Sen ne biçim ummansın, ovalar gibi sakin?
ABD ve İsrail’in bölgemizde sürdürdüğü haksız ve acımasız savaşın en önemli gerçeklerinden biri, saldırının hedefi olan İslam dünyasının, İran’ı yapayalnız bırakıp, saldırganın yanında şöyle, ya da böyle yer almasıdır. Özellikle de, Körfezdeki emperyalist yaratığı küçük devletler ve emirlikler, İslam adı altında her türlü rezilliği yaparken, Batı emperyalistlerinin alet ve edevatlığına soyunmuşlardır.
Pakistan’ın ve İslam dünyasının en ünlü bağımsızlıkçı şairi olan Muhammed İkbal, aynen Atatürk gibi, 1938 tarihinde hayata gözlerini yummuştu. 21 Nisan, onun vefatının yıldönümü olduğu için, günümüzü de aydınlatan bir şiiri ile anmak istedik. Hemen her şiiri gibi, bu eserinde de İkbal, İslam dünyasını ayağa kalkmaya çağırıp, anti-emperyalist ruhunu ifade etmektedir.
İkbal, Türklerin Kurtuluş savaşı sırasında, Pakistan’daki kalabalıklara şu konuşmayı yaparak, Türklere ve Mustafa Kemal’e olan hayranlığını belirtecekti:
“Dua edelim kardeşlerim, o bayrak, o burçlardan kıyamete kadar düşmesin. İslam’ın güneşi kararmasın. Allah, Müslümanları Hıristiyanlara karşı savunan Büyük Lider Mustafa Kemal’e yardım etsin. İslam’ın son askerlerini muzaffer kılsın. Milletin kurtarıcısı öyle bir şan ve şerefle yola çıktı ki, yüzyıllık zindanlıklar, kapının deliğinden seyirci oldular!”
MUSTAFA KEMAL VE MEVLANA SEVGİSİ
Cumhuriyetin kurulmasından sonra da, şunları söyleyip Mustafa Kemal’e olan desteğini
belirtmişti:
“Gerçek şudur ki, Müslüman devletler arasında bugün Türkiye, dogmatik uykudan uyanan tek devlettir. Müslüman devletler arasında yalnızca Türkiye, entelektüel özgürlük hakkını aramıştır. Yalnız o idealden gerçeğe geçebilmiştir.”
Asya halklarının saldırgan emperyalistlerden kurtulması için de, tüm iyimserliği ile geleceği göstermekteydi:
ASYA’YI UÇURACAK KASIRGA GELMEKTE!
“Gözünüzün önüne serdiğim manzara, tüm Hindistan ve Asya’nın diğer bölgelerini etkisi altına alacak bir kasırganın belirtileridir. Bunlar, insanı yalnızca çıkar sağlayan bir araç olarak kabul eden siyasal uygarlığın kesin sonuçlarıdır. Oysa insan, kültürel güçlerle yetişen ve gelişen canlı bir varlıktır. Asya ulusları, üzerlerine Batı’nın geliştirip musallat ettiği sömürgeci ekonomik düzene mutlaka baş kaldıracaktır. Asya, düzensiz ve dengesiz ferdiyetçi Batı’nın kapitalist sistemini tasavvur bile edemez.”
Muhammed İkbal; Ali Şeriati’nin tanımlamasıyla Müslümanlar için, çölün en fırtınalı anında bir yol işaretiydi. Ve bugün de o yol işareti, Asya’nın mücadeleci halklarına ışık tutmaktadır, Tahran’dan İstanbul’a, İsfahan’dan İslamabad’a!
İKBAL’İN ÇAĞRISI: DERİN UYKUDAN UYAN!
Derin uykuya dalan gonca, uyan, uyan kalk:
Nergis gibi gözünü açıp etrafına bak:
Safâ sarayımızı keder, talan etti bak:
Kuşlar ötüyor, uyan! Ezanlar okunmada...
Bu ateşli feryatlar her tarafı kavurdu; her tarafta bir figan...
Uyan derin uykudan,
Derin uykudan uyan!
Derin uykudan uyan!
***
Seher vaktidir, güneş ufukta yükseldi bak!
Şehrin kulağına kanlı bir küpe taktı.
Sahralardan, dağlardan, kafileler, kervanlar
Yola koyuldu uyan!..Ey dünyayı gören göz, anlayan göz!
Uyan da gör ne haldedir cihan!
Uyan derin uykudan:
Derin uykudan uyan!
Derin uykudan uyan!
***
Bak bütün Şark ne halde, külü göğe savrulmuş...
Boğulmuş bir inilti; susuyor; eser yok, Bu kaybolmuş bir feryad.
Bu toprakta her zerre bir muzdarip nazardır.
Hindistan’dan isyan et, Semerkand’dan, Irak’tan, Hemedan’dan başkaldır;
Bir hayat göster, canlan!
Uyan derin uykudan!
Derin uykudan uyan!
Derin uykudan uyan!
***
Sen ne biçim ummansın? ovalar gibi sakin!
Böyle deniz olur mu? artmıyor, eksilmiyor.
Kabaran dalgalar yok, timsahlar kaynaşmıyor.
Böyle deniz olur mu? bu denizin yarılmış
Göğsünden başı göğe eren bir dalga ol da, ufuklara kanatlan
Uyan derin uykudan;
Derin uykudan uyan!
Derin uykudan uyan!
***
Bu nokta açmaktadır bütün gizli sırları:
Bu toprak beden, bir mülk, ruh-u revanı dindir.
Tenle can birleşirse, ten diri, can diridir
Hırkanı, seccadeni, kılıcını, mızrağını ele alıp isyan et,
Uyan derin uykudan;
Derin uykudan uyan!
Derin uykudan uyan!
***
Ezeli kanunu, Hak sana emanet etmiş
Allahın varsa eğer, sağı sen, solu sensin!
O’nun serveti sensin, O’nun kudreti sensin!
Topraktan yaratılan bir kulsun sen! Ey insan
Lâkin, zemin de sensin, evet zaman da sensin
Hakka ermek sırrının şarabını iç ve kan!
Şüphe uçurumundan fırla; kendini kurtar!..Ne duruyorsun, davran!
Uyan derin uykudan;
Derin uykudan uyan!
Derin uykudan uyan!
***
Feryad bu Frenkten, onun gönül avlayan düzenlerinden feryad!
Feryad o şirinlikten, feryad o Hüsrevlikten
Bütün cihan virane, onun zalimliğinden,ey Kâ’be mimarı, kalk
Bu dünyayı bir daha mamure haline koy.
Uyan derin uykudan;
Derin uykudan uyan!
Derin uykudan uyan!
(Zebur-ı Acem’den çeviren: Ali Nihat Tarlan)