Tanrı Dağları’na ilk kar düşerken
Tian Shan Dağları’na mevsimin ilk karı bu sabah yağmış, pencereden bakınca fark ettik. Dağların en azametli yerlerinden biri olan Kırçın Yaylası’ndaki Nomad Oyunları için dün gitmiştik ve belliydi bir şeyler olacağı. Nitekim kar yağmış o gece. Bizim “Tanrı”, Çinlilerin “Tian Shan” dağları adını verdikleri yerdeyiz şimdilerde. Yani bin sene önce bizim de yurdumuz olan ve sayısını hâlâ bilemediğimiz kadar çadır ile yollara düşmeden önceki son duraklardayız.
Aslında bin senelik ayrılığın yarattığı farklılığın birçok izini de bulabilmekteyiz Kırgızlarla. Mesela bizim de davet edildiğimiz ve hem bir İpek Yolu tarihi sunumu yaptığımız hem de bir konser verdiğimiz festivalin adını İngilizcede “Nomad” koymuş Kırgızlar.
Türkçeye çevirince “Göçebe Festivali” oluyor ama onlar “Göçmen Festivali” demişler. Biz adlandırsak büyük ihtimalle “Göçer” ya da daha iyisi “Yörük Festivali” derdik herhalde. Çünkü “göçmen” kelimesi son senelerde o kadar anlamını yitirdi ki bir yörük evladı olarak “göçmen” olmadığıma garanti verebilirim diye düşünmekteyim.
Hadi festivalin isminden öteye geçelim, çünkü asıl güzelliği ve başarısı, adına “Göçmen Festivali” de deseniz, festivalin içinde yer alanlardaydı.
ATLAR, YURTLAR, KURTLAR

Kırçın Yaylası’ndaki binlerce beyaz ve gri yurttan oluşan dev bir yörük yerleşimini görünce, yaz aylarında sıkça gittiğimiz Toroslar’ın en tepesindeki Bulgar Bozoğlan Yatırı’nın olduğu düzlük aklıma geldi. İnsanımız, yani yörüklerimiz, aradan geçen bin seneye rağmen hâlâ Tanrı Dağları’nın çok benzeri olan bir yaylayı yurt tutmakta. Son senelerde masmavi plastikten yaptıkları çadırların yerine geleneksel kara kıldan çadırları gözünüzün önüne getirirseniz aynen bu beyaz yurtlarla dolu Kırçın Yaylası’nı bulursunuz hayalinizde.
Bu yaylaya yaptıkları kerpiç kervansaraylar, pazar yerleri ve aş ocakları ile bin sene öncesine bir zaman tüneli seyahatine girdik gerçekten de. Kocaman kara kazanlar, her taraftan sallanan keçeden kilimler, açık ocaklardan yükselen dumanlar, geleneksel giysili genç oğlanlar ve kızlar ile sanki Selçuk Bey’in “Haydi çadırlarınızı toparlayın, Batı’ya gidiyoruz” demeden önceki son toy, panayır ve kutlamanın sabahında gibi hissettik kendimizi. Herkes büyük bir heyecanla, en güzel elbiseleri ve yüzlerinde çok geniş gülümsemelerle kutlamalara katılmaktaydı.
TÜRKLERİN ORTA ASYA’DAKİ SON TOYU GİBİ

Hele de atlar! Tanrı Dağları’nın diriliğinin şahitleri olan bu atlar, bizim titrediğimiz Kırçın Yaylası’nın bu sabah havasında, sanki hiç bitmeyen bir enerji kablosundan yeni çıkarılmış gibiydiler. Yüzlerce atlı, Kırgız atçılığının tüm marifetlerini ortaya sermek için, yaylanın bir ucundan diğerine binbir türlü koreografi ile koşmaktaydılar.
Yağız delikanlılar, bizim Osmanlı filmlerindeki kıyafetleri ile (kim kimden kopya çekti ise!), at üzerindeki usta Kırgız kızlarını etkilemek için ellerinden geleni ve gelmeyeni yapmaktaydılar. Bunun içine, atlarıyla birlikte yerlere serilen delikanlılar da dâhil elbette. Ama zaten gerçek hayat da öyle değil miydi ki?
TEK TIRNAKLI OLAN NEDİR Kİ?
Hemen her renkten bu yağız ve dipdiri atlara bakınca, her zaman yaptığı gibi, aklım hemen gördüklerimi Türkiye ile karşılaştırmaya başlıyor. Ama Nomad Festivali’ni de değil, atları! Kırgızların üzerlerine titrediği, aileden bir parça olarak gördüğü, evleneceği kızı bile seçebilmesinde başrolü oynayan atın hâli, bin sene sonraki Türkiye’mizde içler acısı değil mi? Memleketimiz olan Çukurova’da hemen her hafta, “kebapta, dönerde, kıymada ve tantunide tek tırnaklı katkı maddesi yakalandı” haberini hatırlayıverdik, bu Kırçın Yaylası’nın atlarına bakınca. Artık bu yayınlanan haberlerdeki “tek tırnaklı” yaratığın ne olduğu da, tartışma götürür aslında. Çünkü Türk çiftçisi, 1970’ler ve 80’lerdeki “Renault station vagon” arabaları at ve eşek yerine kullanmaya başlayınca, köylerimizde bunların varlığı bile kalmamıştı. Çukurova’nın faytoncuları bir süre kullandılar bunları, şimdi onlar da kaybolunca, at nesli ortadan kalktı gitti.
Dolayısıyla yayınlanan ceza haberlerindeki “tek tırnaklı” yaratıkların çok büyük ihtimalle İslam’da yasak olan domuz olması şiddetle muhtemel bizce. Çünkü ortadan kalkmış olan atın etini nereden bulacak “et şirketleri” ki? Ama Toroslar’ın her tarafında, Bodrum caddelerinden Aladağlar’ın eteklerine kadar, “yaban domuzu” sürüleri en mantıklı açıklama olarak dolduruyor bu “at eti” boşluğunu.
TANRI DAĞLARI’NIN İLHAMI ALPLER’İ GEÇERKEN!
Bunları söylerken, Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri’nde bizim sonradan bıraktığımız at eti yemek geleneğinin hâlâ sürdüğünü bilmekteyiz. Bizim itirazımız ona değil de, Kırgızların at ile olan ilişkilerinin, bizimkinden ne kadar da farklı olduğunu anlatmaktı. İnsan aklı böyle bir şey galiba, ne düşüneceği belli olmuyor vesselam!
Elbette, on gün kadar geçirdiğimiz Kırgızistan Nomad Oyunları’nda, tek konu at ve sanat değildi. Yıllardır Batı dünyasının elektroniklerle, neonlarla, çıplak grup danslarıyla ve Hollywood numaraları ile manipüle ettikleri insanımızın belleklerine, çok da başarılı bir müdahale idi yapılan ve yaratılan. Asya insanının, ilham aldığı muhteşem sıradağlar, coşkun nehirler, uçsuz bucaksız bozkırlar ile, bu tür festivallerde ve oyunlarda da, Batı’nın artık bu konulardaki eskiliğini ve yorgunluğunu ispat edecek bir seviyeye ulaşmışlığının açık ifadesidir. Kırgızistan’a tebrikler ve Orta ile Batı Asya’nın birliği yolunda başarılar!
DÜNYANIN ÖTEKİ SESLERİ: NOMAD Oyunları Açılış Gösterileri, Kırgızistan https://www.youtube.com/watch?v=YBRknUnMIE0