Rus, Çin ve Türk etkisi
Geçen hafta bizim medya mahallesinde pas geçilmek veya önemsizleştirmek için çaba sarf edilen en önemli olay Ursula von der Leyen’in efsane bilişsel dışavurumu: Aksi takdirde kıtayı Rus, Çin ve Türk etkisine bırakırsınız..
Kimdir Von der Leyen? Avrupa Komisyonu Başkanı..
Yani ABD’nin beş katı bütçesine sahip Avrupa Birliği’nin devlet başkanı..
Dünyanın önde gelen belki beş siyaset insanından biri..
Bu ifade bizim açımızdan son yarım yüzyılın en önemli ifadelerinden biridir..
Bu söylemi iki ayrı bakışla değerlendirebiliriz:
Bunlardan ilk ve en önemlisi.. Avrupa bürokrasisinin Türkiye’yi nerede gördüğü ile ilgilidir..
Yanıt çok net:
Rusya ve Çin’i nerede görüyorsa Türkiye’yi de orada görüyor..
Rusları nerede görüyorlar?
Siz hesaplayın:
Halihazırda savaştıkları ve tarihin en ağır yaptırımlarını uyguladıkları, hatta gelin gerçeği açıkça söyleyelim; parçalara ayrılıp, küçülmesinden mutlu olacaklarını, fısıltı kamuoyunda rahatlıkla da dile getirdikleri rakipleri olarak..
Çin’i nerede görüyorlar?
Afyon savaşları sonrası iki asra yakın süre sömürgeleştirmeyi başardıkları, ekonomik olarak iyi bir pazar ama Çin mallarının rekabeti bozduğu zaman her türlü keyfi engellemeyi yapacak, Filipinler ve Tayvan’ı Çin’e karşı kışkırtacak ve Uzak Doğu’daki İngiliz uzantıları ile birlikte Çin’e karşı yeni bir ittifak kuracak kadar gönülden uzak bir yerde..
Bizi bu grubun içine atıyor..
Nerede? Kendi iç tartışmalarında, bizim olmadığımız bir ortamda bizden söz ederken bizimle ilgili kullandıkları jargon budur..
Biz söyleyince inanmayanlara, Türkleri kendilerinden ne kadar uzak ne kadar dışlayıcı davrandıklarını gösteren bütün delillere rağmen, görmek istemeyenlere kapak olacak şekilde itiraf ediyor..
Biz Avrupa ile işbirliği- dostluk ilişkilerinde kendi kendimize gelin güvey oluyoruz ama o bizi nerede gördüğünü net bir şekilde gösteriyor:
Sahada çatışılan düşman gördükleri Ruslar ile her türlü engellemeyi ve hasmane tutumu layık gördükleri Çinlilerle aynı yerde..
Komisyon başkanının sözlerinde ikinci bir nokta da aslında alttan alta bizim etkimizden çekindikleri yönünde bir beyan olmasıdır.. Yani Rusya ve Çin kadar kıta üzerinde etki sahibi olacağımızı söylüyor..
Ne zaman? Avrupa’nın tamamlanması süreci gerçekleşmezse..
Peki Avrupa’nın tamamlanma süreci nedir?
Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, NATO.. Her şeyleri var..
Ama asıl eksik olan husus şudur:
Avrupa Birliği ortak yönetimine kesin bir itaat isteyen Avrupa siyaseti ve bunun silahlı gücü olan Avrupa Güvenlik Mimarisi..
Peki Avrupa Güvenlik Mimarisi’nde kimden yararlanmak istiyorlar?
Kara ve Deniz gücünün merkezini Türk Silahlı Kuvvetleri’nin oluşturduğu NATO’nun özel bir formundan..
Kime karşı Rus, Çin ve Türkiye etkisine karşı..
Fıkra bu kadar diyesim var ama bu kadar değil..
Geçen hafta USMER’in Kafkasya Güvenliği üzerine düzenlediği bir uluslararası toplantıda bir emekli diplomatımızın iki cümlesi beni epey düşündürdü:
İlki Türkiye’nin Avrupa’nın Kafkasya’ya kadar gelen bir uzantısı olduğu yönündeki ifadeydi.. İkincisi de Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine aday olduğuydu..
Emin olduğum tek şey ilkinin hangi bağlamda söylenirse söylensin, coğrafi durum haricinde herhangi bir gerçekliği ifade etmediğidir..
İkincisi ise büyük haklılık payı olan ve doğru bir ifade:
Türkiye, Birliğe aday ülke.. Bunda hiçbir şekilde tartışılacak bir yan yok..
Zira, adaylık açıklandığı 1999 Helsinki Zirvesi sürecinde henüz üç aylık araştırma görevlisiydim..
O dönem, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti Slovakya ve birçok eski Doğu Bloku üyesi devlet henüz kapitalizme yeni geçmiş ne yapacağını bilmez haldeydi..
BİTMEYEN ADAYLIK
Bugün ise 27 yıllık akademisyenim ve Türkiye hâlâ aday..
Bütün bu saydığım ülkeler 20 yılı aşkın süredir üye devlet oldular ve onların ülkesine girmek için yıllardır AB Schengen vizesi almamız gerekiyor..
Bu sürede hadi biz yüzümüzü kızartıp adaylıktan çekilmedik de, onlar da bu durumun bu kadar uzaması her iki taraf için ciddiyetsiz ve prestij kaybı, çekilin adaylıktan ya da biz statüyü sonlandıralım dememişler..
Hep mi olumsuz bakacağız olaylara?
Hadi gelin buradaki kazanımımıza bakalım:
Türkiye sürekli adaylık statüsü kazanan tek ülke..
Hiç kimse bu kadar uzun aday ülke olamadı.. Sürekli aday olmak isteyen diğer ülkelere önderlik bile edebiliriz..
Fıkra burada bitti işte..