Trajikomik
Medyamızda bir mehter takımı var.
Bu mehter takımı, Trumpçı. ABD Başkanına yönelik tutumlarında “iki adım ileri, bir adım geri” mantığı işliyor.
Bir gün Trump övgüleri yapıyorlar, ertesi gün Trump eleştirilerine başlıyorlar, sonra yine Trump övgüleri yapıyorlar, ABD-Türkiye ilişkileri gelişiyor diyorlar, tekrar Trump eleştirisi yapıyorlar.
Bu takımın baş mehteranı da Abdulkadir Selvi.
Yazılarındaki zikzakları okumak artık baş döndürücü hale geldi.
Daha önceleri Trump bize lazım diyen, Ankara-Washington ilişkilerinin önemine değinen Selvi, bugün yine hayal kırıklığına uğradığını belirtiyor.
Gelin Selvi’nin Trump’la bir dargın bir barışık tavırlarına bakalım:
İRAN-İSRAİL SAVAŞINDA ALDIKLARI TUTUM
Tarih: 12 Haziran.
Selvi’nin köşe yazısının başlığı: “Trump bize lazım.”
Şöyle diyor: “Suriye sürecinde, Netanyahu’ya karşı tavrında ve PKK’nın silah bırakma aşamasında Trump, bize lazım. Özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilişkileri nedeniyle. O nedenle uzun ömürlü olmalı.”
Selvi’nin bu yazısının yayımlandığı gün, İsrail ile İran arasında 12 gün savaşı başladı.
18 Haziran’dan sonra Selvi, ABD’nin İran’ı vuracağını yazmaya başladı. Bunda Trump’a karşı eleştiriler getiren Selvi doğru bir tutumla, İran’ın yanında olduğunu söyledi: “İran’ın çok eleştirilecek yanları var. Birçok şey söylenebilir. Ama şimdi İran’ı eleştirme zamanı değil. İran hem İsrail hem ABD tarafından ağır bir saldırı altında. İsrail ve ABD’ye karşı vatanını savunuyor. Onurlu bir mücadele veriyor. Şimdi eleştirileri kesip İran’ın yanında yer alma zamanı.”
26 Haziran’da da, “Hangi Trump’a inanalım” diye soruyordu. Ve yeniden Trump eleştirilerini kesip yapacak çok işimizin olduğunu belirtiyordu: “Bizim ABD ile çok önemli işlerimiz var. Caatsa yaptırımlarının kaldırılması, F-35 projesine geri dönüş, F-35 ve F-16 uçaklarının alınması, ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılması ve PKK’nın tasfiyesi gibi. Trump’ın, Türkiye konusundaki olumlu yaklaşımı sahada Centcom’un, SDG-PKK ve YPG ile ilişkilerine dahi yansıyor. Ayrıca yeni Suriye’nin ayağa kaldırılması, Gazze’de devam eden katliamın durdurulması ve Rusya-Ukrayna savaşındaki arabuluculuk rolümüz gibi. Son bir cümle. Bölgemiz yeniden şekillendirilirken Trump’la ilişkilerimizin iyi olması ülkemizin lehine.”
Bu mehteran tutumu, o günlerde Ahmet Hakan’da da vardı. 17 Haziran’da “Ateşkesi sağlarsa Trump sağlar” diyen Hakan, 19 Haziran’da Trump’ın mesajlarının karışık olduğunu yazıyordu. 20 Haziran’daki yazısında ise, Trump’la yapılmayacak şeyleri sıraladı: “Yolculuğa çıkılmaz. Borç alınıp verilmez. Sırt dönülmez. En masum sır bile verilmez. Tatile çıkılmaz. Teknesinin iki metre yanından bile geçilmez. Ortak köfte işine bile girilmez. Okeyde ortak olunmaz. WhatsApp’ta gruba eklenmez. Bahse girilmez. Komşu olunmaz.”
GAZZE ATEŞKESİNDE YAZDIKLARI
Selvi ara ara yazılarında Trump tavrını ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’a karşı da sürdürdü. Barrack’ı bir öven bir yeren Selvi, 12 Eylül’deki “Tom bu ne hal” yazısında Barrack’ın zikzak çizdiğini söylüyordu. İşin ilginci, Barrack’ı zikzak çizmekle suçlarken, kendilerinin de zikzak çizdiğini görmezden geliyordu.
18 Eylül’de “ABD kara operasyonu için İsrail’e ne demiş” yazısında Selvi, “Sorun tek başına İsrail sorunu değil. Sorun aynı zamanda ABD sorunu. Gazze’de ABD-İsrail ortak yapımı bir katliamı izliyoruz. (…) O nedenle diyorum ki Gazze’deki soykırım suçu sadece İsrail’in işi değil. ABD de bu soykırımdan dolayı suçlu. ABD de hesap vermeli.” ifadelerini kullanıyordu.
Daha sonra Erdoğan-Trump görüşmesinde yeniden iki lider arasındaki olumlu havayı anlatıyordu.
Birkaç gün sonra Trump-Netanyahu görüşmesi yapıldı. Bu kez Selvi, 19 Eylül yazısında şöyle yazdı: “Hepimiz de biliyoruz ki bu olay Netanyahu olayı değil, Trump olayı. Sorun İsrail değil, ABD. ABD Başkanı Netanyahu’yu ateşkese ikna edemiyorsa Beyaz Saray’ı kapatıp kapısına da kilit vurmak gerekiyor. Çünkü bir anlamı kalmaz.”
Daha sonra ateşkes ilan edildi. Önce kuşkularını dile getiren Selvi, daha sonra planın başarılarını yazmaya başladı. 10 Ekim’deki yazısında şöyle diyordu: “ABD’nin eski Başkanı Biden, Türkiye’yi devre dışı tutuyordu. O nedenle başarılı olamadı. Ama Trump, Türkiye’siz barış sağlanamayacağını gördü. Türkiye’yi Gazze’yle ilgili mekanizmaların içine aldı. Sonunda Trump’ın barış planı başarılı olduysa burada en büyük pay Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait. Biden bu da sana ders olsun.” Selvi ayrıca Trump’ın dönüştüğünü yazıyordu.
15 Ekim tarihinde bir Trump değerlendirmesi daha yaptı Selvi. Daha doğrusu AK Parti hükûmetinin değerlendirilmesini yazıyordu: “Peki Erdoğan cephesinden Trump nasıl görülüyor? ‘Trump’ın birinci dönemi var bir de ikinci dönemi var. İlk dönemde de ilişkilerimiz çok iyiydi ama bu dönem çok daha farklı bir Trump var. Biden’den sonra Trump’ın kazanması hem ABD için bir kazanım oldu hem de bizim için önemli bir kazanım oldu' diye değerlendiriliyor. Anlaşılan Erdoğan’ın, Trump’la yürüyeceği daha çok yol var.”
Fakat 15 gün sonra yine “yürünecek yol” tıkandı. Selvi’den de Trump’a eleştiriler başladı. Dünkü yazısından uzun bir alıntı yapıyoruz:
“Ateşkesin ilan edilmesinden bu yana İsrail’in katlettiği Filistinli sayısı 200’ü aştı.
İsrail yardım kamyonların girmesi, Refah Sınır Kapısı’nın açılması, sarı hatta çekilme dahil hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmiyor.
Oysa bu ateşkese Trump kendi adını vermişti.
“Trump Barış Planı” demişti. İnsan kendi planına sahip çıkmaz mı? Hani bu, 300-500 yıldır Ortadoğu’da sağlanamayan barışı sağlamıştı. Böyle barış olur mu?
Netanyahu, Gazze’yi vurdu. Trump’tan “İsrail askerleri Gazze’de saldırıya uğradı ve bu durumda kendilerini savunma hakları vardır” savunması geldi. Trump’ın görevi İsrail’in katliamlarını savunmak mı?
Hamas bu saldırıyı üstlenmedi. Ateşkese bağlı olduğunu ilan etti. Saldırıyı İsrail’in güdümündeki Halk Güçleri denilen grup yaptı.
Trump bunu bildiği halde İsrail’in saldırılarını onayladı. Büyük hayal kırıklığına uğradım.”
Biz Selvi ve Ahmet Hakan’ın özelinde yazdık ama Türk basını bu tip yazıların örnekleriyle dolu.
Bu yazılar aslında gazetecilerin zikzaklarını değil, Türk hükûmetinin ABD tavrındaki zikzaklarından kaynaklanıyor. Hükûmete yakın basına da bu gitgelleri paylaşmak kalıyor.
Karl Marx, “Louis Bonaparte’ın 18. Brumaire’i” kitabında şu ünlü sözünü yazar: “Tarihte olaylar ilkinde trajedi ikincisinde komedi olarak tekerrür eder…”
Fakat Türk basınında Trump'tan umut beslemek ve hayallerinin suya düşmesi tekrar tekrar yaşanan bir olay oldu.
Türkiye’ye tehditler ABD-İsrail ekseninden gelirken, Trump Doğu Akdeniz’e odaklanırken, bölgeye İbrahim Anlaşmalarını dayatırken, ABD’den umutlu olmak aslında bir trajediyi ifade ediyordu. Sonraları komediye dönüştü. Selvi’lerin payına da bu zikzaklı yazıları yazmak düştü.
Nereden baksanız trajikomik.