Otto Bauer ve Kızıl Viyana: Sosyalizmin şehirle buluştuğu deneyim
Okurum fark etti mi bilmiyorum. Yazılarımın bir bölümünde konu olarak Avusturya başkenti Viyana ve Viyana’nın Avusturya Sosyalizmi dönemini konu edinmeye çalıştım. Belki bir derleme, bir kitap çalışması çıkar diye düşünmüştüm. Okuyucu bulur mu günümüzde, orası pek bilinmemektedir. Yazımı kaleme alırken, kızımın duygusal hikayeleriyle, müziği, edebiyatı, ırkçılığı ve nerede daha iyi kebap yenileceği gibi konuları kapsayan “Türk Viyana’sı” adlı bir tur düzenlemiş olduğunu öğrendim. Viyana’da olsaydım, kesinlikle o tura katılır, kızımın anlatımını dinlerdim. Kendisine bir iki önerimin dışında başarı dilemekten başka yapacağım yok. Umarım kendisi yapmış olduğu turu beğenir.
BAUER’İN BIRAKTIĞI GÜÇLÜ MİRAS
Dönelim benim klasik konuma. Yirminci yüzyıl Avrupa’sında birçok siyasetçi iktidara geldi, birçok düşünür büyük teoriler ortaya attı. Ancak çok az isim bir şehrin ruhunu değiştirebildi. İşte o nadir isimlerden biriydi Otto Bauer. O yalnızca Avusturya sosyalizminin en önemli teorisyenlerinden biri değil, aynı zamanda “Kızıl Viyana” olarak tarihe geçen toplumsal dönüşümün düşünsel mimarıydı.
Bugün Avrupa’da sosyal devlet, belediye sosyal hizmetleri ya da kamusal konut politikaları konuşuluyorsa, bu tartışmaların arkasında Bauer’in bıraktığı güçlü miras vardır.
Birinci Dünya Savaşı sonrası Avusturya çökmüş bir imparatorluğun küllerinden çıkmaya çalışıyordu. Ekonomik kriz derinleşmiş, işsizlik büyümüş, yoksulluk şehirlerin üzerine çökmüştü. Özellikle Viyana’da işçi sınıfı sağlıksız ve kalabalık mahallelerde yaşam mücadelesi vermekteydi. Avrupa’nın pek çok yerinde bu tablo “kaçınılmaz” kabul edilirken Otto Bauer onlardan farklı düşünüyordu.
Bauer’e göre sosyalizm yalnızca ekonomik bir sistem değişikliği değildi. Toplumun tüm yaşam biçimini dönüştürmesi gereken kültürel ve insani bir projeydi. İşçi sınıfının kurtuluşu yalnızca fabrikalarda değil; yaşadığı evde, eğitim aldığı okulda, kullandığı parkta ve günlük yaşamın her alanında hissedilmeliydi.
İşte Avusturya sosyalizmini Avrupa’daki diğer sosyalist hareketlerden ayıran temel nokta da buydu.
‘AVUSTURYA MARKSİZMİ’NİN ÖZGÜN ÇİZGİSİ
Otto Bauer’in öncülük ettiği “Avusturya Marksizmi”, klasik devrimci anlayış ile demokratik sosyalizm arasında özgün bir çizgi kurmaya çalıştı. Bauer, sosyalizmin demokratik kurumlar aracılığıyla da inşa edilebileceğine inanıyordu. Ona göre belediyeler, yalnızca teknik yönetim organları değil; toplumsal eşitliği kuracak araçlardı.Bu düşünce en güçlü biçimde Kızıl Viyana’da hayat buldu.
1919’dan itibaren sosyal demokrat yönetimin eline geçen Viyana, adeta büyük bir toplumsal laboratuvara dönüştü. Belediye yönetimi yoksulluğu kader olarak kabul etmek yerine sosyal politikalarla dönüştürmeyi hedefledi. Otto Bauer’in fikirleri doğrultusunda şehir, işçi sınıfı için yeniden tasarlanmaya başladı.
Öncelik konut sorunundaydı. Çünkü Bauer için insan onurunun başladığı yer barınmaydı. Belediye, özel sermayenin insafına bırakılmış konut düzenine karşı büyük sosyal konut projeleri başlattı. Karl-Marx-Hof gibi dev yapılar yalnızca apartman değildi; içinde kreşler, sağlık merkezleri, kütüphaneler, çamaşırhaneler ve sosyal alanlar bulunan yeni yaşam merkezleriydi.Bu projelerin amacı yalnızca insanları çatının altına sokmak değildi. Amaç, işçi sınıfına “insanca yaşam” sunmaktı.
KIZIL VİYANA’NIN BAŞARI HİKAYESİ
Kızıl Viyana’nın başarısı kısa sürede Avrupa’nın dikkatini çekti. Çünkü ilk kez bir şehir, piyasa mantığından çok toplumsal ihtiyaçlara göre yönetiliyordu. Sağlık hizmetleri yaygınlaştırıldı, çocuk ölümlerini azaltmak için kamusal sağlık kampanyaları başlatıldı, eğitim yatırımları artırıldı ve kültürel etkinlikler işçi sınıfı için erişilebilir hâle getirildi.
Otto Bauer’in en önemli katkılarından biri de sosyalizmi yalnızca ekonomik değil, kültürel bir dönüşüm olarak ele almasıydı. Ona göre işçi sınıfı sadece daha fazla ücret almamalıydı; sanatla, eğitimle ve kent yaşamıyla bütünleşmeliydi. Bu nedenle Kızıl Viyana’da tiyatrolar, halk eğitim merkezleri, spor alanları ve kültürel programlar büyük önem kazandı.
Bauer’in düşüncesi, sosyalizmi gündelik hayatın estetiğiyle buluşturuyordu.
ŞEHİRLER İNSANCA YAŞAMIN ORTAK ALANI OLMALI
Ancak Avrupa’nın karanlık yılları yaklaşmaktaydı. 1930’larda faşizmin yükselişi Avusturya’yı da etkisi altına aldı. 1934’te sosyal demokrat hareket bastırıldı, işçi örgütleri dağıtıldı ve Kızıl Viyana dönemi sona erdi. Otto Bauer sürgüne gitmek zorunda kaldı.
Bugün Avrupa’da barınma krizleri derinleşirken, büyük şehirler giderek yalnızca zenginlerin yaşayabildiği alanlara dönüşürken Kızıl Viyana yeniden hatırlanıyor. Çünkü Otto Bauer’in ortaya koyduğu temel soru hâlâ güncelliğini koruyor:
Kentler kâr için mi vardır, insanlar için mi? Kızıl Viyana’nın verdiği cevap nettir. Şehir, herkes için insanca yaşamın ortak alanı olmalıdır.Ve bu düşüncenin en güçlü mimarlarından biri hiç kuşkusuz Otto Bauer’dir. Viyana’nın Zentral Friedhof’tan (Mezarlığı) kenti izleyen Otto Bauer’in düşünceleri ne kadar günümüz belediyecilik anlayışında uygulanmakta olduğunun değerlendirmesini kızıma bırakıyorum.

