Suriye’de anahtar İdlib

Fikret Akfırat

Fikret Akfırat

Gazete Yazarı
TÜM YAZILARI

Doğu Akdeniz ve Suriye’deki PKK varlığının tasfiyesi konusu, ABD, Rusya, İran ve Çin ile ilişkiler İdlib’de kilitlenmiş durumda. Suriye’de, Astana ortakları arasında çözülemeyen en önemli başlık İdlib’deki durum. Bu durum, Astana sürecinin yerinde saymasına, hatta tıkanmasına neden oluyor. Daha önemlisi, bu tıkanmışlığın ABD için elverişili bir ortam yaratıyor oluşu...
İdlib, Ürdün sınırında çölde ABD’nin bir garnizonunun bulunduğu Tenef’i saymazsak, ABD-PKK işgali altındaki alan dışındaki, Suriye’nin egemen olmadığı tek yer. İdlib’in büyük bölümü, eski adı El Nusra olan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) adlı örgütün kontrolünde. Ayrıca İdlib’de, HTŞ dışında birçok terör grubu var. Bunların içinde ya da müttefiki konumunda olan Kafkasya kökenli gruplar bulunuyor. Çin’in Sinciang Uygur Bölgesi’nden CIA eliyle devşirilen Türkistan İslam Partisi mensupları da bu bölgede.

HEDEF BİRLİĞİ

İdlib’in terörden temizlenmesi, Rusya için de, sadece Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması genel amacı açısından değil aynı zamanda bölgedeki askeri varlıklarının korunması bakımından öncelikli. İdlib bölgesindeki terör varlığı Rusya’nın Hımeymim ile Tartus üsleri için de tehdit oluşturuyor.
2016 yılından itibaren, nesnel olarak sahada Türkiye ile Suriye arasında bir hedef birliği var. Aynı hedef, İran ve Rusya için de geçerli. Astana sürecinin zeminini de bu sağlıyor. Türkiye Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekatları ile terör koridoru planını boşa çıkarırken, Suriye yönetimi de Rusya’nın desteğiyle başta Şam çevresi ve Halep olmak üzere birçok bölgeyi teröristlerden temizledi. Bu bölgelerden çıkarılan teröristler, Suriye’nin de taraf olduğu Türkiye, İran, Rusya arasındaki mutabakatlar uyarınca İdlib’de toplandı.

İDLİB MUTABAKATLARINDA NE VARDI?

İdlib’deki durum ile ilgili ilk mutabakata, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 3 Mayıs 2017'de Soçi'de yaptığı görüşmede varılmıştı. Bu mutabakatla Suriye’de çatışmasızlık bölgeleri üzerindeki ilk anlaşma sağlanmıştı. Daha sonra Astana'da Türkiye, Rusya ve İran temsilcileri, Suriye devleti ve silahlı muhalif gruplar arasındaki görüşmelerle çatışmasızlık bölgelerinin yerleri belirlenmişti. Türkiye, İran ve Rusya 4 Mayıs 2017'de bir mutabakat metni imzaladı. Çatışmasızlık alanları ve gözlem noktalarının genel amacı şuydu: “Bölgedeki silahlı muhalefeti silahsızlandırmak ve Suriye’deki siyasi sürece katılmalarını sağlamak.”
HTŞ ve El Kaide mutabakatın dışındaydı.
Erdoğan ve Putin arasında 17 Eylül 2018’de Soçi’de imzalanan mutabakat şunları içeriyordu: “15-20 kilometrelik bir 'silahsızlanma bölgesi'nin kurulması, terörist grupların ve ağır silahların bu bölgeden çıkartılması, 2019 yılı başına kadar M4 ve M5 karayollarının trafiğe açılması.”
Suriye devleti de bu anlaşmaya destek vermişti. Ancak bu hedefler kağıt üzerinde kaldı.
Buna karşın, ABD’yi devre dışı bırakan bölgesel inisiyatif ilerliyordu. 14 Ocak 2020’de Hakan Fidan ve Ali Memluk arasında bir görüşme yapıldı. Bu görüşmede, sadece Suriye’deki değil bölgedeki bütün gelişmeleri kökten değiştirecek bir genel görüş birliği sağlandı. İki ülkenin heyetleri, “Fırat’ın doğusundaki PKK/PYD” varlığına karşı Türkiye ve Suriye’nin önümüzdeki dönemde yapacağı işbirliğini konuşmuş ve 9 maddelik bir yol haritasının uygulanması kararı almıştı.
Kısa süre sonra ABD, sahadaki ve Türkiye içindeki araçları vasıtasıyla bu kritik önemdeki gelişmeyi engellemek için devreye girdi. Şubat 2020’de, önce sahadaki Türkiye bağlantılı olarak bilinen fakat parayı verenin düdüğünü çalan gruplar, Rus askeri güçleri ile karşı karşıya geldi. Bu, arkasında ABD’nin olduğu bir tertipti. Ardından doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri ile Suriye askeri güçleri çatıştı.
Gerginlik, Moskova’da 5 Mart 2020’deki Erdoğan ve Putin'in baş başa görüşmesiyle sona erdirilebildi. Heyetler arasındaki zirve 5 saat 40 dakika sürdü. Zirvenin ardından açıklama yapan Putin ve Erdoğan, ateşkes kararını duyurdular. Görüşmede “İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesindeki Durumun İstikrarlaştırılmasına İlişkin Muhtıraya Ek Protokol” başlıklı bir belge üzerinde anlaşıldı. M-4 karayolunun kuzeyinde 6 kilometre, güneyinde yine 6 kilometre derinliğinde bir “güvenli koridor” oluşturulması, bu koridorda Türk-Rus ortak devriyelerinin yapılması kararlaştırıldı.

ABD’YE İMKAN SAĞLAYAN ETKEN

Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde sınır ötesi operasyon kararını açıkladı. ABD karşı çıktı, Rusya ise “kaygılarınızı haklı buluyoruz ama…” diyerek Türkiye ile yaptıkları önceki mutabakatları hatırlattı. Türkiye ile Rusya arasında Barış Pınarı Harekatı’nın ardından 22 Ekim 2019’da yine Soçi’de bir mutabakat imzalanmıştı. Buna göre, şimdi Türkiye’nin sınır ötesi operasyon yapacağını açıkladığı bölgeler olan Münbiç ve Tel Rifat’tan PKK/YPG unsurlarının çıkarılmasını, Rus askeri polisi ve Suriye sınır muhafızları sağlayacaktı. Ancak bu sağlanamadı ve haklı olarak Türkiye bunu Rus tarafından beklediğini sürekli vurguluyor. Ama şunun altını çizelim: Türkiye’nin önceliği olan PKK’nın Suriye’den temizlenmesini, Rusya ve İran için de öncelikli bir mesele haline getirmeyi önleyen, Ankara’nın İdlib’de izlediği siyaset.
Ankara, İdlib’de mutabakatlarla, Şam yönetimi ve Rusya için belirleyici öneme sahip olan M4 ve M5 karayollarının teröristlerden arındırılması gibi hedeflerin altına imza attı. Ancak bu gerçekleştirilmedi. Suriye yönetimi Rusya’nın desteğiyle bu hedefi operasyonlarla gerçekleştirmek isteyince Ankara, “Türkiye’ye sığınmacı göçünü tetikleyecek” gerekçesiyle itiraz ediyor. Oysa İdlib’in terörden temizlenmesi, sadece Fırat’ın doğusundaki gelişmelerle ilgili olarak Rusya ve İran ile kurulan hassas denge nedeniyle değil, aynı zamanda sınırımızdaki terör tehdidinin ortadan kaldırılması bakımında da Türkiye’nin lehine.
Astana ortaklığı da Suriye’de PKK’nın temizlenmesi de gelip burada düğümleniyor. Bu koşullarda, Astana’da belirlenen hedef birliğini bozan ve ABD’ye imkan sunan bir etken olan Ankara’nın İdlib siyasetini değiştirmesi elzem hale gelmiştir. İdlib’den terörün temizlenmesi için Şam, Moskova ve Tahran ile kurulacak ortaklık, domino etkisiyle gelişmelerin yönünün Türkiye lehine ve ABD aleyhine çevrilmesini sağlayacaktır.

Etiketler suriye idlip doğu akdeniz operasyon terör örgütü pkk abd rusya çin