16 Ekim 2026 Cuma
İstanbul 11°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Aleviliğe saplanan hançer: Eşit yurttaşlık - IV: Oyunu bozmak

Erdem Cömert

Erdem Cömert

Gazete Yazarı

A+ A-

İlk üç yazımızda “eşit yurttaşlık” kavramının hangi siyasal zeminde ortaya çıktığını, Türkiye’de hangi tartışmalarla gündeme getirildiğini ve Alevilik üzerinden nasıl bir siyasal projeye dönüştürülmek istendiğini ele aldık.

Artık şu sorunun cevabını vermek gerekiyor: Bu oyunu nasıl bozacağız?

Çünkü mesele iki kelimeden ibaret bir kavram tartışması değildir. “Eşit yurttaşlık” adı altında Türkiye’nin ortak yurttaşlık hukukunun yerine, etnik ve mezhepsel kimliklere göre şekillenen yeni bir düzen önerilmektedir. Batı merkezli çok kültürlülük söylemiyle her topluluğun kendi kimliğini öne çıkardığı, devletin de bu yapılar arasında bir pazarlık masasına dönüştüğü bir model sunulmaktadır.

Kulağa hoş gelen bu anlayışın Türkiye’de nereye varacağını açıkça görmek gerekir. Cemaatler kendi haklarını genişletmek için yarışmaya başladığında ortaya eşitlik çıkmaz. Tam tersine, her yapının kendi alanını büyütmeye çalıştığı sert bir rekabet düzeni doğar. Böyle bir yapıda devlet, yurttaşların ortak iradesini temsil eden bir kurum olmaktan uzaklaşır, kompartımanlara ayrılmış grupların taleplerini dengelemeye çalışan bir hakeme dönüşür.

Bundan en büyük zararı görecek toplulukların başında ise Aleviler gelir.

CEMAATLER REKABETİNİN İÇİNDE ALEVİLİK

Alevilik, Anadolu’nun tarihsel birikimi içinde ortaya çıkmış özgün bir inanç ve irfan yoludur. Yüzyıllardır bu toprakların harcında var olmuş, kendi kültürünü ve yol anlayışını yaşatmıştır.

Bugün ise Aleviliği sürekli ayrı bir kimlik kategorisine yerleştirmek isteyen bir siyasal dille karşı karşıyayız. Alevilere “azınlık”, “farklılaştırılmış topluluk” veya “Anayasal statülü cemaat” tanımları dayatılıyor.

Oysa temel soru şudur: Aleviler neden kendi ülkelerinde başka yapılarla güç mücadelesine giren ayrı bir cemaat olarak tarif edilmek zorunda olsun?

Aleviler Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin asli yurttaşlarıdır. Bu ülkenin tarihinin, kültürünün ve devlet yapısının kurucu unsurudur. Alevilerin haklarını savunmanın yolu onları toplumun geri kalanından sürekli farklılaştırmaktan geçmez. Tam tersine bu söylem, Alevileri çok kültürlülük adı altında kurulacak cemaatler yarışının içine iter.

Bu yarışta kim daha fazla örgütlüyse, kim daha büyük bir nüfusa veya siyasi desteğe sahipse onun sesi çıkar. Aleviliği yalnızca bir cemaate indirgeyen düzen, Aleviliğin tarihsel ve insani derinliğini yok eder. Geriye yalnızca devletle pazarlık yapan dar bir kimlik örgütlenmesi kalır.

ÇÖZÜM: ORTAK HUKUK VE AMASIZ EŞİTLİK

Alevilerin gerçek ve somut sorunları vardır. Bunlar halı altına süpürülemez:

Cemevlerinin hukuki ve kamusal statüsünün net biçimde düzenlenmesi,

Alevi inanç ve kültür merkezlerinin özgün yapısıyla yaşatılması,

Eğitim ve kültür hayatında Alevi toplumunun birikimine doğru biçimde yer verilmesi,

Kamusal alanda liyakatin esas alınarak her türlü mezhepsel ayrımcılığın kökünün kazınması.

Bu talepler meşrudur ve çözümü ertelenemez. Ancak çözüm, Cumhuriyetin ortak hukukunu zayıflatmak ya da yeni bir yurttaşlık modeli icat etmek değildir. İhtiyacımız olan şey, Anayasa’daki eşitlik ilkesinin kâğıt üzerinde kalmayıp kararlılıkla uygulanmasıdır.

Cumhuriyetin yurttaşlık anlayışı güçlendirilmeli, laiklik ilkesi korunmalı ve devlet bütün yurttaşlarına eşit mesafede durmalıdır. Alevinin güvencesi başka cemaatlerle gireceği bir güç yarışında değil, yurttaş olarak sahip olduğu hakların hukuk devleti tarafından korunmasındadır.

SON SÖZ: TUZAĞI GÖRMEK

“Aleviliğe Saplanan Hançer: Eşit Yurttaşlık” dizisini tamamlarken altını çizdiğimiz mesele budur.

Alevilerin eşitlik mücadelesi elbette sürecektir. Ayrımcılığa karşı duracağız, cemevlerinin statüsünü savunacağız ve toplumsal taleplerimizin takipçisi olacağız. Fakat bunu Aleviliği bir cemaatler pazarlığına malzeme ederek yapmayacağız.

Çok kültürlülük kılıfı altında toplumun etnik ve mezhepsel kompartımanlara bölünmesine, Cumhuriyetin ortak yurttaşlık hukukunun aşındırılmasına izin veremeyiz. Çünkü bu tuzağın bedeli yalnızca bugünün siyasi tartışmasıyla sınırlı kalmaz, Aleviliğin bu topraklardaki tarihsel konumunu ve geleceğini doğrudan tehdit eder.

Aleviliği başkalarının çizdiği kimlik sınırlarına hapsettirmeyeceğiz. Haklarımızı da kendi tarihimizden, kendi irademizden ve Tam Bağımsız Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak yurttaşlık hukukundan hareketle savunacağız.

Aşk ile...

Laiklik Gündem Eğitim