Sanat, başkalarının zihninde kalabilmektir
Sanatın değeri neyle ölçülür? Sanat ürününün değişim değeri nedir? Sanatçı, eserinin akıbetini kontrol edebilir mi? Sanat ürünü, kişisel bir miras konusu mudur, yoksa toplumsal mıdır? Sanat piyasası kime hizmet eder?
Bağımsız sinema ile Hollywood stüdyo sistemini birleştiren isimlerden biri olarak tanınan, kariyerinde “Seks, Yalanlar ve Videoteyp”ten “Kafka”ya, “Aşk ve Para”dan “Trafik”e, “Che”den “Salgın”a, “Oceans Eleven”dan “Solaris”e açılan yelpazede, türler arasında gezinen pek çok önemli filme imza atan Amerikalı yönetmen Steven Soderbergh, son filmi “Christopherlar” (The Christophers) ile bu ve benzeri sorulara yanıtlar arıyor.
TAMAMLANMAMIŞ TABLO SERİSİ
Karşımızda, hafif komedinin sınırlarında gezinen, sanat, özellikle de resim camiasını hicveden, aynı zamanda yaşlılık, miras ve sanat eserinin gerçek değeri üzerine kurulu bir film var. Ed Solomon imzalı senaryo, bir zamanların ünlü ressamı Julian Sklar’ın yıllardır tamamlanmamış halde duran “The Christophers” adlı tablo serisi etrafında şekilleniyor. Sklar’ın sanattan manattan anlamayan para pul sevdalısı iki çocuğu, bu eserleri başka bir sanatçıya gizlice tamamlattırıp, babalarının ölümünden sonra yüksek fiyatlara satmayı planlıyorlar. Siyahi genç ressam ve restorasyon uzmanı Lori Butler’ı Sklar’ın yanına asistan kisvesi altında yerleştiren açgözlü çocuklar ellerini ovuşturmaya başlarken, bu sahtekarlık hikayesi genç kadın ile yaşlı ressam arasında beklenmedik bir dostluğa ve entelektüel yakınlaşmaya dönüşüyor. Sonuçta gerçek bir usta-çırak ilişkisi doğuyor.
Sanat piyasasının ve sanatçıların mirasçılarının para hırsını alaya alan “Christopherlar”, tümüyle bağımsız sinema sularında kulaç atan, küçük ölçekli bir film. Ama ressam Julian Sklar’ı canlandıran usta oyuncu Ian McKellen’ın olağanüstü performansı filmi fazlasıyla “büyük” kılmaya yetiyor. Kibir ve üstünlük duygusu ile kırılganlık arasında gidip gelen yaşlı sanatçı rolü, Ian McKellen’a bir eldiven gibi uymuş durumda. Asistanı rolündeki Michaela Coel’in de McKellen’a yeterince eşlik etmesi, “Christopherlar”ı “oyuncu ağırlıklı” bir film haline getiriyor. Öte yandan ilk bakışta bir sanat sahtekarlığı öyküsü gibi görünen film ilerledikçe, yaratmanın (ve yok etmenin) anlamı, yaşlanan sanatçının kaygı ve korkuları, sanatın piyasa karşısındaki kırılganlığı üzerine incelikli bir karakter çalışması niteliğine bürünüyor.
GERİYE NE BIRAKACAĞIZ?
Gayet sakin biçimde akıp giden filmde gösterişli numaralara başvurmayan (ki bu işleri de iyi bilir) Steven Soderbergh, “Bir tabloyu değerli yapan şey ressamın imzası mı, yoksa onu yaratan ruh mu?” tartışmasını çok uzatmadan, “Sanat, başkalarının zihninde kalmak içindir” tavrını net biçimde ortaya koyuyor. Hayatının son demlerinde sanat dünyasındaki rekabetçilikten uzak durmak isteyen, geride ne bırakacağını bilmeyen yaşlı ressam ile kafası karışık ama dirençli ve vicdanının sesini dinlemekten korkmayan Lori’nin ilişkileri, masumiyetin yitirilmesi ile tekrar kazanılması sürecini çok iyi yansıtıyor. Dağınık atölyeler, yarın kalmış tuvaller ve sessiz koridorları Julian Sklar’ın zihninin yansıması olarak kullanan Soderbergh’in bohem ve çürümüş sanat dünyasına görsel olarak çok fazla kamera çevirmemesi ise filmin göze çarpan eksikliği olarak beliriyor. Öykünün merkezindeki “sahte tablo tamamlama” fikri oldukça güçlü bir hareket noktası olsa da filmin ritminin sonlara doğru giderek düştüğünü de ekleyeyim. Sinemalarımızda bu hafta gösterime giren film, yine de sanatın anlamı ve sanatçının işlevi konusunda entelektüel bir tartışma zemini oluşturuyor.