PKK’daki ‘anlam yoksunluğu ve aşırı tekrar’
Kendisini ‘KCK Eşbaşkanı’ olarak tanıtan Cemil Bayık’ın 23- 25 Temmuz tarihleri arasında örgütün gazetesinde yayımlanan açıklamaları ‘Bütünleşme Süreci’nde örgütün ne yapacağına ilişkin önemli veriler içeriyor.
Tabanına, Öcalan’ın pratiğini anlatarak güven vermeye odaklanan örgüt liderliği, PKK’nın feshi ve silah yakma eylemini ideolojik olarak izah etmeyi öne alıyor. Cemil Bayık, bunu yaparken de özeleştiri veriyor ve Öcalan’ın geçmişteki ‘değişim ve dönüşüm’ hamlelerini örgütün yeterince anlayamadığını açık açık belirtiyor:
“Bizim temel hatamız Önder Apo nasıl ki değişim ve dönüşümde kesin karar verdiyse, hareketi bu temelde yeniden yapılandırmak istediyse bunun önündeki engelin uluslararası komplo olduğunu, kapitalist sistem olduğunu gördüyse ve bunu çözümleyerek bu komployu boşa çıkarma, değişim ve dönüşüm sürecini ilerletmeyi amaçladıysa biz Önder Apo’nun bu tarzda yürüttüğü mücadele içerisine giremedik.”
ÖRGÜTÜN TAVRI
Öcalan, bilindiği gibi 27 Şubat’taki açıklamasında ‘PKK'nın anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara’ girdiğini belirtmişti. Bayık, Öcalan’ın bu tespitini şu cümlelerle doğruluyor:
“(Örgütün aldığı tavır) Önder Apo’nun istediği, öngördüğü değişim ve dönüşümün gerçekleşmemesine yol açtı. Değişim ve dönüşüm gerçekleşmeyince eski tarzın sürdürülmesine yol açtı. Tekrar böyle ortaya çıktı.”
Bayık açıklamalarının devamında sürecin ilerleyebilmesi için bazı şartlar sıralıyor. Örgüt liderleri bir yandan sürecin pazarlıksız ve şartsız yürüdüğünü vurguluyor ama diğer yandan her konuşmanın sonu ‘Biz adım attık, sıra devlette’ cümlesiyle ‘şartlara’ bağlanıyor. Bu da ‘demokratik entegrasyon yasalarının çıkması’ olarak özetleniyor.
İncelediğimiz metinde çok önemli yeni bir vurgu var: Örgüt ilk günden itibaren Öcalan’ın özgürlüğünü şartlardan en önemlisi olarak öne sürüyordu. İlk kez, en tepedeki iki isimden birinin yani Cemil Bayık’ın ağzından bu talepten vazgeçildiği ilan ediliyor. Bayık, “Öcalan güvenlik açısından İmralı’da kalabilir, o sorun değil.” diyor. Özgürlüğü de bu bağlamda yasal güvencenin verilmesiyle yeterli görüyor. Bunun dışında İmralı’ya her isteyen gazetecinin, akademisyenin, siyasinin gidip Öcalan’la görüşmesini ve tartışmasını, bu yolun açık olmasını talep ediyor.
Bayık cümlelerinin devamında Anayasa değişikliğini gündeme getirerek ‘tek dile, tek millete dayanan ifadeleri’ hedef alıyor ve bir anda Öcalan’ın bütünleşme hedefinin karşısına düşüyor.
DEVRİMCİ EYLEM, İLERLETİR
Tam burada altını çizmeliyiz: Türk milletinin hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak, gerçeklik zemininde, bütünleşme adımlarının gerektirdiği olgunlukla, söylemlerini, dilini, vurgularını gözden geçirenler süreci ilerletebilir. Cemil Bayık konuşması boyunca şüpheleri öne alıyor. Şüpheleri öne aldıkça şartları sıralıyor, şartları sıralamaya başlayınca da ‘biz artık adım atmayız’ noktasına sürükleniyor. Sonuç olarak ‘Bütünleşmenin’ iklimini oluşturacak bir öncü gibi konumlanamıyor, patinaj çeken, söylemde sıkışan, dar örgütçü bir durumda kalıyor, donuyor.
Halbuki içinde bulunduğumuz süreçte en devrimci eylem kendisini değiştirirken, muhatabını da değiştireceği ve ilerleteceği gerçeğini kavramak ve bunun gereğini yapmaktır. Tersi ‘anlam yoksunluğu ve aşırı tekrardır.’