Türklerin en önemli özellikleri, binlerce yıldan bu yana imparatorluk kurma gelenekleridir. Yani Türkler devlet kurarak ve kurdukları bu devletler ile güvenlik ve geleceklerini koruyan bir yapı oluşturmuşlardır. İsmet İnönü’nün de vurgu yaptığı bu gelenektir.

Yani örgütlenmek ve o örgütten güvenlik ve gelecek beklemek toplumumuzun binlerce yılda oluşturduğu bir yoldur.

Aslına baktığınızda dünyada tüm toplumlar az ya da çok devlet örgütlenmesini içselleştirmiş toplumlardır. Devlet kurma geleneği oluşturamayan insan toplulukları ise başka toplumların içinde erimekte, asimile olmaktadır.

Sonuç olarak örgütlenmek ve bir arada örgütlü olarak yaşamak her toplumun kendini sürdürmesi için yaşamsal bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

DEVLETÇİLİĞİN DOĞA BİLİMLERİNDEKİ KARŞILIĞI

Bu örgütlenme aslında sadece sosyal bilimlerin bir gerçeği değil aynı zamanda doğa bilimlerinin de bir gerçeğidir.

Hepimiz büyük patlamayı (Big Bang) biliyoruz. Bundan 13 milyar 800 milyon yıl önce bir noktada biriken enerji açığa çıkıyor ve maddenin çok az bir farkla anti maddeye olan üstünlüğü diğer tarafların birbirlerini madde-anti madde karşılaşması ile yok olmaya ve o az bir madde fazlalığından tüm evrenin oluşmasına neden oluyor.

Evrende oluşan madde altı parçacıklar olarak adlandırılan proton, elektron ve nötronlardan önce hidrojen atomları oluşuyor. Hidrojen atomu ve devamı helyum atomu ve diğerleri reaksiyonlar sonucu serbest halde boşlukta dolaşan elektron, proton ve nötronlardan diğer 92 atom belli süreler sonrasında oluşuyor. Oluşan bu atomlar güneşleri, gezegenleri ve diğer kozmik elemanları oluşturuyor.

Burada kuantum mekaniği ya da fiziği devreye giriyor. Klasik fizik kurallarını tanımlayan Isaac Newton ve Albert Einstein’dan sonra 20. yüzyıl başlarında atom altı parçacıların yenileri, fizikçiler tarafından keşfedilmeye başlanıyor. Yeni atom altı parçacıklar ile birlikte teorik olarak bilinen ancak görüntülenemeyen anti madde de bu dönemde görüntüleniyor.

Bu konu çok detaylı ve ilginç ancak bu yazının çerçevesini aşmadan devam etmek gerekiyor. Yeni keşfedilen atom altı parçacıkların klasik fizik kuralları ile test edilmesi sırasında serbest halde dolaşan atom altı parçacıkların; elektron, proton, nötron, fotonların vb. gibi serbest halde klasik fizik kuralları ile hareket etmeyip enerji verildiklerinde hareketlerinin hangi yöne doğru olacağının kestirilemediği fark ediliyor.

Hâlbuki atomlar, moleküller ve bunların oluşturduğu maddenin, enerji uygulandığında hangi yöne doğru ve ne kadar hareket edeceği belli veriler toplandığında rahatlıkla hesaplanabilir ve öngörülebilir oluyor.

Buradan doğa kanunları ile sosyal davranışlar arasında bir uyum olduğu ortaya çıkıyor. Doğada da tek tek en küçük parçalar istikrarsız bir davranış biçimi ile davranıyorlar. Halbuki aralarında belli kurallar çerçevesinde toplandıklarında ölçülebilir ve öngörülebilir hale geliyorlar.

Doğadaki davranışlarla toplumların davranışlarında paralellik var. Bireycilik yani insanın bireysel çıkarları öne çıktığında esas olarak belirsizlik ve anarşi ortaya çıkıyor. Örgütlü toplumlarda ise bir araya gelen bireyler hedefe daha çok ve daha verimli ulaşma yeteneğine sahip oluyorlar.

İşte burada ‘Devletçilik’ ilkesinin ne kadar doğru ve toplumun devamı ve gelişimi için ne kadar yaşamsal bir ilke olduğu anlaşılıyor.

ekonomi Kurtuluş Savaşı İsmet İnönü
Yazarın Önceki Yazıları Tüm Yazıları