ŞİRAZE
Bazı kelimeler vardır,
anlatmak istediğiniz cümlede tam isabet gibidir.
Şiraze kelimesi de bana böyle gelir.
Belki de aile büyüklerimden duyduğum
çocukluktan kalma bir kelime olduğu içindir.
Bizden farklı bir şehirde yaşayan rahmetli anneannem bize gelmiş ve ben de
şımarıklık yapan her çocuk gibi direniyordum uyumamak için.
Beş, altı yaşlarındayım ve
uyku saatim geçtiği için
sağa sola çarptı çarpacak halde dengemi zor toparlıyordum.
İşte o an rahmetli anneannem biraz da otoriter ifadeyle
haydi bakalım, şirazen iyice kaymadan uyku zamanı demişti.
Bana çikolatalar alan, masallar anlatan anneannem bu kadar ciddi olduğuna göre
ne menem şey ise, çok önemli bir şey olmalıydı şu şiraze.
Zaman içinde anladım ki önemliydi.
Bir kez kaydı mı toparlaması da zor oluyor,
uyku düzeni bozulan çocuğun şirazesinin kayması gibi
toplumların da şirazesi kayabiliyordu.
ŞİRAZE KAYMASI
Öyle olmasaydı nüfusunun neredeyse tamamı müslüman olan bir ülkede
koca koca insanlar sokaklarda taşkınlık ve gürültü yaparak sözde cadılar bayramını kutlar
bir de Atatürk’ün askerleriyiz pankartı taşırlar mıydı?
Elbette kimsenin ne eğlencesine ne inancına karışacak değiliz
ama devletine, milletine, dinine, diline, çevresine, değerlerine saygı duymayan birileri
nasıl Atatürk’ün askeri olabilir ki?
Düşün artık Atatürk’ün yakasından ve bırakın da rahat uyusun.
Sahiden ülkece şirazemizi mi kaybettik acaba?
Öyle ya, kaymış olmasa
ana muhalefet lideri elalemden medet umar
gelin bize müdahale edin der miydi?
Yetmiyor gibi
muhalif olunacak onca konu varken
Cumhurbaşkanı için nefret söylemleri ile
şeytanlaştırma projesine devam eder miydi?
Şirazemiz kaymasa
müttefik ülkelerden gelen öğrenciler ülkemizde yıllardır eğitim alıyorken
Suriyeli’ler neden askeri eğitim alıyor diye söylenir
Genelkurmay Başkanlığını açıklama yapmak zorunda bıraktırır mıydık?
Mazluma, garibana, komşusuna kapısını açan ülkemizle övünmek varken
sırf müslüman diye Suriye nefreti için
mazeret yapar mıydı birileri?
Şirazemiz kaymış olmasa
anlı şanlı medyamız kötücül haberleri,
sabah öğle akşam cinayet haberlerini
adeta adım adım izletir miydi kendi milletine?
Şirazemiz kaymasa bir bardak çaya ya da sebze meyveye
zam üstüne zam fırsatçılığı yapıp
sonra da müşteri yok diye laf
edebilir miydik?
Kuver denilen ve lokantaların olmazsa olmazı
çatal bıçak tuz ve ekmeğe 400-500 TL ücret yazılabilir miydi?
Vergi müessesini bir türlü halledemeyen iktidarlar eliyle
vergi yüzsüzü bir sürü zengin
ama özel iletişim vergisi ödeyen vatandaş olur muydu
eğer şirazemiz kaymasaydı?
Bahis oynadık ama eskiden idi şimdilerde oynamıyoruz diye
bir de suç bastırmaya çalışır mıydı birileri?
Benzeri skandallarda futbola beş yıl ara veren İngiltere gibi olamayız belki
ama bir iki günah keçisi ile de geçiştirmeyiz inşallah.
YA DÜNYA?
Dünyanın şirazesi zaten çoktan kaymış durumda.
Bir yandan nükleer bomba denemeleri ama utanmadan
ille de iklim değişikliği söylemleri!
Bir yandan masum binlerce çoluk çocuğun öldürüldüğü Gazze katliamları,
Afrika’da hiç bitmeyen vahşi sömürü,
Nijerya’da, Sudan’da çıkarılan
kaoslar, ölümler, suikastler.
Ama diğer yandan
aynı vicdansız emperyalizmin yüzsüzce
dünyaya demokrasi dersleri vermesi !
Şiraze kaymışsa bir kez
iflah olmaz kolay kolay der büyüklerimiz.
O nedenle ille de çıkarmak isterler
bir büyük dünya savaşı.
ama ne diyor şair Sezai Karakoç
Sakın kader deme kaderin **üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır