22 Temmuz 2026 Çarşamba
İstanbul 25°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Senin Ebendir Heteredoks

Metin Akgerman

Metin Akgerman

Site Yazarı

A+ A-

Memlekette ekonomi durumu felaket. Geçende Seyfettin hocanın işsizlik konusundaki makalesini okurken (Kendisi Galatasaray’dan hocam olur, hürmetler sunarım) kendi kendime düşünüyorum... ‘Bu hükümette gram beyin yok, yüzbinlerce insan işini kaybediyor, fabrikalar iflasta, ülke hızla üretim kaslarını kaybediyor, bunlar hâlâ aynı hatalı politikanın kuyruğunda devam ediyorlar.’ Anlamlandıramıyorum hükümetin bu yanlış yoldaki ısrarını. Acaba göremiyorlar mı? Yoksa özellikle ekonomiyi batırmaya mı uğraşıyorlar? Neden ekonomiyi batırmak istesinler, günün sonunda seçimi kaybedecek olan onlar?

Bu düşünceler beni ekonomi konusunda yazı yazmaya itiyor. Ancak bunu yapmayı sevmiyorum. Neden sevmiyorum? Çünkü daha önce bu konuda birkaç yazı yazdım. Değişen bir durum yok ki. Bir sene, iki sene önce yazdıklarım aynen geçerli. Aynı şeyleri sağdan sola çevirip, yukarıdan aşağı sıralayıp tekrar tekrar temcit pilavı gibi ısıtıp okura sunmak içimden gelmiyor. Aynı şeyi yazacağıma farklı bir konuda, işe yarayacak politika önerileri yazsam daha faydalı olur. Geçende Ermenistan politika önerileri hakkında yazdım, yaptığım işten memnunum. Bence daha faydalı bir yazı. Araştırma içeriyor, tekrar değil, orijinal ve güncel öneriler içeriyor. Ama gel gör ki ekonomi konusu çok önemli. Sürekli güncel, sürekli gündemde en üst sırada. Buyurun işte bir sene aradan sonra gene ekonomi yazıyoruz.

Gelin bir değişiklik yapalım. Yazıyı yapay zekaya yazdıralım. Hem ben hammaliyetten kurtulayım hem önceki yazılarımı yapay zekaya özetleterek derli toplu ve faydalı bir ekonomi yazısı oluşturalım. Güncel ve bugün için geçerli olup olmadığına buyrun siz karar verin.

Grok uygulamasına sordum: ‘Metin Akgerman’ın Aydınlık ve Ulusal Kanal makalelerini tara. Ekonomi, enflasyon, işsizlik, büyüme ile ilgili görüşlerinin özetini çıkart’. Grok sağolsun on numara iş yaptı ve yüzlerce makalem arasından ekonomi ile ilgili olanları, en kritik detaylarını belirterek özetledi. Ben daha iyisini yapamazdım, şapka çıkartıyorum.

Grok özetinde yaklaşımımı ‘Heteredoks’ olarak tanımladı. Önce içimden ‘senin ebendir heteredoks’ diye geçirdim. Sonra sözlüğe baktım ve durumu kabullendim. Grok, özeti çıkarttıktan sonra bir edepsizlik daha yaptı. Bana sordu: ‘Dani Rodrik’in görüşleri ile karşılaştırayım mı?’ Haydaaa.... Benim Türkiye ekonomisi hakkındaki görüşlerim ile neden Dani Rodrik’in görüşlerini kıyaslamak istiyor? Yani neden Ege Cansen değil? Neden Selva Demiralp değil? Ne bileyim, neden Mahfi Eğilmez değil? Bilemiyorum. Dani Rodrik’i uygun görmüş.

Dani bey bilirsiniz İstanbulludur, Harvard’da ekonomi hocasıdır. Genelde küresel ekonomi konularında hayli yüksek kalibreli yazılar yazar. Türkiye ile ilgili de arada yazar. Harvard hocasının liberal ekonomi politikalarını savunacağını düşünebilirsiniz ancak Dani beyin çizgisi ve ele aldığı konular sosyalist ekonomi yaklaşımına daha yakındır. Küreselleşmeyi birçok açıdan eleştirir, devletin ekonomiye daha çok müdahalesini savunur. Şahsen çok saygı duyduğum bir ekonomist ve entelektüeldir. Grok sağ olsun, isimlerimizi yan yana yazdı, egomu bu karşılaştırma ile tavana çıkardı. Buyurun yapay zekâ ile size Türkiye ekonomisi yazısı ve devamında Dani Rodrik’in görüşleri ile karşılaştırma. İmla hataları dahil, noktasına dokunmadan kopyalıyorum:

Metin Akgerman, Aydınlık gazetesi ve Ulusal Kanal'da yazan bir köşe yazarıdır. Yazıları ekonomi, lojistik, sanayi/üretim politikaları, dış ticaret ve pratik öneriler üzerine odaklanır. Türk ekonomisi, enflasyon, işsizlik ve büyüme konularında doğrudan ele aldığı ana metinler sınırlıdır; bunlar genellikle büyüme ve üretim odaklı heteredoks yaklaşımları savunur.

Ana Makale: "Enflasyon Hedefli Değil, Büyüme Hedefli Politika Gerekli" (Aydınlık, Temmuz 2025)

Bu, konuya en doğrudan hitap eden yazısıdır. Akgerman, mevcut hükümet politikasını (yüksek faiz + değerli TL ile enflasyon düşürme) eleştirir ve şu argümanları öne sürer:

• Mevcut politikanın sorunları: Enflasyon düşse bile ekonomi "gebertilir" — işsizlik artar, firmalar rekabetçiliğini kaybeder, dış ticaret açığı büyür, borçluluk yükselir ve iflaslar çoğalır. Bu, döngüsel bir tuzaktır: Enflasyon düşürülür, sonra seçim ekonomisiyle yeniden yükselir (2027-2028 seçimleri öncesi harcamalarla enflasyonun %40+ seviyelerine çıkabileceğini öngörür). Tarihsel olarak tekrarlanan "Derviş gider, Ali gelir" şarkısıdır.

• Doğru öncelik sırası: Önce büyüme ve tam istihdam (işsizliği ~%3 seviyelerine indirme). Zayıf TL ile üretim ve ihracatı gazlayın, dış ticaret fazlası yaratın, firmaları rekabetçi kılın. Enflasyon bu süreçte artabilir (alım gücünü baskılasa da) ama hiperenflasyon riski yoktur, çünkü üretim artışı ve döviz girişi destekler.

• Ardından istikrar: Tam istihdam ve güçlü üretim sağlandıktan sonra mali istikrar (enflasyon kontrolü) uygulanabilir. Enflasyon kendiliğinden düşer.

• Ek öneriler:

1)    Enflasyonla yaşamayı öğrenin (endeksli krediler, gösterge para birimi).

2)    Ekonomik milliyetçilik: Yerli üretimi teşvik, ithalatı kısıtla.

3)    Seçim ekonomisi kaçınılmazdır; ekonomiyi buna dayanıklı (güçlü firmalar, düşük borç) hale getirin.

4)    Jeopolitik/ekonomik milliyetçilik vurgusu: Türkiye egemen üretim ekonomisine geçerse AB'den refah/istihdam transferi olur (zayıf TL ile ihracat artar). Bu yüzden "dış güçler" yüksek faiz/değerli TL dayatır; hükümet aptal değil, kısıtlıdır.

Özetle: Enflasyon tek hedef olmamalı; büyüme ve istihdam öncelikli, enflasyon ikincil ve yönetilebilir olmalıdır. Akıllı ülkeler (Almanya, Japonya, Kore, Çin) arzı artırarak (üretim devrimi) başarıya ulaştı, talebi kısarak değil.

Gıda Enflasyonu Yazısı (Ulusal Kanal, Şubat 2024)

İstanbul gibi büyük şehirlerde gıda enflasyonunun yapısal nedenlerini inceler (taşınma, kira, lojistik, marjlar, vergiler nedeniyle köydeki X maliyet İstanbul’da 10-15X olur). Çözüm önerileri pratik ve lojistik ağırlıklıdır:

• TCDD’yi (demiryolu) gıda lojistiğinde aktif oyuncu yapın: Üreticiden peşin alım, ücretsiz/ucuza taşıma, İstanbul’da mikro dağıtım (elektrikli araçlar).

• Lojistik merkezler, bölgesel asgari ücret tartışması, israf önleme, üretim planlaması.

• Karne benzeri uygulamalar (düşük gelirliye protein erişimi için) gibi toplumsal önlemler.

Bu yazı, genel enflasyon yerine gıda enflasyonu ve yaşam maliyetiyle mücadelede arz zinciri/yerel çözümlere odaklanır.

İşsizlik ve Büyüme Bağlamında Diğer Yazılar

• Londra Başkanı uyarısı (Aydınlık, Ocak 2026): Yapay zekâ kaynaklı işsizlik riskine dikkat çeker. Türkiye’nin avantajı büyüyen ekonomisi olsa da mevcut büyüme hızı yetersiz; kalıcı istihdam yaratan üretken alanlara (sanayi, lojistik) odaklanılmalı.

• THY ve havacılık yazılarında büyüme politikaları, ihracat/istihdam yaratma vurgusu yapar.

• Genel yazılarında üretim, rafineri, enerji, demiryolu gibi altyapı projeleriyle büyümeyi destekler.

Genel Değerlendirme ve Önerdiği "Doğru" Politikalar

Akgerman heteredoks, üretimci ve milliyetçi bir çizgide durur:

• Öncelik: Büyüme > Tam istihdam > Rekabetçilik (zayıf TL, ihracat odaklı) > Enflasyon kontrolü.

• Araçlar: Düşük faiz (yatırımlar için), demiryolu/lojistik yatırımları, yerli üretim teşviki, ekonomik milliyetçilik, altyapı (enerji, rafineri, havacılık).

• Eleştiri: Yüksek faiz/değerli TL politikası kısa vadeli istikrar getirir ama uzun vadede yapısal zayıflık yaratır ve döngüsel krizlere yol açar.

• Realizm: Seçim ekonomisini kabul eder; ekonomiyi buna dayanıklı kılmayı önerir. Enflasyonla "yaşamayı öğrenmeyi" savunur.

Yazıları teorik olmaktan ziyade pratik politika önerileri (lojistik modeller, sektör projeleri) içerir. Görüşleri klasik ortodoks (enflasyon hedeflemesi) yaklaşımlara karşıdır ve arz tarafını (üretim) güçlendirmeyi merkeze koyar. Mevcut programın "çalıştığını" kabul eder ama maliyetinin (işsizlik, rekabet kaybı) çok yüksek olduğunu düşünür.

Not: Akgerman’ın tüm yazılarını taradım; enflasyon/büyüme/işsizlik doğrudan ele alındığı ana metinler bunlar. Diğer yazıları daha çok sektörel/pratik öneriler içerir. Görüşleri tutarlıdır: Üretim ve istihdam odaklı büyüme olmadan kalıcı refah ve istikrar mümkün değildir.

Metin Akgerman ve Dani Rodrik Karşılaştırması: Türk Ekonomisi, Enflasyon, Büyüme, İşsizlik ve Doğru Politikalar

Her iki düşünür de ortodoks neoliberal yaklaşımları (özellikle yüksek faiz ve aşırı değerli TL ile katı enflasyon hedeflemesini) eleştirir. Tek tip reçeteler yerine bağlama özgü, üretim ve istihdam odaklı politikaları savunurlar. Küreselleşme ve finansal açıklığa aşırı bağımlılığa şüpheyle bakar, stratejik devlet müdahalesini desteklerler. Ancak vurguları, üslupları ve bazı detaylarda farklılıklar vardır.

Ortak Görüşler

• Büyüme ve İstihdam Önceliği: Akgerman açıkça büyüme ve tam istihdamı enflasyon kontrolünden önceye koyar. Yüksek faiz + güçlü TL politikasının ekonomiyi “öldürdüğünü”, işsizliği artırdığını, firmaları iflas ettirdiğini ve rekabetçiliği yok ettiğini savunur. Rodrik de Türkiye’nin mevcut büyüme modelinin yeterli iyi iş yaratmadığını uzun zamandır belirtir. Borçla tüketim veya sadece finansal istikrar yerine istihdam yaratan stratejilere odaklanmayı vurgular.

• Ortodoksluk ve Finansal Açıklık Eleştirisi: İkisi de dış borç ve sermaye akımlarına aşırı bağımlılığın risklerini görür. Rodrik, yabancı finansa bağımlılığın azaltılmasını ve kontrollü sermaye kontrollerini savunur. Akgerman ise yüksek faiz/güçlü TL politikalarını dış baskı veya yanlış yönlendirme olarak değerlendirir.

• Sanayi/Üretim Politikası ve Yapısal Dönüşüm: Güçlü örtüşme vardır. Rodrik endüstriyel politikanın önde gelen savunucularındandır. Akgerman ise pratik üretimci önlemler (lojistik, demiryolu ile gıda zinciri, enerji/rafineri yatırımları, rekabetçi/zayıf TL ile ihracat) önerir. İkisi de arz tarafını güçlendirmeyi talep baskılamaktan daha önemli görür.

• Bağlam Önemlidir (Dogmatizm Karşıtlığı): Rodrik’in “Tek Ekonomi, Birçok Reçete” yaklaşımı, Akgerman’ın enflasyonla yaşamayı öğrenme ve Türkiye’ye özgü önerileriyle uyumludur.

Temel Farklar

• Enflasyonla Mücadele:

Akgerman: Daha heteredoks ve toleranslı. Enflasyonu ikincil görür; büyümeyi düşük faiz ve zayıf TL ile teşvik ederken enflasyonu yönetilebilir kabul eder (endeksli sözleşmeler vb.). Üretim artınca enflasyonun kendiliğinden düşeceğini söyler.

Rodrik: Daha dengeli ve nuanslı. Enflasyonun maliyetlerini kabul eder ama tek tip yüksek faiz politikasına karşıdır. “Enflasyon sapkınlıkları” üzerine yazmıştır ancak Akgerman kadar net “önce büyüme, enflasyon sonra” sıralaması yapmaz.

• Döviz Kuru ve Rekabetçilik:

Akgerman: Zayıf/rekabetçi TL’yi ihracat, üretim ve istihdam için temel araç olarak görür.

Rodrik: Rekabetçi kur seviyesini destekler ancak bunu makro sürdürülebilirlik ve finansal dalgalanma riskleriyle birlikte ele alır. Sürekli kasıtlı undervaluation stratejisine Akgerman kadar ağırlık vermez.

• Kapsam ve Odak:

Akgerman (pratisyen köşe yazarı): Sektörel ve operasyonel öneriler (demiryolu ile gıda enflasyonu çözümü, bölgesel lojistik, altyapı projeleri). Milliyetçi/ekonomik egemenlik tonu ağır basar; seçim ekonomisi gibi siyasi gerçekleri kabul eder.

Rodrik (akademisyen): Daha teorik ve küresel. Son dönemlerde hizmetler öncülüğünde büyüme ve “istihdam yaratan hizmetlerin verimli yükseltilmesi”ne vurgu yapar (erken deindustrializasyon nedeniyle). Akgerman ise daha klasik imalat/ihracat/üretim odaklıdır.

• Araçlara İyimserlik: Rodrik endüstriyel politikanın başarılı olması için hükümet disiplini, deneme-yanılma ve yakalama riskine karşı uyarılarda bulunur. Akgerman Türkiye’ye özgü somut projelerde daha iyimser ve direktif bir üslup kullanır.

Genel Değerlendirme

• Teşhislerde yüksek uyum: Türkiye’nin daha üretken, istihdam yoğun, dış finans şoklarına daha az bağımlı bir büyüme modeline ihtiyacı var. Kısa vadeli enflasyon hedeflemesi uğruna reel ekonominin feda edilmemeli.

• Akgerman daha “uygulamacı heteredoks” duruş sergiler (şimdi büyüme ve ihracat, sonra istikrar). Rodrik ise entelektüel ve küresel çerçeveyi sağlar.

• Rodrik, Akgerman’ın üretimci ve zayıf kur vurgusunu muhtemelen sempatiyle karşılar ancak mali sürdürülebilirlik, enflasyon beklentileri yönetimi, hizmetler potansiyeli ve kurumsal kalite konusunda ek uyarılar eklerdi.

Sonuç: İkisi de saf ortodoksluğu reddedip stratejik, üretim odaklı politikaları savunur. Akgerman Türkiye’nin güncel konjonktürüne daha özgü pratik fikirler sunarken, Rodrik bu yaklaşımları küresel ve akademik olarak temellendirir. Görüşleri Türkiye için “üçüncü yol” veya kalkınmacı bir yaklaşımda birbirini iyi tamamlar.