Suriye, Irak, Lübnan, Kuveyt birleşerek kazanabilir
Emperyalizmin Ortadoğu ile ilgili tarihi planını kabaca özetleyecek olursak, “bolcana ufala, çöl kumlarına sınırlar çiz, etnik ve dini kavgalar çıkart, kıyamete kadar kaos hüküm sürsün” şeklinde özetlersek herhalde yanlış olmaz.
Vaziyeti Ortadoğu haritasına bakınca görüyoruz zaten. Lübnan isminde, Ortadoğu Hristiyanlarının kolonisi olması için bir devletçik kurulmuş, anayasal olarak ordunun da başkomutanı olan Hristiyan bir devlet başkanı atanmış. Hristiyanlar azınlıkta, ordu ortada yok, ülke çalışmıyor. İflas etmiş bir ülke. Güneyden İsrail işgali altında.
Suriye desek anca anca Türkiye’nin yardımı ile ayağa kalkmaya çalışıyor. Suriye de güneyden İsrail’in ilerleyen işgali altında.
Kuveyt isimli bir petrol kolonisini emperyal ülkeler Basra körfezi çıkışında kuruvermişler. Başında bir Kral var. Güvenliği için tamamen emperyal güçlere mahkûm durumda. Üstelik Irak gibi büyük bir devletin de Basra’ya, denize çıkışını boğuyor.
Ürdün Krallığı istikrarını korumaya çalışıyor ancak istikrarı pamuk ipliğine bağlı. İsrail’e yan baktığı gün, Amerika’nın buyruğundan çıktığı gün mevcut kral gidecek, yerine yenisi oturtulacak.
Irak desek, ekonomik potansiyeli var ama emperyalizmin etnik ve dini bölücülüğü ve kumpasları karşısında sürekli zayıf, istikrarsız, iç savaş halinde. Bu aralar Irak’ı da anlaşılan güneyden bombalıyorlar.
Bölgede birleşmeyi teşvik etmeliyiz
Ortadoğu neden bu hale geldi? Tarih dersini geçelim, isteyen araştırır öğrenir. Çözüm muhakemesi basit aslında. Madem Emperyalizmin amacı bölgeyi parçalamak ve kaosun sürekliliğini sağlamak, bizim de amacımız bunun tersi olmalı. Yani bütünleşmeyi teşvik etmek, yapay sınırları kaldırmak, düzeni, barışı, kardeşliği, refahı, zenginliği ve istikrarı daim kılmak. Etnik ve dini bölücülüğün karşısında durmak.
Mutabık mıyız? Buraya kadar en azından ilkesel olarak herhalde mutabığız. Bu yazıyı farklı renklerde okurlar okuyabilir, kiminin emperyalizm hassasiyeti olmayabilir. Gelin birleşme politikasına siyasi taraftan değil de, ekonomik pencereden bakalım. Gerekçeleri sıralayalım:
Ölçek ekonomisi bu devirde olmazsa olmaz
Bölgeye ölçek ekonomisini getirmek gerekli. Küçük nüfuslu, küçük ekonomili, bir yerlere ve bir şeylere sürekli bağımlı ve muhtaç toplumlar anlamlı bir ekonomik büyüklük, vatandaşları için yeterli istihdamı sağlayamıyorlar. Bunu dünyada bir çok ülkede görüyoruz zaten. Bugün Ortadoğu’nun ilgili ülkelerinde anlamlı bir sanayi yatırımı mümkün mü? 25 milyonluk küçük bir ekonomi olan istikrarsız Suriye’de kim araba fabrikası kurar? Otobüs fabrikası? Lastik fabrikası? Cam ev eşyası fabrikası? Spor ayakkabı? Bilgisayar? Cep telefonu? Traktör? Hadi Suriye’yi geçtim ya minicik Lübnan’ın hali ne olacak? Arap şeyhlerinin Lübnan’daki Avrupa bankalarının şubelerine para yatırdığı dönemler tarihte kaldı. Nasıl geçinecek Lübnan? Sahi kim havaya uçurmuştu Beyrut limanını? Tam da Hristiyan bölgesinin yanı. Belli ki artık Hristiyanlara da birileri “kış kış, buralar karışacak” mesajı veriyor.
Ürdün ve Irak ne olacak? Elbette Ürdün’e Suriye’ye Kuveyt’e bu halde yatırımlar gelmez, gelemez. Ekonomik ölçek yok. İstikrar yok. Bu minik ülkeler anlamlı bir ulusal para birimi, Merkez bankacılığı ne bileyim demir çelik fabrikası, milli havayolu vs. böyle yatırımlar yapabilirler mi? Bu da mümkün değil. Yine ölçek yok.
Uzun sözün kısası, bu ülkelerin birleşmesi, birbirlerinin eksiklerini tamamlaması, kendi içlerinde gümrük duvarlarını kaldırmaları ve büyük bir sanayi, ticaret, finans yapısı kurmaları lazım. Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin de bu oluşumu desteklemesi lazım.
İsrail hepsine tehdit
Askeriye konusuna, ordu konusuna gelelim. Bu ülkelerin ortak düşmanı İsrail. Lübnan’ı da Suriye’yi de Irak’ı da vuruyor. Güneyden işgalini sürdürüyor ve genişletiyor. Kutsal metinlerine göre Şam şehrinin yerle bir edilmesi gerekiyormuş, böyle yazılmış kitapta! Bu ölçekte arkasında dünyanın en ileri ordularının, silahlarının durduğu saldırgan bir devlet ile birleşmeden, ciddi bir ordu kurmadan mücadele etmek mümkün mü? Senin ülkeni ben mi kurtaracağım? Senin askerin ölmesin, benim askerim mi ölsün? Bir zahmet birleşin, ortak ordu kurun, güçlü bir ekonomi kurun yoksa elinizden mevcut yurtlarınız da alınacak. Gazze’nin hali ortada. Hiç alınacak ders görmüyor musunuz?
Ülke birleşmesi tarihte var mı?
Bir şekilde bölünmüş ülkeleri birleştirme projeleri genelde yakın tarihimizde pek görülmüş durum değildir. Genel trend büyük ülkeleri parçalamaktır. Başarılı ülke birleştirme örneği ararsak muhtemelen Avrupa Birliği projesi bir örnek olabilir. Yani Avrupa Birliği çeşitli sebepler ile çöküştedir konumuz o değil ancak siyasi olarak bir çok küçük ülke bir araya gelip ortak bir refah birlikteliği, ortak pazar oluşturabilmiş. Ortak kurallar koyabilir hale gelmiş.
Çin Halk Cumhuriyeti idari yapı olarak diğer bir başarılı örnek. Merkezi bir yönetim var ve altında farklı idari yapılanmalar var. Eyaletleri, otonom bölgeleri, büyük şehir yönetim bölgeleri, özel yönetim bölgeleri vs. var. (ing: 22 provinces, 5 autonomous regions, 4 municipalities, 2 special administrative regions).
Son donemde Afrika’da Mali, Burkina Faso ve Nijer birlikteliğini görüyoruz. Bütün imkânsızlıklar içinde, çok akıllıca yöntemler de uygulayarak emperyalizme inat birleşmeye çalışıyorlar.
Küçük, zayıf devletçikler kader değildir
Vurgulamak istediğim nokta şudur. Mutlak bir kültürel, etnik, dini aynılık olmasa dahi başarılı devlet yapılanmaları veya federasyon yapılanmaları mümkündür. Bu bağlamda bahsi geçen coğrafyada Araplar, Kürtler, diğer etnik gruplar, Şiiler, Sünniler, Hristiyanlar beraber barış içinde uygun bir idari sistem altında yaşayabilirler ve yaşamalıdırlar. Bölük pörçük, küçük ve zayıf devletçikler altında sefalet çekmek kader değildir.
Bu yazıdaki önerimiz, kademeli olarak, barışçıl olarak, halkların iradeleri doğrultusunda Ortadoğu’daki bazı ülkeleri siyasi olarak yakınlaştırmak, sınırları kaldırmak ve zaman içinde bir tür birlik haline getirmektir. Oluşacak yapı federal bir yapı mı olur? Ne kadar merkezi ne kadar yerel idaresi olur? Avrupa Birliğine benzer bir yapı mı olur? Başkenti neresi olur? Ülkenin veya birliğin ismi ne olur? Tek bir anayasası mı olur? Her bölgesi aynı hukuki statüde mi olur yoksa bazı özel statülere izin verilir mi? Bunlar tartışılır, bir formül bulunur. Biz az çok tutarlı olan bir model ortaya koyalım, kabaca bir yol haritası çizelim, kulaklara kar suyu kaçıralım. Inception filmindeki gibi şuur altındaki katmanlara bir birleşme tohumu bırakalım, zaman içinde, zihinler uyanır, menfaatlerini sorgular, su akar yolunu bulur.

İttihad-al Hilal
Şu haritaya bakınız. Haritada yapay zeka desteği ile Suriye, Irak, Lübnan, Kuveyt ve Ürdün ülkelerini birleştirdim. İsmine “ittihad-al Hilal” (IAH) dedim. Yani Hilal Federasyonu veya Ay İttifakı olarak çevrilebilir. Farklı bir isim de olabilir. Misal İttihad-al Hilal al-Sham da olabilir. Veya içinde Arap kelimesi geçen bir ifade de kullanılabilir. Levant Devleti denebilir. Önemli değil. Şimdilik kısaca IAH diyelim.
IAH’nin sınırlarına bakın üç tane denize kıyısı var. Dünya ticaretinin merkez bölgesi. Avrupa, Asya, Afrika’nın birleşim noktası. Tarihi ipek yolu güzergâhında. Akdeniz’e kıyısı var. İran körfezine kıyısı var. Kızıldeniz’e kıyısı var. Dünyada hiçbir ülkenin sahip olmadığı bir stratejik üstünlük durumu sadece coğrafyasından geliyor. Hem Asya ile hem Avrupa ile hem Afrika ile hızlı, kolay ve ucuza ticaret imkânı sağlayan bir federasyon oluşturduk. Petrol ve gaz sorunumuz zaten yok. Basra körfezi ve Musul petrollerine sahibiz. Suyumuz ve tarımımız Fırat ve Dicle sayesinde var. Türkiye ile bu bağlamda mecburen iyi geçineceğiz. Tarım ve gübre için gerekli fosfat yataklarımız var. Toplam nüfusumuz 92 milyon yani Türkiye kadar Nüfusumuz var, maşallah. Toplam yüzölçümümüz 741 bin km2. Maşallah o da Türkiye kadar. Toplam ekonomimiz 500 milyar dolarlık. O da Türkiye’den küçük ama yine de ciddi bir büyüklük. Hızla büyüyecek ve en az Türkiye seviyesine doğru politikalar ile gelecektir.
IAH’nin etnik ve dini yapısına bakalım. 83% Arap. 9% Kürt. 4% kadar yabancı işçi (Kuveyt ve Ürdün’de çalışan Asyalı işçiler), 4% ise geri kalan Ermeni, Türkmen, Asuri, Yazidi vs.. Aslında etnik yapı da Türkiye’ye benziyor. Yani Türkiye gibi başarılı olabilecek bir etnik yapı var. Hem Arap çoğunluk sayesinde uzun vadeli siyasi istikrar sağlanır hem de diğer etnik ve dini yapılar kültürel ve ekonomik çeşitlilik sağlar, bağnazlığı, faşizmi engellerler. Gayet büyümeye, zenginleşmeye müsait bir yapı. Dini olarak 52% Sünni İslam, 37% Şii islam, 5% Hristiyan ve 6% diğer inanç grupları. Bu da sağlıklı bir yapı. Sünni İslam’ın hafif baskınlığı bu alanda uzun vadeli istikrarı sağlar. Bakın bu ülkeleri birleştirince Sünni Müslümanlığı baskın hale getiriyoruz. Bunu yapamaz isek bölgenin en güçlü devleti Irak, Şii İslam’ının baskın olduğu ve hükmettiği bir ülke olacaktır ve istikrarsızlık kaynağı olacaktır. Lübnan’da da yine benzer sebepler ile istikrarsız yapı riski vardır. Biz bunları aynı potada toplayınca Lübnan, Irak ve Kuveyt Şiileri de aynı ülkede dayanışma halinde olabilecek. Ayrıca güçlü bir Şii nüfusunun olması özellikle ordu için ve ülkenin düşman saldırısına dayanması için faydalı.
Genel olarak IAH’nin etnik ve dini yapısı Türkiye’ye benziyor olacak. Bu da güzel, başarılı olma potansiyelini sağlayan bir toplumsal doku. Elbette emperyalizm etnik ve dini farklılıklar üzerinden yine saldırılar, kumpaslar kuracak ama büyük devlet yapısı bu saldırılara daha iyi dayanır.
Türkiye’ye ne fayda?
Türkiye’ye ne faydası olacak? Bu ülkeleri birleştirip güneyimizde güçlü bir Arap ağırlıklı devleti kurmanın Türkiye’ye ne faydası olacak? Küçük ve zayıf kalsalar, biz bunların her birini daha rahat yönetemez miyiz? Arada ne kadar güç farklı olursa sözümüzden o kadar dışarı çıkamazlar öyle değil mi? Hem biz Misak-ı Milli sınırlarımızı istemiyor muyuz? Hazır Ortadoğu ülkeleri bu kadar zayıfken şöyle sınırlarımızı biraz Osmanlı coğrafyasına doğru genişletsek fena mı olur?
Elbette yukarıdaki şekilde düşünenler olabilir ancak güneyimizde zengin, istikrarlı güçlü birleşik bir ülke olmasının Türkiye’ye faydası, alternatif senaryolardan çok daha fazla olacaktır. Neden?
1) Türkiye’nin ticareti IAH ile muazzam miktarda artar ve bu sayede Türkiye çok hızlı kalkınır. Mevcut bölge ile olan ticaretimizin toplamı belki beş kat artar. Türkiye kaçınılmaz olarak IAH’nin açık ara en büyük ticaret ortağı ve en büyük yatırımcısı olacaktır. Demir çelik yatırımları, cam sanayii, çimento, havayolları, araba fabrikaları, bankalar, merkez bankası vs..
2) IAH gibi güçlü bir devlet, Türkiye ile olan hayli uzun kara sınırını çok iyi korur. Türkiye’ye bu sınırdan en ufak bir tehdit gelemez.
3) Türkiye sınırlarına doğru hem karada hem denizde hızla ilerleyen ve Afrika dahil çeşitli coğrafyalarda Türkiye’nin çıkarlarını tehdit eden İsrail tehdidine karşı IAH güçlü bir kalkan olur.
4) IAH üzerinden Türkiye Basra körfezi dahil geniş bir coğrafyaya kolayca ulaşır. Kızıldeniz’e ve Mısır’a karadan kolayca ulaşır. Kudüs’e ulaşır. Yani IAH sayesinde Türkiye’nin eli kolu daha uzun hale gelir. Hatta İstanbul ile Kahire arasında hızlı demiryolu hattı gibi fantastik projeleri konuşabilir hale geliriz.
5) Dost IAH yönetimi ile yapılacak anlaşmalar sayesinde Türkiye’nin enerji sorunu ve bazı hammaddeler konusundaki tedarik sorunları tamamen ortadan kalkar.
6) Normal şartlarda Emperyal ülkelerin kontrolünde olan Lübnan, Kuveyt, Ürdün gibi ülkeler de IAH üzerinden dolaylı olarak Türkiye etkisine girer ve Türkiye ile komşu olurlar.
7) Türkiye’nin Arap coğrafyası ile olan ticaretindeki yollar kısalır ve daha hızlı hale gelir. Yolları uzatan abuk subuk sınır çizgileri ve gereksiz sınır beklemeleri ortadan kalkar. Ticaret filomuzu tüm Arap coğrafyasına fişekler hale geliriz. Basra bölgesine bağlanacak boru hattı ve lojistik yol projeleri daha hızlı ve kısa yollardan geçirilebilir.
8) Türkiye doğu Akdeniz’de güçlenir. KKTC’ye ilave güvenlik sağlanır. Lübnan ve Suriye’nin Doğu Akdeniz de Güney Kıbrıs yönetimi ile yaptıkları deniz yetki alanı paylaşımı anlaşmaları yırtılıp atılır.
9) IAH projesi başarılı olduğu ölçüde, Arap dünyasında bir çekim merkezi olacaktır. Yani zaman içinde de Bahreyn, Katar, UAE gibi küçük ülkeler de hayli yakın oldukları bu birliğe katılmak isteyebilirler ve bu sayede Türkiye’nin etki ve ticaret alanı iyice genişler.
Al sana Osmanlı
Osmanlı’yı diriltme hayalinde olan küçük de olsa bir miktar vatandaşımız var. Al sana Osmanlı işte. Bahsettiğimiz coğrafya zaten Osmanlı’nın en önemli şehirlerini, Bağdat, Şam, Halep, Basra içeriyor. Yani Türkiye, IAH ile kuracağı özel ilişkiler sayesinde Osmanlı’nın şanını, şerefini, büyüklüğünü bir şekilde devam ettirmiş oluyor. İlle Türkiye ve IAH’yi siyasi olarak birleştirmeye gerek yok. IAH coğrafyası İstanbul veya Ankara’dan yönetilmeyi haklı olarak kabul etmez. Türkçe konuşmayı, yazmayı da kabul etmez. Bizim de bu saatten sonra Arap harflerine geçecek halimiz yok. Gerek de yok. Osmanlı da zaten yerel yönetim ve geniş özerklik ile bu kadar büyük bir imparatorluk kurabildi. Yanyana yüksek dayanışma ve stratejik ittifaklık içinde yaşayan iki güçlü devlet halinde olmak zaten benzer amaca hizmet eder, sömürge ilişkisi oluşturmadan iki ülkeyi ve bütün bölge halklarını zenginleştirir, refah sağlar. Çaktırmadan el altından IAH politikalarına Ankara’dan müdahale edilirse eğer, o kadar kusur kadı kızında da bulunur. İleride, egemen milli meclise ilave olarak, ilave meclis yapıları ile daha ileri seviye sosyal ve siyasi iş birlikleri de mümkün olabilir. O konu, yarın konuşulacak bir konu.
IAH Birlikteliği nasıl sağlanır?
Varsayalım, bu fikir aklımıza yattı. Eşe dosta da fikri satabildik. Bu işi oldurmak, mutlu sona erdirmek istiyoruz. Peki bu iş nasıl olacak? Önündeki engeller neler? Bütün engelleri aşsak, ne kadar zaman alır?
1) Bölgenin ağabeyleri “olur” demeli
2) IAH içindeki kritik güç odakları ile beraber makul bir yol haritası benimsenmeli
3) Kademeli olarak, 40 seneye yayılan, toplumsal benimseme esaslı entegrasyon gerekli
IAH projesinin olmazsa olmazı, işin temel dayanağı özellikle İran ile ve sonrasında Suudi Arabistan ile mutabık kalmaktır. Kanımca iki ülkeye de bu iş akıllıca anlatılırsa bu projeyi desteklerler. İkisinin de çok işine gelir. Herkes güçlü, zengin, bolca ticaret yapabileceği istikrarlı ve dost bir komşusu olsun ister. Biz IAH ile bunu zaten sağlıyoruz.
IAH’deki Şii ve Sünni unsurlar hem İran ile hem Suudi Arabistan ile dostluk ve yüksek seviyeli işbirliğini sağlayacaklardır. İran’ın İsrail ile mücadelesi de IAH yapısı ile desteklenebilecektir. İran’ın temel çekincesi Irak’ın kontrolünü kaybetmek olacaktır. Bu konuda İran’a güvence vermek gerekir.
Irak’ta kutsal Şii merkezleri vardır. Yeni yapı Şii düşmanı olmayacak, Şiiler kurucu ve temel unsur olacak, her türlü anayasal garanti, ibadet özgürlüğü ve gerekiyorsa belirli özel yönetimli bölgeler dahi tahsis edilebilir. Yani İran, Irak’ın kontrolünü kaybetme endişesi olmadan garantilerini almalı, dost bir komşusu olacağına, tehdit gelmeyeceğine ikna olmalı, memnun edilmeli.
Suudi Arabistan bu işe ikna olur mu? Bence çok problem çıkmaz. Kral kendi koltuğu açısından belki biraz endişe edebilir, “eğer böyle bir Arap birliği sağlanırsa benim de koltuğum sallanır mı? Halk beni devirip bu birliğe girmek ister mi?” şeklinde endişe edebilir. Ona da gerekli güvenceleri vermek lazım. Suudi Arabistan fazlaca büyük ve zaten zengin ülke. Bizim projede fazlaca komplikasyon yaratır ve yönetim merkezini fazlaca güneye kaydırır. Zaten nispeten istikrarlı da bir ülke. Suudi Arabistan, IAH’ye büyük yatırım yapabilir ve büyük kazançlar sağlayabilir. İsrail tehdidine IAH ile direnmek onların da işine gelir.
Suudların bu projeye destek amaçlı jest olarak kuzeyden biraz toprak vermeleri pek güzel olur. IAH haritasına bakınca güney sınırındaki tuhaflığı görüyoruz. Amman’dan Basra’ya giderken ülke içinde kalabilmek lazım, Suud tarafına geçmemek lazım. Yani ülkenin geometrisinin konveks bir yapıya getirilmesi daha uygun olur. Hatta Kuveyt’ten Akabe’ye bir çizgi çekelim, kuzeyi IAH toprağı olsun. Harika olur. Karşılığında Suudi Arabistan’a da bir güzellik yapmak gerekir. Misal Umman ve Yemen kendi aralarındaki sınır bölgesinde, Suudi Arabistan’a biraz toprak verirler, koridor açarlar ve Suudi Arabistan Hint Okyanusu’na erişim sağlar. Bugün için erken bir konu ama yarın konuşulmayacak şey değil. Yemen ve Umman da bu yol ile IAH projesini desteklemiş ve üzerlerine düşeni yapmış olurlar.
İran ve Suudi Arabistan’ın onayı ve sürece aktif desteği ile IAH projesi uzun vadede gerçekleşebilir. Kimsenin de engellemeye gücü yetmez. Mısır bölgede önemli oyuncu onlar zaten dünden razı olurlar bu işe hiç bahsetmeye gerek yok. İsrail ve ABD elbette karşı çıkacaktır ve ellerindeki tüm imkanlar ile engellemeye çalışacaklardır, bu da normal.
Ne kadar zamanda bu işler olabilir?
IAH projesi bir anda yapılamaz. Tüm bu ülkeler bir anda bir araya gelemezler. Bu işin zamana yayılması lazım, belki 40 belki 50 senelik bir vizyon gerekli. Bizim nesil çalışmaya başlar, sonraki nesil ancak tamamlar. Özellikle Ürdün ve Kuveyt erken safhada projeye dahil olmazlar. İlk etapta Irak, İran ve Lübnan’ı birleştirmek lazım. Zaten bu üçünü bir seferde birleştirmek muhtemelen en makul olan çözüm çünkü Suriye önce Lübnan ile birleşsin dersek, Lübnan’daki Şiiler ve Hristiyanlar bu işten memnun olmazlar. Ama Irak da birleşecek dendiğinde o zaman hem Şiilere, hem Kürtlere arkadaş gelecek demektir, hem de dev bir ekonomi oluşacak ve sefalet bitecek demektir. Yani bu üç ülke anında büyük bir kazanıma ulaşır. Irak, Akdeniz’e ulaşır. Müthiş bir kazanım. Lübnan desek sefaletten ve kötü yönetimden, uyduruk anayasasından kurtulacak hatta muhtemelen birleşme ile en çok yatırımı çekecek bölge olacak. Suriye desek zaten tarihi acısı olan Lübnan’ın ayrılığı sorununu çözmüş olacak. Müthiş bir zafer. Herkes kazanıyor işte.
Neden yerel güç odakları egemenlik paylaşmayı kabul etsin?
Lübnan’daki Hristiyan devlet başkanı, oy tabanı yok ama ülkeyi, orduyu kontrol ediyor işte. Neden böyle bir IAH yapısını kabul etsin? Ya yeni yapı Lübnan Hristiyanlarını, Ermenilerini keserse? Irak Kürt bölgesinde Barzani ve Talabani aşiretleri var. Neden böyle bir yapıyı kabul etsinler? Ne güzel işte bir otonomi, yarım Devletçik kurmuşlar. İlk fırsatta bağımsızlık ilan edecekler, bizdeki Kemalist(!) Yeni Parti tayfasını bekliyorlar. Ne kazanabilirler? Koskoca Ürdün kralı. Neden tahtını bıraksın? Kuveyt Emiri. Petrol denizinde yüzüyor küçücük emirliği. Neden bu zenginliği Suriye’nin fakir Arapları, Kürtleri ile paylaşsın? El-Colani neden kabul etsin? Amerikan hapishanelerinden çıkartılıp Suriye’ye devlet başkanı yapılmış. Bırakır mı koltuğunu?
Tüm bu yazının kritik noktası işte bu bölüm. Nasıl yapsak da IAH kapsamındaki mevcut güç odakları, politik merkezler, emirler, krallar, aşiret başkanlarını ikna etsek? Her güç unsuru bir şekilde istediğini alsa, ikna olsa ve iktidarını gönüllü ve kademeli olarak IAH yapısıyla paylaşmaya razı olsa. Bu soruların cevabı bende yok. Politik incelik gerektiriyor, sabırla çalışmak, halkları yavaş yavaş bu fikre doğru kaydırmak ve politik baskı odakları oluşturmak gerekiyor.
Sopa ile de bu işler oldurulabilir ama biz gelin havuç stratejisine odaklanalım. Krallar, Emirler para sever, koltuk sever. Gelin onlara para ve koltuk verelim. Misal yeni IAH yönetim yapısında kalıcı bir koltukları olsun. Bizde de eskiden vardı, ömür boyu senatörlük gibi bir makam tahsis edilebilir. İktidarda oy hakkı, söz hakkı verilir. IAH’nin getireceği zenginlik anlatılır ve belirli süreli olarak bu zenginlikten refah payı tahsis edilir. Kendilerine zaman verilir, “acele etme, yavaş yavaş entegrasyon yapalım, önce ortak bir meclis kuralım, sen de üye ver” vs. denir, süreç zamana yayılır. “İstanbul boğazında sana şöyle güzel bir yalı tahsis edelim, önüne de tekneni çekersin” denebilir. IAH yapısının getireceği ekonomik fırsatlardan, bazı devlet tekeli şirketlerinden hisse payları verilebilir. Çoluğuna çocuğuna bazı garantiler sağlanabilir, İstanbul’da özel okul filan ayarlanır. Yani hem kişisel ve ailesel seviyede bazı havuç uygulamaları devreye alınabilir hem de yeni yapının kendi halklarına daha çok refah, güvenlik ve istikrar sağlayacağı anlatılır.
Kendinizi misal Ürdün Kralının, Kuveyt Emirinin, Lübnan devlet başkanının yerine koyun. Bu insanlar aptal değiller, bu vaziyetin böyle devam edemeyeceğini herkes görüyor. Senin iktidarın döneminde olmasa çocuğun iktidar olunca onun başına tatsız işler gelecek. Bu işleri görüp tedbir almak gerekli.
Olay genel anlamıyla budur. Bir iki önemli konu daha var, onları da ekleyelim ve yazıyı sonlandıralım. Birincisi Kürt konusu önemli. Kürtleri nasıl memnun edeceğiz? İkincisi Filistin konusu önemli. Bu kadar ülke birleştiriyoruz, neden Filistin’i de eklemiyoruz? Kudüs işi ne olacak?
Kürtler mutlu olur mu?
IAH yapısıyla Suriye ve Irak birleşeceği için bu bölgedeki Kürtler de aynı birliktelik içine giriyorlar. Bu duruma olumsuz diyemeyiz. Diğer güzel olay, nispeten küçük ve kısıtlı imkanları olan, istikrarsız bir devlet yapısı yerine daha büyük imkanları olan daha büyük bir birliğin vatandaşlığı oluşuyor. Bu da olumlu. Herkes daha zengin olacak. Serbest dolaşım, çalışma izni sorunu olmadan birlik içinde istersen Akdeniz sahiline, istersen Kızıldeniz sahiline gitme özgürlüğü geliyor. Özellikle Türkiye ve İran ile yapılacak ticaret sayesinde hızlı zenginleşme fırsatları oluşacaktır. Normalde ülkeye gelmesi mümkün olmayan büyük yatırımlar gelecektir.
Varsayalım Irak Kürtleri sırtlarını İsrail’e, Amerika’ya dayadılar, komşuları ile kavga dövüş bir şekilde Erbil, Süleymaniye ve civarında bir miktar toprağı olan minik bir Kürdistan (Aslen ikinci İsrail denmeli) devleti kurdular. İsrail ve ABD de bu devleti tanıdı diyelim. Bu yapı hangi problemi çözecek? Ortadoğu’daki hangi sorun çözülecek? Ermenistan ayarında, denize çıkışı olmayan, mecburen sırtını dayadıkları İsrail ve ABD’nin güdümünde olan bir devletçik oluşacak. Bir gün Araplara, bir gün İran’a bir gün Türkiye’ye saldırtılacaklar. Kan, sefalet, perişanlık bölgede devam edecek. Anlamlı bir ekonomik büyüklük ve ölçek zaten oluşamayacak. İsrail’in bölgede güçlü olduğu dönemlerde bu ülkecik sağa sola efelenecek, İsrail’in zayıfladığı dönemlerde ise ezilecek. Kürtler için bu hayalin pazarlanması doğru değildir. Süleymaniye’de yaşayan bir Kürt olsaydım, IAH yapısında, büyük, güçlü, zengin, demokratik bir ülke vatandaşı olmayı diğer alternatiflere tercih ederdim. Hatta aktif olarak böyle bir yapının kurulması için mücadele ederdim.
IAH birlikteliğinin sağlayacağı pasaport değerli olacaktır, belirli bir zenginlik ve istikrar seviyesi yakalandıktan sonra IAH pasaportları ile dünyada istenen ülkeye gidilebilir vaziyet oluşacaktır. Türkiye ile zaten bir süre sonra sınırlar açılacaktır, serbest ticaret, belki serbest dolaşım ve belki de serbest çalışma izni gibi konuları kapsayan anlaşmalar mümkün olabilir. Fena bir gelecek hayali mi?
Ya Filistin? Kudüs ne olacak?
Filistin konusuna gelelim. Neden Filistin’i kurguladığımız IAH yapısına dahil etmiyoruz? Çünkü birinci günden IAH’yi İsrail ve ABD ile savaşa sokmak istemiyoruz. Filistin’in uluslararası tanınırlık seviyesi henüz IAH yapısı ile birleşmesi için yeterli seviyede değil. Yarın bu olabilir ve hatta olmalıdır ama IAH’nin kuruluş döneminde uygun olmaz. Zaten IAH’nin siyasi birlikteliği, büyük ordusu ve güçlü bölgesel ittifakları, Filistin çevresine yeterli askeri gücü yığmayı ve İsrail’e karşı yeterli caydırıcılığı sağlamaya yeterli olacaktır.
Peki ya İsrail?
Bir gün İsrail de IAH’ye katılmayı tercih edebilir mi? Hemen “saçmalama” demeden önce, gelin biraz muhakeme yapalım. Siyonizmin bir seküler kısmı var ve bu kısım Yahudiler için milli bir vatan oluşturma amacında. Bir de Siyonizmin daha çok Amerika’daki Evanjelik Hristiyanların kontrolündeki bir tarafı var ve buna göre kutsal kitaplardaki kehanetlerin olması veya oldurulması gerekiyor. Şam şehri yerle bir edilmeli. Mescid-i Aksa yıkılmalı ve yerine Süleyman Mabedi yapılmalı, Mesih (veya evanjelik versiyonda Hz. Isa) gelmeli. Kuzeyden gelecek büyük ordulara karşı İsrail oğulları ordusunu komuta etmeli vs..
Dini ilimlerini iyice okumuş Yahudi din adamlarına göre ise İsrail’in Mehdi gelmeden kurulmaması gerekiyor yani mevcut yapı tamamen hatalı ve İsrail bu safhada hiç var olmamalı. Bu tayfa politik olarak mevcut İsrail yönetimine ve Evanjelist kitleye karşı duruştalar. Siyasi kartlar doğru oynanırsa, Israil küçük dahi olsa askeri bir yenilgi alır ise ve İsrail’de siyonist hükûmet yerini daha barışçı bir koalisyon idaresine bırakırsa pekala İsrail de bir gün IAH gibi büyük, güçlü, demokratik ve zengin bir refah birlikteliğine katılmak isteyebilir. Ayrıca New York gibi dünyada Tel Aviv ile beraber en kalabalık Yahudi nüfusuna sahip şehirdeki Yahudilerin çoğu İsrail’in mevcut saldırganlığına karşı tutumdalar. Politik kartlar doğru oynanırsa, Amerika Yahudileri, İsrail’in saldırganlığını dizginlemekte de kullanılabilir ve kullanılmalılar.
Risk ve Tuzaklar
IAH gibi bir politik birlik projesi sabote edilmeye çalışılacaktır. Peki hangi yöntem kullanılacaktır? Bu çok nettir. IAH yapısını IŞİD projesi gibi gösterme çabası oluşabilir ve sahada kiralık unsurlar ile bazı IŞİD operasyonları yaptırılarak “bunlar terörist bir İslam devleti, IŞİD devleti kurmak istiyorlar” propagandası kullanılacak ve Batı’dan bu bölgeye yeni saldırı seferleri başlatılabilecektir. Bu konuda uyanık olunmalı, projenin başında bu işin IŞİD benzeri bir yapılanma ile ilişkilendirilmesinin önüne geçilmelidir. IAH birlikteliği kültürel, dini ve hayat tarzı konularını merkezi olarak empoze etmeye kalkarsa zaten bu iş yürümez. Beyrut’taki, Amman’daki, Erbil’deki, Bağdat’taki, Basra’daki, Kuveyt’teki kültürel ve dini çeşitliliği yok etmeye çalışmak doğru yaklaşım olmaz. Aksine dini özgürlükler ve hayat tarzı seçeneği konusunda özgürlükler alabildiğine güçlendirilmelidir.
Nereden Başlasak?
Ortadoğu’daki ilgili devletlerin birlikteliği konusunda iyi bir başlangıç noktası, bu projeyi destekleyen ülke liderlerinin açıkça “birleşin, birlik olun” yönünde vereceği beyanlar olabilir. Misal, Türkiye Devlet Başkanı eğer ilgili ülkelerin birleşmesi, birlik olması yönünde kamuya açık olarak, güçlü şekilde çağrıda ve telkinlerde bulunursa, bölgede ve ilgili toplumlarda bunun etkisi oluşacaktır. Az veya çok etkisi olur. Zaman içinde bu konuda ilgili ülkelerde tartışma platformları oluşur, gazeteciler konuya ilgi gösterirler vs. konu bir yere doğru evrilir. Türkiye’den gelecek bu çağrı “Ben Osmanlı’yı kurma peşinde değilim, Suriye’yi, Irak’ın bir bölümünü ilhak etme niyetinde değilim. Misak-ı Milli sınırları peşinde değilim, ama bölgede birlikten, barıştan, refahtan yanayım. İsrail tehdidine birleşerek karşı durabilirsiniz ve Türkiye de size destekleyecektir” mesajı olacaktır. Doğru yönde bir mesaj olur. Arap dünyasında Türkiye ile ilgili “gizli ajanda ile genişlemeci”, kötü niyet şüpheleri ortadan kalkacak ve daha derin iş birliğinin önü açılacaktır.
Unutmayalım son dönemde ABD kaynaklı diplomatik kaynaklar Türkiye’yi kendi çıkarlarına uygun olarak bölgede “ağabey” yapma ve hatta sınırlarını genişletme politikası güdüyorlar. “Yeni Parti” başkanına dahi “Misakı Milli Sınırlarını benimsiyoruz” gibi açıklamalar yaptırılıyor. Sanki Manisalı Lawrence takımı, Cumhuriyetin bütün ilkelerini benimsemiş, savunmuş, Türk Devrimini bütün siyasi hayatlarında ileriye götürmeye çalışmışlar da bir tek Misak-ı Milli eksik kalmış! Türkiye Cumhurbaşkanı’nın öncülüğünde yapılabilecek bir çağrı ile, ilgili diğer devlet başkanları davet edilerek benzer bir birlik mesajının verilmesi de uygun olabilir.
Sonuç
Bu yazıda önerilen birlikteliğe benzer Lübnan-Suriye-Irak birlikteliği planları tarihte defalarca gündeme gelmiş konular. Çeşitli politikacılar güçleri yettiğince bu fikirleri savunmuşlar. 1920’lerde Osmanlı’nın bölgede yenilmesi ve çekilmesi ile beraber bu fikirler başlamış ve hiç bitmemiş. İlk dönemde Fransa bu birleşme konularına itiraz etmiş ve engellemiş çünkü Suriye ve Lübnan kolonilerini kimseyle paylaşmak istememişler. Daha sonra Lübnan Hristiyanları bu planları engellemişler çünkü Arap egemenliğindeki büyük bir devlet altında bir katliamdan korkmuşlar. Irak’ın sekiz dönem başbakanı Nuri al-Said birleşme politikalarını savunmuş. Adam geleceği iyi görmüş doğrusu. Daha sonraki dönemlerde Baasçı iktidarlar da bu birleşme politikalarını dönem dönem savunmuşlar.
Bugün geldiğimiz şartlar kanımca tekrar bu planları çalışmayı gerektiriyor. Bu ülkeler ya kendi seçtikleri çeşitli biçimler ve esaslar altında birleşecekler, büyük bir ekonomi, istikrarlı bir siyasi yapı ve Devlet meydana getirecekler, kendi güvenliklerini sağlayacaklar veya ABD destekli İsrail saldırganlığı ve genişlemeciliği altında sefalet, savaşlar, kaos devam edecek.