Trump sonrası dünya
İran savaşı ve ABD ile İsrail’in Batı Asya’daki hesapları üzerine konuşuyoruz.
Kara harekâtı olacak mı, anlaşma mı olacak? Bu soruları tartışıyoruz.
ABD’nin bu savaştaki ana karargâhı olan Amerikan Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), 25 Mart itibarıyla İran’da 10 bin hedefin bombalandığını açıkladı.
Peki, İran’ın yanıtları?
ABD-İsrail merkezli karartma ve sansür nedeniyle İran’ın hangi hedefi ne ölçüde vurduğu konusunda net bir bilgiye sahip değiliz. Ancak İran’ın özellikle İsrail’e yönelik vuruşlarının giderek daha etkili ve sonuç alıcı olduğu genel olarak kabul ediliyor. Fakat bu savaşın gidişatını ve sonuçlarını esas belirleyecek etkenin, daha genel ölçekte dünya genelinde yarattığı siyasi ve ekonomik durum olduğu, üzerinde herkesin birleştiği nokta. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla enerji tedariğindeki aksamaların yol açtığı küresel ekonomik dalgalanma, Atlantik İttifakı’nda bölünme ve NATO içindeki çatlaklar günümüzün çıplak gerçeği. Dahası, bu durumun geçici olmadığı saptanıyor.
YENİ DÖNEME İLİŞKİN SENARYOLAR
Eski düzen yıkılırken, nasıl bir yeni düzen kurulacak?
Amerikan dış politika elitlerinin dergisi Foreign Policy, Bahar 2026 sayısında “Trump sonrası dünya” başlığı altında bu konuyu ele alıyor. Biz bu yazıda dergideki Johns Hopkins Üniversitesi’nden Hal Brands’ın “Trump sonrası dünya için üç senaryo” başlıklı yazısını ele alacağız. Brands, neo-conların önemli karargahlarından biri olan Amerikan Girişimcilik Enstitüsü’nün (American Enterprise Institute: AEI) uzmanlarından. ABD’nin “Çin’e odaklanma” stratejisini ve ABD liderliğinde küresel liberal düzenin devamı için rekabetçi büyük güç stratejisini savunan bir merkez-sağ uzman. “On yıl sonra dünya çok farklı görünecek. Henüz bilmediğimiz şey, bu geçiş döneminin ötesinde bizi neyin beklediği ve bu yeni dünyanın ne biçim alacağıdır.” diyen Brands, yazısında üç senaryoyu ele alıyor.
Bunlar şöyle: “Soğuk Savaş’ı anımsatan, dünyanın Washington ve Pekin önderliğindeki iki bloğa bölündüğü iki dünya”, “iki blok değil, bir dizi güçlü devletin bölgesel nüfuz alanlarını ele geçirdiği birden fazla imparatorluğun olduğu çağ”, “ABD’nin davranışlarının yırtıcı bir hal aldığı ve sistemi anarşik bir uçuruma sürüklediği bir kendi kendine yeterlilik dünyası”. Brands, bu üç senaryonun da olası olduğunu savunuyor. Fakat öteden beri bayraktarlığını yaptığı ABD’nin küresel efendiliği sonucuna bu üç senaryoda da ulaşılamayacağını açıkça ortaya koyuyor.
HESABA KATILMAYAN ETKEN
Brands, yazısında bu üç senaryonun gerçekleşmesi olasılığını tek yanlı olarak ABD’deki gelişmelere bağlı olarak ele alıyor. Brands ve ABD’nin askeri gücüyle “yenilmezliği” safsatasına dayalı yazılar döktüren benzerlerinin bilinçli olarak vurgulamadığı bir nokta var. Uluslararası manzara, bütün bunlar olup biterken, dünyanın geri kalanı oturup “acaba ABD’de ne olacak” diye bekleyecek gibi sunuluyor.
Oysa bugün ABD-İsrail saldırganlığına karşı ülkesini ve halkını savunan İran devleti, Rusya, Çin, Türkiye ve diğer gelişen dünya devletlerinin de oluşacak olan bu yeni düzen konusunda eylemleriyle ortaya koydukları ağırlıklar ve yönlendirdikleri süreçler var. Gelişen dünya öncülüğündeki inisiyatiflerin, dünyadaki gidişata hegemonyacılığa sınırlama doğrultusunda yön verme imkânı gelişmektedir. Bu durum, İran savaşı sonrası oluşacak yeni bölgesel düzen konusunda olduğu kadar küresel düzen üzerinde de belirleyici olacaktır.