06 Eylül 2026 Pazar
İstanbul 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Sinemada Pinokyo: İnsan olma çabası

Nadir Temeloğlu

Nadir Temeloğlu

Gazete Yazarı

A+ A-

Masal, geçmişte geçse de gelecektir.

Masal hem toplumların belleği hem erdem ve ahlak birikimi hem de hayal dünyasının genişliğidir. Masal, ütopyası olanların, üretken ve yaratıcı toplumların ürünüdür. Didaktiktir. Verdiği dersler ile nasıl bir toplum istediğini gösterir.

Bir toplumun masalı ne kadar çoksa, kültürel hazinesi o kadar geniştir.

Masal sözün gücüdür.

Bir dilin gücü, masallarla bile ölçülür.

Masalsız toplumun ne geçmiş hikâyeleri vardır ne de geleceğe dikebileceği ağaçları.

Masalı olanın kökü sağlamdır.

Masallar halkın saflığını, yüce gönüllülüğünü, paylaşım kültürünü, sevme tarzını, kolektif bilincini yansıtırlar.

BAZI GECELER UZAKTA MI KALDI?

Sinemada Pinokyo: İnsan olma çabası - Resim : 1

Biz çocukluğunu 90’larda yaşayanlar olarak belki son şanslı nesillerden biriydik. Gerçi her önceki kuşak kendini böyle nitelendirir.

Hayır, masal bitti demiyorum. Aksine çeşitlenen, sayısı artan, nitelikli, yaşa ve gelişime göre daha uygun kitaplar var artık.

90 kuşağı bu kadar çeşitli çocuk kitaplarına sahip değildi belki. Bu da bizim şanssızlığımız olabilir. Fakat şanslı olduğumuz nokta şuydu: Televizyon, bilgisayar, tablet gibi araçlar hayatımıza geç girdi. Biz bir ara türdük. Teknolojiyi de gördük, sokakların tadına da vardık. Evet, belki sokaklar bugünküne göre daha güvenliydi. Hem çocukluğumuzu daha sosyal yaşadık hem de masalları mahallenin çocukları olarak topluca büyüklerimizden dinleyebilme şansına eriştik. Küçük şehirde yetişmiş kendim adına bunu söyleyebilirim en azından.

Ananemin taraçasında, salkım salkım üzümlerin altında –biraz da sivrisinek ısırıkları eşliğinde- yüksek, tahtadan divan üzerinden masallar anlatışını ve ondaki tadı hiç unutamam. Şimdiki çocuklar belki ailelerinden dinleyebiliyorlar masalları fakat bu da alafrangalaştı. Batı filmlerindeki yatmadan önce çocuklarına kitap okuyan modern aileler var şimdi. Çocukların belki de toplu masal dinleyebildiği tek yer okullar artık.

PİNOKYO’NUN İKİ TEMSİLİ

Beyaz perde, masallara da uzak kalmadı tabiî. Oz Büyücüsü, Alice Harikalar Diyarında, Pamuk Prenses ve 7 Cüceler, Sinderella, Aleaddin, Pinokyo… Hepsi yeniden sinemanın büyüsünde hayat buldu. Yeşilçam’da hem bunların yerli yapımları çekildi hem de Keloğlan gibi kendi masal kahramanlarımız öne çıktı. Yine bugün masal ve unsurları birçok filmde kullanılıyor.

Pinokyo ilk olarak 1911’de sinemaya konu oldu. O günden beri çok çeşitli filmleri yapıldı. Yakın dönemde çekilmiş iki Pinokyo filmi var. Biri İtalyan, 2019 yapımı, Matteo Garrone’nin yönettiği “Pinocchio.” Diğeri 2022 yapımı “Guillermo Del Toro’s Pinocchio.” Garrone’nin Pinokyo’sunda Gepetto’ya Hayat Güzeldir (La vita è bella, 1997) filmindeki Guido karakteriyle hafızalara kazınan Roberto Benigni can veriyor. Guillermo Del Toro’nun Pinokyo’su ise animasyon tarzında. Fakat ikisi de “Yalan söylemek kötüdür” önermesinin çok ötesine geçmiş.

TAHTADAN İNSANA DEĞİL İNSANDAN İNSANA DÖNÜŞME

Sinemada Pinokyo: İnsan olma çabası - Resim : 2

Garrone’nin Pinokyo’su, Carlo Collodi’nin yarattığı hikâyenin aslına daha bağlı kalmış. Yalnız, yaşlı ve fakir Gepetto, Pinokyo’yu sihirli bir ağaçtan yapar. Tüm fedakârlığına, hayatı öğretme çabalarına rağmen Pinokyo, aksi ve söz dinlemez huylarıyla ondan ayrı düşer. Bu kez babasını arayan Pinokyo’nun yolculuğunda insanların kalbine dokunmanın vicdanı açığa çıkardığı, tecrübeye kulak vermenin önemi, birine iyilikle yaklaştığında iyilik bulacağı, çalışmak ile doğru bir hayat kurulabileceği gibi dersler çıkarıyoruz.

Garrone, Pinokyo üzerinden politik eleştiriler de yapıyor. Arkadaşlık duygusunun sömürülebildiğini, iyi ve yardımsever görünenlerin aslında vicdansız olabileceğini, açgözlülüğün ve kolay yoldan kazancın aslında elindekini bile götürdüğünü, doğru söylemenin 9 köyden kovulmayla (hapse düşmeyle) sonuçlanacağını, dünyada adaletin terazilerinin doğru işlemediğini gösteriyor.     

Öte yandan Freudyen öğeler de yer alıyor filmde. Pinokyo’nun burnu fallus olarak temsil edilebilir. İktidar ve yalan arasında diyalektik bir ilişki gösterilir. Yalan büyüdükçe iktidar büyür, iktidar büyüdükçe yalan. Filmdeki Pinokyo’nun yargılanması sahnesi, böyle bir gönderme yapmaktadır.

Tahtanın insana dönüşme öyküsü, aslında insanın insana dönüşme öyküsü. Tüm bu acımasız ve zor dünyada erdemlerimizle, ahlaklarımızla, çalışkanlıkla ve faziletlerle gerçek insan olabileceğimiz dersini veriyor bu öykü. Garrone, hümanizmanın yolunu gösteriyor.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI İÇİNDE İNSAN OLMAK

Guillermo Del Toro’nun Pinokyo’su, klasik Pinokyo öyküsünden ayrılıyor. Film, İkinci Dünya Savaşı sırasında geçiyor. Bu animasyonda Gepetto, en başta yaşlı ve yalnız bir figür değildir. Oğluyla mutlu bir hayat sürer fakat savaş uçaklarının bombalaması sonucu oğlunu kaybeder. Bu zamandan itibaren yalnızlık çekmeye başlar.

Bir akşam alkol alan Gepetto oğlunun mezarı başındaki ağacı keser, bir kukla yapar. Gece vakti gelen peri ona can verir. Gün ışığıyla artık Pinokyo canlanır. Garrone’nin Pinokyo’sundaki gibi babasının okula gidip iyi bir çocuk olmasını istediği Pinokyo’dan daha çok, faşist güçlerin zorla eğitim almasını istediği bir karakter var. Okul yolunda kukla oynatıcısı tarafından kandırılan Pinokyo, sahne almaya başlar. Hatta Benito Mussolini’nin önüne dahi çıkar. Toro, bu yönüyle bir faşizm eleştirisi yapıyor.

Bunların yanı sıra söz dinlemez, bildiğini okuyan Pinokyo’nun bir başka özelliği vardır. Ölümsüzdür. Araba çarpsa da, vurulsa da hep dünyaya geri döner. Başlarda bunun çok harika bir şey olduğunu düşünür. Fakat onu geri döndüren meleğe göre ağır bir yüktür.

İşte Guillerme Del Toro’nun Pinokyo’su burada ayrıksı havasıyla bize ölümü ve hayatı düşündürür. İki cümle adeta filmin özetidir: “Biriyle ne kadar vaktin olduğunu anca onu kaybedince anlarsın.” “İnsan hayatını bu kadar değerli ve anlamlı kılan kısa oluşudur.”

Film ayrıca mutlulukların da çok acı olabileceğini gösteriyor.

SINIRLILIK İÇİNDE PİŞEN İNSAN

Şunu düşünebiliriz: İnsan ömrü sınırlıysa, bireyin iyilik ve kötülüğü de sınırlıdır. Mutluluklarımız,
varlığımız, güzellikler ve erdemler de sınırlıdır. Olumsuzluklar, mutluluklar, acılar da sınırlı.
Ölümsüzlük ve sonsuzluk, bunların da sınırsızlığı demek... Sevdiklerini kaybedeceğimize tanık
olacağımız bir dünyada bunu gerçekten ister miyiz? Hele tek başına kalacaksanız…
Burada adeta Truva filmindeki, Achilles’in Briseis’le konuşurken sözlerini anımsarız: “Tanrılar bizi
kıskanıyor. Kıskanıyorlar çünkü ölümlüyüz. Çünkü her an son anımız olabilir. Ölümlü olduğumuz için
her şey daha güzel.”
O halde gerçek bir çocuk olmayı, yani ölümlü olmayı seçmek en anlamlı tavırlardan biri oluyor.

Mesele sonsuzluklar içinde kaybederek yaşamak değil, belki kısa, sınırlı ama anlamlı bir hayat
sürmektir. Film, sınırlı hayatımıza nasıl bakacağımıza da sonundaki şarkı ile anlatıyor: “Umutla bak
hayata.”
İki Pinokyo filmi farklı noktalara değinse de bir noktada ortaklaşıyor. Hayat zahmetlidir. Büyük şair
Firdevsi, Şehnamesi’nde erdemli insanın büyük acılarla ve büyük zahmetlerle piştiğini söyler.
Edebiyatta Pinokyo ve sinemadaki farklı Pinokyo temsilleri, bir ucuyla Firdevsi’ye dokunuyor. İnsan
olmak sınırlılığının farkına vararak sınırsızlığını aramak.
İnsan olmak ham olmak.
İnsan olmak pişmek.
İnsan olmak yanmak.