Tam isabetle hava tahmin raporu
Avusturyalı yazar Stefan Zweig, “Yıldızın Parladığı Anlar” adlı kitabında tarihteki bazı önemli olaylarda, küçük anların yol açtığı büyük sonuçların peşine düşer. Kitapta, İstanbul’un fethinden Waterloo Savaşı’na, idam mangasının karşısındaki Dostoyevski’den mühürlü trenle Rusya’ya dönen Lenin’e, matbaanın icadından, Amerikan İç Savaşı’nda alınan bir karara açılan yelpazede, tarihteki kısa, kritik ve dönüştürücü anlara odaklanılır, yakalanan veya kaçırılan fırsatlar anlatılır. Zweig, tarihin uzun akışı içinde bazen yalnızca birkaç dakika, birkaç saat ya da birkaç günün bir insanın ya da ulusun geleceğini bütünüyle değiştirebileceğini gösterir. Tarihte, yıldızın parladığı bazı anlar söz konusudur.
Anthony Maras’ın yönettiği, sinemalarımızda bugün gösterime giren “Fırtınadan Önce” (Pressure) filmini seyredince aklıma doğrudan Stefan Zweig ve kitabı geldi. Maras, İkinci Dünya Savaşı’nın son sürecini başlatan Normandiya Çıkarması’ndan önceki günleri ve çıkarma gününü, hava tahmin raporu ekseninde anlatıyor, savaşın sonucunu etkileyen kritik askeri karar anını ve meteorolojik koşulları yorumluyor.
NORMANDİYA ÇIKARMASI’NIN ÖNCESİ
Bilindiği üzere İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefiklerin Nazi Almanyası’na karşı Batı Avrupa’da açtığı büyük cepheyi başlatan Normandiya Çıkarması’nın başlangıç günü, “D-Day” olarak adlandırılmıştı. Film, D-Day’den önce her türlü askeri hazırlığın tamamlandığı ancak çıkarmanın yapılacağı gün havanın nasıl olacağının bilinmediği 72 saate odaklanıyor. İngiltere’nin en ünlü ve otorite kabul edilen meteorologu James Stagg, tarihin en önemli hava tahminini yapmakla görevlendiriliyor ve kendisini büyük bir ikilemin içinde buluyor. Yanlış bir tahmin, o güne kadarki en büyük çıkarma harekatını mahvedebilecekken, herhangi bir gecikme de Alman istihbaratını harekete geçirebilecektir. Binlerce askerin hayatının söz konusu olduğu nihai karar Müttefik Kuvvetler komutanı Amerikalı Dwight Eisenhower’a aittir ve Stagg, diğer komutanlar ve meslektaşlarıyla çatışma pahasına bildiğini okumakta ısrarcıdır.
TİYATRO KÖKENİ DEZAVANTAJ
Steven Spielberg’in D-Day’i anlatan ünlü filmi “Er Ryan’ı Kurtarmak” (1998) gibi Normandiya Çıkarması’nın ilk gününü ve devamını anlatan bir film değil “Fırtınadan Önce”. Bir tiyatro uyarlaması olma özelliğiyle daha çok kapalı mekanda masa başlarında, toplantılarla tartışmalarla geçen bir öyküye sahip. Savaşın gerçekliği çok az gösteriliyor ve seyirci neyin nasıl olduğunu zaten tarihten bildiği için yalnızca Stagg’ın tahmininin doğrulanıp doğrulanmayacağı konusundaki yarı-gerilime sığınılıyor, karakterler arasındaki çatışmalara odaklanılıyor. Dolayısıyla gerilim aksiyondan çok belirsizlikten üretilmeye çalışılıyor, ancak D-Day’in gerçekleşeceğini zaten bilen seyirci, “ne olacak?” merakına da kapılamıyor. Gündelik hayatımızda sıradan ve kimi zaman da yanıltıcı bilgiler sunan meteorolojinin savaşın kaderini belirleyen dramatik bir unsura dönüşmesi için çok çabalayan Anthony Maras, yalnızca bilimin ve uzmanlığın askeri otorite karşısındaki konumunu tartışmak bakımından başarı gösterebiliyor.
Andrew Scott’ın James Stagg ve Brendan Fraser’in Eisenhower yorumlarıyla elini yükseltmeye çalışan “Fırtınadan Önce”, özellikle ikinci yarısında aynı tartışmalar etrafında dönen, tiyatro kökeninin dar dünyasını genişletemeyen, fazlasıyla ağır ilerleyen yapıya sahip bir film. “Savaşlarda hava tahmin raporları çok önemlidir” demekten başka bir mesaj iletmediğini, İkinci Dünya Savaşı’nın bugüne dek pek aydınlatılmamış bir “cephesine” bakmaktan başka pek bir önemi olmadığını söyleyebilirim.