Yandex
11 Aralık 2025 Perşembe
İstanbul
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Türk Arşiv Belgelerine Göre Birinci Dünya Savaşı Irak Cephesinde Arap Aşiretleri ve İngilizlerle Mücadele

Doç. Dr. Girayalp Karakuş

Doç. Dr. Girayalp Karakuş

Site Yazarı

A+ A-

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti, Irak cephesinin açılmayacağını öngörmüştü. Ancak Osmanlı devlet adamlarının bu yanılgısı Irak’ta Bağdat ve Musul gibi önemli yerlerin kaybedilmesiyle sonuçlanmıştır. Osmanlı Devleti, Irak cephesinde halifenin ilan ettiği Cihat çağrısına yerel toplulukların destekleyeceği varsamından yola çıkarak bu bölgenin gönüllülerin yardımıyla savunulacağını yeterli görmüştür. Fakat Cihat çağrısına bölgede destek veren Şeyh Hatim-el Uhut ve Geraf aşiretleri gibi topluluklar İngilizlere karşı koyarken, Gelhur, Gurâni, Kalhani aşiretlerinin İngilizlerle işbirliği yaptığı görülmüştür.
Yazıda “Askeri Tarih Belgeleri Dergisi”nde yayımlanan arşiv belgelerine dayanarak makale kaleme alındı. Aynı zamanda bu konuyla alakalı pek çok kitap, bilimsel tez ve makalelerden literatür incelemeleri yapıldı. Belgeler incelendiğinde Irak Cephesinin kaybedilme nedeninin Osmanlı devlet adamlarının bölgeye yeterince ilgi göstermediğinden kaynaklı olduğu sonucuna varıldı. Özellikle Kût’ül Amare zaferinden sonra 6. Ordunun bir kısmının Ruslarla savaşması için İran cephesine aktarılması karşısında Osmanlı askerleri, toparlanan İngilizlere karşı etkili olamamıştır. Yerel gönüllü birliklere güvenen bir strateji izleyen Osmanlı Devleti, İngilizlerin devlet aleyhine yaptığı propaganda karşısında da yetersiz kalmıştır. Yazının amacı Türk tarih literatüründe “Arapların tamamı Türklere ihanet etti” söylevinin doğru olup olmadığını ortaya koyabilmektir. Çalışmanın hedefi politik bir amaçtan ziyade bilimsellik açısından sorunsalı doğru çözümleyebilmektir.
Osmanlı Devleti, 19. yüzyıldan itibaren dağılma dönemine girmiştir. Toplumsal olarak kozmopolit bir yapıya sahip olan İmparatorluk, milliyetçilik sorununa çare bulamamıştır. Öncelikle Yunan ve Sırpların imparatorluktan ayrılması Osmanlı Devleti’ndeki diğer ulusları da bağımsızlık yolunda teşvik etmiştir. İmparatorluk içinde önemli mevkilere gelebilen halklar bile Osmanlı Devleti’nin kendilerini sömürdüğü iddiasıyla terör eylemlerine başvurmuştur. Bu tarz propagadandalar yapan halklardan birisi de: “Ermeniler” idi. Ermeniler, Rusya, Fransa, İngiltere ve Amerika’nın desteğini alarak ülkenin güvenliğini tehdit etmişlerdir. Ancak İmparatorluğa karşı ayaklananlar sadece Hristiyan unsurlar değildi. Osmanlı Devleti’nin aynı dini paylaştığı bazı Arap aşiretleri de devlete başkaldıranlar içinde olmuştur. Dönemin milliyetçilik havasından etkilenen Araplar’da, Arap milliyetçiliği yapmaya başlamıştı. Arap milliyetçileri, Hz. Muhammet’in Arap oluşundan kaynaklı olarak kendilerini ayrıcalıklı bir millet olarak görmüşlerdir. Oysa İmparatorluk içinde Ermenilerle birlikte Araplar en çok ayrıcalık gören uluslardandı. Özerk bir yapıya sahiplerdi ve Araplar İmparatorluğun bazı yerlerinde (Hicaz yarımadası gibi) vergi verme gibi sorunlar yaşamamışlardır (Somel, 1996: 1-38).
Osmanlı Devleti’nin yaşadığı bütün bu sıkıntılar Birinci Dünya Savaşı sonunda sonlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı Osmanlı Devletinin tarih sahnesinden silindiği bir savaştır. Ülkenin pek çok yeri bu savaşta savunma amacıyla cephe olmuştur. Bu cephelerden biri de Ortadoğu’nun şekillenmesine neden olan “Irak Cephesi” idi (Sakin, 2010: 133-152).  
Osmanlı devlet adamları bu coğrafyadaki aşiretlerin kendilerine tam anlamıyla sadık olduğunu düşünmüştü. Bölgedeki yerel aşiretlerin birçoğu gerçekten de Osmanlı Devleti ve halifeye bağlıydı. Ancak bağlı olmayan aşiretler de vardı. Özellikle Kût’ül Amare’de elde edilen zafer yerel aşiretlerin desteği ile sağlanmıştır. Irak Cephesine herhangi bir saldırı beklemeyen Osmanlı Devleti savaşın başlarında hızlı bir biçimde bozguna uğramıştır. İlk olarak Basra kaybedilmiştir. Daha sonra Kurna, Şuaybe, Amare ve Nasıriye Savaşları İngilizlere karşı kaybedilmiştir (Sakin, 2010: 133-152).
İngilizlerin Irak cephesini açmaktaki amaçları şunlar idi: “Ruslara yardım ulaştırabilmek ve İttifak kuvvetlerini bölerek İtilaf devletlerini diğer cephelerde rahatlatmak, aynı zamanda Hindistan’a giden yolları güvence altına alarak Müslümanları kontrol altında tutmak ve Cihat çağrılarını pasivize edebilmek, (Saka, 2016: 690) İran ve Irak petrollerine ulaşmak, Alman denizaltılarının, Basra Körfezi’nde üslenip Hint Denizi’ni kontrol etmelerinin önüne geçmek, Güney Irak’a egemen olmakla, Kuzey Irak ile Doğu Anadolu’daki Kürt, Nasturi, Süryani ve Ermenilerin ayaklanmaları sağlanacaktı (https://www.altayli.net/birinci-dunya-harbinde-irak-cephesinde-turk-ingiliz-mucadelesi.html).
İngilizlerin Basra’dan itibaren ilerleyişi kısa süre sonra durdurulmuştur. Ancak İngilizler, Kût’ta teslim alındıktan sonra Irak Cephesine ek birliklerini göndermiştir. Lojistik destek alamayan, modernize silahları olmayan ve sayıca İngiliz kuvvetlerinden az olan (Ekim, 2015:15-16) Osmanlı ordusunun direnci bir süre sonra kırılmıştır.
Irak bölgesi, Ortadoğu’yu Uzak Doğu’ya bağlayan bir konumdaydı. Hicaz yarımadasını da kuzeyden kontrol etmek isteyenlere önemli avantajlar sunmuştur. Irak’ta özellikle Musul vilayeti, petrol arama ve işletmek isteyenlerin gözdesi olmuş bir yerdi. Bu proseste İngilizler, bölgede geniş bir casusluk ağı da kurmuştu. İngilizler, bölgeye gönderdikleri zoolog, tarihçi, diplomat vb meslek sahipleri sayesinde bölgeden istihbarat alabilme imkânı da vardı. İngiltere Yüzbaşısı WHI Shakespeare 1910’da bölgede bulunmuş hatta bazı Araplara Vahabi Devleti kurmayı vaat etmiştir. Ünlü kadın casus Gertrude Bell’de Arap aşiretlerinin reislerini kendine hayran bırakmış ve gittiği yerlerde İngiltere lehine faaliyetlerde bulunmuştur (Türkmen, 2017: 63-98).
Bölgedeki Arap aşiretlerinin önemli bir bölümü Osmanlı Devleti lehinde tavır sergilerken, bazı Arap aşiretlerinin Arap milliyetçiliği çerçevesinde İngilizlerin bağımsız bir Arap devleti sözlerine inanarak İngilizlerin yanında yer almıştır. Diğer taraftan Irak cephesinde Osmanlı askerlerinin çok zorluk çektiği de görülmüştür. Tifüs, kolera gibi bulaşıcı hastalıklardan muzdarip olan askerlerimiz sağlıklı beslenme koşullarından da yoksun hâlde savaştıkları söylenebilir. Oysa İngiliz askerleri bu tip sıkıntılar yaşamamıştır. Bu konuyla ilgili topçu onbaşı Hüseyin Nuri Seyhan’ın anıları dönemin çerçevesini bize anlatması bakımından önemli olduğu söylenebilir.

İNGİLİZLERE KARŞI ARAP AŞİRETLERİNİN TUTUMU

Birinci Dünya Savaşı, Irak cephesinde Arap aşiretlerinin tutumunu ikiye ayrılabilir: “Birincisi: Osmanlı Devleti’nin yanında cihat çağrısına uyanlar”, İkincisi: “İngilizler ile işbirliği yapıp Arap milliyetçiliği emellerinde hareket edenler.” Osmanlı Devleti ise bu aşiretlere tutumu farklılık arz etmektedir. Kendi tarafını tutanları ödüllendirirken, karşısında yer alanları sert biçimde uyarma yolunu tercih etmişlerdir. İngilizler Arap aşiretlerini kendi tarafına çekmek için yoğun bir prpoganda başlatmışlar ve bu aşiretlere bağımsızlık vaat etmişlerdir. Ancak yaptığım okumalar neticesinde Irak’taki Arap aşiretlerinin büyük bir bölümü Osmanlı Devleti’nin yanında yer almışlardır. İngilizler, bölgede Hint askerlerini de Osmanlı Devleti’ne karşı  “Almanlar ile savaşacaksınız” diyerek kullanmışlardır (ATASE, Birinci Dünya Harbi (BDH), Klasör: 3652, Dosya: 230, Fihrist: 6-6; Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, 2004: 74). İngilizler, halifeliğin Hint Müslümanları arasındaki büyük saygı gördüğünü bildikleri için çeşitli beyannameler yayımlamışlar ve satın aldıkları kişilerin üzerinden karalamalar yapmışlardır. Irak Hintlilerinden birisi olan Zakir Hüseyin adında biri, Osmanlı Devleti’nin Irak’taki Müslümanların mallarını müsadere ettiklerini ve zalimce davrandıkları yönünde yalan haberler de yaymıştır. Osmanlı Devleti, yalan haberler üzerine karşı bildiriler yayımlamıştır (ATASE, BDH, Klasör: 551, Dosya: 2140, Fihrist (1,2)).
Osmanlı Devleti, İngilizlerin çöl bedevilerini kendi taraflarına çekmesi tehdidine karşı tehdit içeren duyurular yapmıştır. Uyarı şöyle idi: “Osmanlı Devleti tarafından gönderilen bu kişileri, yalnızca geldikleri zaman kabul etmeyiniz ve sözlerini ciddiye almayınız. Eğer aksine hareket edenler olursa, bu aşiretlere uçaklarımızla hücum ederek perişan edeceğiz.”( ATASE, BDH, Klasör: 551, Dosya: 2141 Fihrist: 25-2). Ancak bu uyarıları ciddiye almayıp İngilizler ile işbirliği yapan Arap aşiretleri de vardı. Altıncı Ordu Komutanı Halil Paşa, İngilizler ile işbirliği yapan Şehriban aşiretini sindirmek için kuvvet yollayıp Şehriban’a çekilmeye zorunlu kılmıştır (ATASE, BDH, Klasör: 551, Dosya: 2142, Fihrist: 18). Gelhur, Gurâni, Kalhanî aşiretleri ile birlikte İngilizler, Sencabilere saldırmıştır (ATASE, BDH, Klasör: 4334, Dosya: 238, Fihrist: 1-38). Bahsedilen bu olayların dışında Osmanlı Devleti ile işbirliği yapan Arap aşiretleri çoğunluktadır.
Amare’deki Şeyh-el Uhûd aşiretleri İngilizleri püskürtmüş ve Geraf aşiretinin tamamı İngilizlere karşı koymuşlardır (ATASE, BDH, Klasör: 3652, Dosya: 230, Fihrist: 2-8). Osmanlı Devleti Altıncı Ordu istihbarat subayının Irak halkı ve aşiretlerinin devlete bağlı olduğuna dair  rapor hazırlamıştır.  Bu aşiretler İngilizlerin kendilerini kandırmasına müsaade etmeyip onları kovmuşlardır (ATASE, BDH, Klasör: 2652, Dosya: 230, Fihrist: 2-24). Osmanlı Devleti kendilerine sadakat ile bağlı Arap aşiretlerini ödüllendirmeyi de ihmal etmemiştir. Hayatını kaybeden aşiret üyelerine maaş bağlanmış, nişan verilmiş ve maddi anlamda eksikliklerini gidermeye çalışılmıştır (ATASE, BDH, Klasör: 3605, Dosya: 11, Fihrist: 30; ATASE, BDH, Klasör: 3654, Dosya: 236, Fihrist: 1-38). Müntefik, Hamar ve Cezire aşiretleri Osmanlı’ya aşırı bir bağlılık hissetmişler ve İngilizlerden nefret ettiklerini beyan etmişledir (ATASE, BDH, Klsasör: 2654, Dosya: 236, Fihrist: 1-135). Ebu Mehmet aşiretleri reislerinden Zebûn El-Berî İngilizlerle başa baş savaşıyor ve Bedr-er Ramid’e çekilerek orada Osmanlı subaylarının himayesine giriyor (ATASE, BDH, Klasör: 3687, Dosya: 383, Fihrist:9). Müntefik Komutanı Mazhar sadakatlerinden dolayı bazı aşiret reislerini (Hacı Şehid ve Basr’ül Çolan) devlet nişanıyla ödüllendirirken aynı zamanda Aşiretler Komutanının Ebu Mehmet Aşireti Reisi Şeyh Zebûn El Berî üçüncü ve dördüncü rütbeden mecidi nişanıyla onure edilmiştir (ATASE, BDH, Klasör: 3687, Dosya: 383, Fihrist: 9-1; ATASE, BDH: Klasör: 3687, Dosya: 384, Fihrist: 2).  
Arap aşiretleri Osmanlı ordusuna askeri anlamda hizmet etmelerinin yanında maddi anlamda da destek vermişlerdir. Örneğin; Sabbah Aşireti Reisi şeyh Mehmet-el Yasin hediye etmek üzere beş yüz baş koyunu 18. Kolorduya vermiştir (ATASE, BDH, Klasör: 3687, Dosya: 383, Fihrist: 29). Ebu Hasan aşireti başkanı Hacı Zeydan bin Hüseyin ve Ebu Eyyüb’de hizmetlerinde dolayı madalya almaya hak kazanmışlardır (ATASE, BDH, Klasör: 3687, Dosya: 384, Fihrist: 24). Arap aşiretleri Osmanlı Devleti’ne verdiği büyük hizmetler olduğu için Rebia ve Cendil asşiretlerinin en seçkin savaşçılarına “Milli Asker” adı verilmiştir (ATASE, BDH, Klasör: 3605, Dosya: 11, Fihrist: 30).
Irak’taki Arap aşiretlerinin Osmanlı Devleti’ne destek vermesi üzerine İngilizler bu duruma engel olmaya çalışmıştır. Irak’ın şeyhlerinden birisi olan Acemi Paşa, Osmanlı Devleti’ne tabi olduğunu ilgili makamlara bildirmiş ve İngilizlerin bu duruma engel olmak için yollarını kestiklerini ama kendilerinin büyük çölü geçerek sadakatlerini teslim ettiklerini bildirmiştir (ATASE, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Daire Başkanlığı Arşivi, İstiklal Harbi Kataloğu (İSH) Kutu: 28, Gömlek: 60, Belge: 60-5 (6)). Bu arada Cizre ve Zaho taraflarında bulunan aşiretler de İngilizlere karşı birleşmeye çalışmışlardır (ATASE, İSH Kutu: 109, Gömlek: 75, Belge: 75-1).
İngilizler, Arap aşiretlerinin önemli bölümünün Osmanlı Devleti’nin yanında yer almasıyla Zaho’da yerli Hristiyanlar ile Ermenileri silahlandırarak denge sağlamaya çalışmıştır (ATASE, İSH Kutu: 109, Gömlek: 97, Belge:97-2). Ancak bu çabalar boşa çıkmıştır. Çünkü Arap aşiretleri Osmanlı Devleti’nin yanında yer almaya devam etti. Örneğin; Irak şeyhlerinden Mirza Mahmud Takî Şîrazi’den Mustafa Kemal Paşa’ya yazılan mektupta Irak ahalisinin Türk bayrağının altında yaşamak isteği belirtilmiştir (ATASE, İSH Kutu: 116, Gömlek: 19, Belge: 19-2).
Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra İngilizler haksız bir şekilde Musul’u işgal etmişti. İngilizler, Musul’u işgal ettikten sonra bölgede hiçbir Türk’ün kalmaması için Osmanlı Devleti’nden arda kalan subay ve memurlara baskı yapmışlardır. İngilizler, halka da iyi davranmamaşlar dolayısıyla yerel halk da İngilizlerin gitmesini istemiş ve bölgeye Osmanlı Devleti’ni tekrar gelmesini talep etmişlerdir. Bölgede yerel direniş örgütleri hâlâ muharebeye devam etmişlerdir. Şerif kıt’alarından Musul’a gelen bir subay Şerif, İmam ve İbn’ür Reşid’in direnişe devam ettikleri bilinmektedir (ATASE, İSH Kutu: 109, Gömlek: 118, Belge: 118-2; ATASE, İSH Kutu: 8, Gömlek: 6, Belge: 6-1 (2,3))
Bölgedeki bazı Arap aşiretleri her zaman güçlünün yanında yer almayı tercih etmişlerdir. 1915 yılında sürekli kazanan İngiliz ordusun yanında yer alan bazı Arap aşiretleri, Selman-ı Pak Muharebesinden sonra Osmanlı Devleti’nin yanında yer almışlardır. Topçu Yüzbaşı Mousley, halkın bu durumunu anısında şu şekilde özetlemiştir: “Kazandığımızda bizi hoş karşılarlar, fırsatını bulurlarsa yaralılarımıza işkence ederler ve yağmalarlar.” (Kara, 2019: 80)

IRAK CEPHESİNDE İNGİLİZLER İLE MÜCADELE

İngilizler, Irak Cephesinin açılmasında tek çekindikleri durum Müslümanların Cihat çağrısına cevap verip İngilizlere karşı savaşmaları idi. Bunun dışında herhangi bir çekinceleri yoktur.  Irak cephesinin açılması prosesinde İngilizler, Arapları kendi taraflarına çekebileceklerine inanmıştı (Yıkıcı, 2013: 34). Osmanlı Devleti devlet adamları ise böyle bir cephenin açılmasını beklememişlerdi. Böyle bir cephe açılırsa yerel gönüllülerden bir ordu ile İngilizlere karşılık verilebileceklerine inanmışlardı.. Nitekim İngilizler, donanma eşliğinde Hintlilerden oluşan sömürge ordusu ile Şattü’l Arap ağzındaki Fav’a 6 Kasım 1914’te asker çıkarıp kuzeye doğru ilerlemeye başlamış. Osmanlı yöneticileri ise İngilizlerin fazla ilerleyemeyeceği düşüncesiyle bölgede sadece 8.000 bin asker bırakmışlardı. İngilizle kısa sürede Basra’yı işgal etmiş. İngilizler, bölgede ilerlemeden önce de propaganda yapmışlardı. Örneğin; Britanya İmparatorluğu’nun bir İslam Devleti olduğunu ve halka Osmanlı Devleti’ni Almanların kandırdığını ifade eden bildiriler dağıtmışlardı. İngilizler, daha sonra Kurna’ya saldırmış ve Türklerin kuzeye çekilmesiyle üstünlüğü ele geçirmişlerdir (Türkmen, 2017: 63-98).
Irak Cephesinde Osmanlı ve İngiltere arasında kara, hava ve deniz gücü bağlamında eşit güçler yoktu. Kadir Ekim’in Yüksek Lisans tezinde Irak cephesindeki Osmanlı Devleti’nin askeri gücünü şöyle ifade etmiştir:
“Irak’ta muhaberelerin devam ettiği müddet içerisinde farklı silah ve cephane, şartlara uygun olarak kullanılmıştı. 1914 Kasım’da Irak’ta Türk kara kuvvetlerinin genel manzarası şöyle idi. Tüfek olarak; küçük çaplı mavzer 12594 adet, büyük çaplı mavzer 746 adet, Filinta 253 adet, İngiliz mavzeri 35 adet, Martin 4220 adet, Şınayder 100 adet, Nordenfilik ağır makinalı 3 adet idi. Bunlardan 434 sandık Martin cephanesi, 10 sandık İngiliz fişeği, 1 sandık Şınayder cephanesi bulunuyordu. Ayrıca toplan 216 kılıç, 24 sahra topu, 9 dağ topu, 3283 dâne, 3640 şarapnel bulunuyordu. Fırat ve Dicle nehirleri bölge için hayati öneme sahipti. Nehir filomuz Doğan ve Selmanpak gemileri ile 7 nolu motor gambottan oluşmakta idi. 122 Sandal, 29’u büyük olmak üzere Sefine(gemi), 49 Kofa ve 12 Şahtur vardı. Ayrıca Halife, Burhaniye, Hamidiye, Bağdat, Basra, Tikrit ve Aziziye adlı teknelerden oluşan nakliye filosu vardı. Genel olarak Birinci Dünya savaşında uçaklar iki hususta kullanılmıştır. Bunlar keşif ve bomba atma faaliyetleridir. Irak’ta kullanılan ilk uçaklar 1 Aralık 1915’de Ye- şilköy’den bölgeye hareket eden 2 nci Uçak Bölüğüdür. .İngilizlerin Bağdat civarında ilerlemeleri üzerine Pilot Fazıl’ın Ganaim Müfrezesi Aziziye’den Kut’ül Amare’ye getirildi. Parasol tayyarelerinden oluşan kısım 10 Şubat’ta Bağdat’a getirildikten sonra monte edilipve uçuşa hazır hale getirildi.6 ncı Ordu’ya bağlı “6. ncıTayyare Kıtaatı Komutanlığı” kuruldu. Bu makama komutan olarak Pilot Yüzbaşı Von Aulok getirildi.” (Ekim, 2015:15)
İngilizlerin ise kara, hava ve deniz kuvvetleri bağlamında Osmanlı Devleti’nden oldukça üstündü. İngiltere’nin askeri gücü ise şunlardan oluşuyordu:
“Ocak 1917 başlarında İngilizlerin personel mevcudu 120.472'ye, geri hizmet personelinin mevcudu ise 83.028'e çıkmıştı..Bu kuvvetler, General Kobbe komutasında 3 ncü ve 7 nci Tümen, General Marşal komutasında 1 nci Kolordu ile 13 ncü ve 14 ncü Tümen ile General Kroker komutasındaki Mürettep Süvari Tümeninden ibaretti. Nisan 1916 tarihinde İngilizlerin elinde deniz kuvvetlerine ait 45 adet Römorkör ile 4 adet Gambot bulunmakta idi. Bu birlikler nehir güvenliğinin sağlanmasını sağlıyordu. İhtiyaç halinde ise kara kuvvetleri ile işbirliği içerisinde çalışıyordu. Kesin sonuç yeri Avrupa olduğundan dolayı İngilizler buraya çok fazla uçak sevkiyatında bulunamadılar. İngiliz Seferi Kuvvetler Komutanlığında sabit balon takımı ile Hava kuvvetlerinin 8 adet uçak vardı. Bu birlikler 30 ncu Hava Bölüğü olarak teşkilatlanmıştı.” (Ekim,2015: 16)
Irak cephesinde Osmanlı Devleti sadece askeri anlamda sıkıntı yaşamamıştır. Aynı zamanda askerlerin beslenmesi ve lojistik destek anlamında zorluk çekmiştir. Örneğin; Irak cephesinde savaşan topçu onbaşı Hüseyin Nuri Seyhan’ın anıları sıkıntılı süreci anlatması açısından önemlidir.
“Bu kış da efrada ancak 50’şer dirhem kadar dura ekmeği veriliyor, başka hiçbir şey verilmiyordu. Efrâd açlıktan öyle bir hâle geldi ki artık yürümek imkânı kalmadığından başka hepsi hastalandı. Hastanelere dökülmeye başladı. O sıra benim de param kalmadığından hayli sıkıntı çekmekteydim. İsâbet bizim Enver Efendi’yi orada gördüm. Fakat onun da parası yoktu. Orada ise banknot katiyen geçmiyor, ancak gümüşî para işliyordu. 100 kuruşluğu 12 kuruşa idi. 50 dirhem ekmeğin tanesi ise 5-6 kuruş-i gümüşî para idi. (…)” Akşam İmam Mehdi’ye gelmiştik. Düşman bizden dört misli ziyâde idi. Topu çok, mermisi çok, bilhassa tayyareleri havadan başımıza yıldırım gibi bomba yağdırıyorlardı. (…)” İki gündür açtık. Orada peksimet ve hurma verdiler, yedik. Biraz sonra iki kilometre uzakta nehir kenarında bir mevzi vardı. Oraya gitmek üzere hareket ettik.” (Seyhan, 2018: 22-36)
Osmanlı Devleti askeri ve ekonomik yönden sıkıntılar yaşarken aynı zamanda bazı Arap aşiretlerinin İngilizlerin tarafına geçmesi ile mücadele etmişlerdi. İngilizlerin Basra’yı kolaylıkla işgal etmesinin sebeplerinden birisi de Amare aşiretinin işgale herhangi bir tepki vermemesinden de kaynaklandığı söylenebilir. Cevad Paşa bu konuda Osmanlı yöneticilerini Arap aşiretlerine fazla güvenmemeleri konusunda uyarmıştır (Saçar, 2021: 34).
Osmanlı Devleti yöneticileri Irak cephesini yeterince önemsememişti ancak daha sonraki süreçte Ali Ahsan Sabis, Halil Kut Bey, Goltz Paşa, Nurettin (Sakallı) Bey ve Süleyman Askeri bey gibi üst düzey komutanları bölgeye göndermişlerdir.. Ancak Osmanlı subayları arasında da fikir anlamazlıkları vardı. Ali İhsan Sabis Bey bölgeye geldiğinde Halil Paşa’nın emrine girmiştir. Ancak ikisinin de birbiri ile anlaşamadıkları bilinmektedir. Ali İhsan Bey daha önce Kafkas Cephesinde Halil Bey ile çalışmış ancak onun Kafkasya cephesindeki askerlerin başka cephelere aktarılmasına karşı çıkmıştı. Aralarındaki anlaşmazlık sebeplerinden en önemlisi buydu (Saçar, 2021: 111).
Irak cephesinin en önemli savaşlardan biri olan Selman-ı Pak Muharebesinden sonra İngilizlerin Kût’ül Amare’ye çekilmeleri ve burada beş ay kadar mahsur kalması oldukça önemlidr. Türk ordusu kısıtlı imkânlarına rağmen Kût’ül Amare’de İngilizleri komutanlarıyla birlikte esir alması Türk harp tarihinin kıvanç duyulacak bir olayıdır (Toker, 2016: 45-73). Irak cephesinde Kût’ül Amare gibi zaferlerimiz olmasına rağmen İngilizlerin takviye bir güç göndererek çabuk bir şekilde toparlanmasına fırsat verilmiştir. Askeri olarak stratejik hatalar yapılmıştır. Örneğin; Süleyman Askeri Bey İngilizlerin bölgeden atılması için yerel aşiret kuvvetlerine gereğinden fazla önem vermiştir. Süleyman Bey bir çatışmada bacağından yaralanınca bölgeye Kazım Karebki Paşa gelmiş ve Süleyman Bey’i aşiret kuvvetlerine fazla güvenmemesi ve silah teçhizatı yönünden İngilizlerin kendilerinden üstün olduğu noktasında uyarmıştır. Karabekir Paşa, 1. Kuvve-i Seferiyenin Irak cephesine gönderilmesi için Başkomutanlık Vekaleti’ne müracaat etmiş ancak Süleyman Bey böyle bir güce ihtiyacı olmadığını söyleyerek ret etmiştir (Toker, 2016: 45-73)
Serdar Sakin, Süleyman Askeri Bey’in sonunu ise şöyle açıklamaktadır:
“Nihayet Süleyman Askerî Bey, 11 Nisan 1915’te Bercisiyye ve Şuaybe’deki müstahkem İngiliz mevzilerine45 General Townshend’in verdiği bilgilere göre 15–20 kadar dağ topu ve 20.000 kadar Arap ve Kürt-Türk kuvvetiyle taarruz etmiştir. Türkler büyük kayba uğrayarak 3.000 şehit ve yaralı, 800 esir geri çekilmiştir. İngiliz ve Hint kıtalarının kayıpları da 1.000 ölü ve yaralıdır. Süleyman Askerî Bey, geri çekilme sırasında ümitsizliğe düşmüş ve Bercisiyye koruluğunda intihar etmiştir.” (Sakin, 2010: 133-152)
Osmanlı subayları İngilizler ile mücadele ederken aynı zamanda “Hille” gibi ayaklanmalarla da mücadele etmiştir. Hille ayaklanması İngilizlerin de kışkırtmasıyla 6. Ordu’nun meşgul olmasını sağlamak için isyancıları teşvik ettiği bir isyandır. Esasında bu ayaklanma mezhepsel bir ayaklanma olsa da İngilizler, Türk subaylarının Arap kızları ile olan ilişkisi olduğu ve Araplara bağımsızlık vaati verip yalan haberlerle yerel halkı kışkırtmışlardır. Yakalanan isyancıların elinde de İngiliz malı silahların çıkması meselenin özünü anlatmaktadır. Ayaklanmalar 1915 yılından itibaren başlamış ve Osmanlı Devleti’ni uzun bir süre vakit kaybetmesine yol açmıştır. Tedip harekatında 35 kişi şehit olmuştur. Asker kaçaklarının çıkardığı bu isyan özü itibariyle amacı olmayan bir isyandı (Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi Irak-İran Cephesi (1914-1918), 2002:68-69).
İngilizler, Irak Cephesi açıldığında bölge hakkında çok fazla bir şey bilmiyorlardı. İngilizlerin bildiği tek bilgi; “Osmanlı Devleti’nin Irak Cephesindeki askerlerinin büyük bir bölümünün Rus cephesine aktarıldığı” idi. Bölgeye ilk ayak basan askerlerden biri olan Tug. Kı. Delamain, bölge hakkındaki istihbarat bilgilerini Muhamerrah şeyhinden almıştır (Kara, 2019: 77). İngilizler, aynı zamanda istihbarat bilgilerini bölgedeki istihbarat subaylarında da sağladılar. İngilizlerin, istihbarat sıkıntısı çekmesinin en büyük acısını yaşadığı savaş Selman-ı Pak Muharebeleri olmuştur. İngilizler Osmanlı’nın takviye birlikleri hakkında bilgisinin olmaması sonucu acı bir tecrübe yaşamıştır (Kara, 2019: 78). Bölgede Teşkilat-ı Mahsusa ajanlarının da etkili çabaları olduğunu söyleyebiliriz. Bu subayların çalışmaları neticesinde Arap aşiretlerinin belli bir bölümünün Osmanlı Devleti lehinde tutum sergilemeleri sağlanmıştır.
Irak Cephesinin kaybedilmesinde Osmanlı subayları arasındaki anlaşmazlık, rekabet ve yanlış stratejinin etkili olduğu söylenebilir. Örneğin; Mehmet Emin Bey, 26 Nisan 1916 tarihindeki Kut zaferinden sonra bu cephenin kapandığı düşüncesiyle ihmal edilmesine karşı çıkmıştır. Mehmet Emin Bey’e göre; Irak gibi önemli bir cephenin ihmal edilerek İran cephesinin açılmasına karşı çıkmaktadır. Zira kısa süre sonra İngilizler, toparlanarak kurtarma harekâtına başvuracaklardır. 35.000-40.000 kişilik muharip askerin sadece 10.000’i İngilizlere karşı kullanmak büyük bir stratejik hataydı. Mehmet Emin Bey, bu stratejik hatanın müsebbibi olarak Goltz Paşa’yı suçlayacaktır. Ona göre; İran’da maceraya atılmak onun fikriydi. Ancak Goltz Paşa vefat ettikten sonra bu stratejiyi devam ettiren Halil Paşa’da taktik bir yanlışlık yapmıştır. Mehmet Emin Bey’e göre;
“İngilizlerin Kut’ta uğradıkları çok elim mağlubiyetin acısını çıkarmak için er geç karşı taarruza geçecekleri bilinmeliydi. Bu noktada İngilizlerin yedi ay süresince yapmış olduğu hazırlıkları görmezden gelmek ve Albay Ali İhsan (General Sabis) Bey emrindeki 13. Kolorduyu İran’a göndermek Altıncı Ordu Komutanının hatasından başka bir şey değildi. Hiç olmazsa Ruslar Hanikin’den İran içlerine atıldıktan sonra bu kolordu süratle tekrar Dicle cephesine geri getirilmeliydi, ancak bu da yapılmamıştı. Dolayısıyla fetih ve istilâ emelleri ile 13. Kolordunun Irak harekâtı alanından alınarak İran içlerine ve Hemedan’a kadar gönderilmesi Bağdat’ın ve netice itibariyle de Irak’ın kaybedilmesine sebep olmuştu.” (Atabey, 2019: 542-559)
Osmanlı Devleti, Irak cephesi açıldığında İngilizlere karşı öncü güçler olarak Arap aşiretlerine güvenmişlerdir. Bu öngörü kısmen yanlıştı. Çünkü bölgedeki Arap aşiretleri arasında tam birlik ve beraberlik yoktu. Osmanlı Devleti’nin bölgede tam bir otoriteye sahip olduğunu söyleyemeyiz. Süleyman Akerî Bey’in bölgeye atanması ile aşiretlere olan önem arttı. Cavid Bey ise Arap aşiretlerine çok güvenilmemesini ve bölgeye Türk askerlerinin gönderilmesini talep etmiştir. Enver Paşa, Trablusgarp tecrübesine güvenerek yerel aşiretler ile İngilizlere karşı mücadele edilebileceğini düşünmüştü. Arap aşiretlerinin gönlünü kazanmak için hediyeler göndermişti. Osmanlı Devleti, Cihat ilanıyla birlikte tüm Müslüman dünyanın kendi yanlarında mücadele edeceğine inanmıştı. Aşiret güçlerinin bütün gereksinimleri Türk ordusu tarafından karşılandı. Aşiret kuvvetleri genelde aşiret reislerinin sözünden çıkmıyordu. Aşiret kuvvetleri genellikle paralı askerlerdi. Bu kuvvetler düzensiz birliklerdi ve ordu disiplinine sahip değillerdi. Aşiret kuvvetleri içerisinde devlete en çok bağlılık gösterenler Acemî Bey’in reisliğini yaptığı Müntefik Aşireti mensupları idi. Kurna’nın düşmesinden sonra bazı aşiretler İngilizler lehine dönüş yapmışlardı. Bunlardan sadece Acemî Bey’e ait aşiretler devlete bağlı kaldılar. Mayıs 1915’de Acemî Bey’e paşalık verilmiştir (Avcı, 1997: 14-18).
Osmanlı ordusu Irak cephesinde bazı başarılar elde etse de İngilizler silah, insan, lojistik destek yönünden Osmanlı ordusunda çok daha güçlü idi. Cephenin kapanmasından sonra İngilizler haksız bir biçimde Musul’u işgal etmişlerdir. Mondros’tan kısa süre önce İngilizler bölgede askeri faaliyetlerine devam etmişlerdir. Örneğin; İngilizler, Zaho’da çok miktarda yiyecek toplamışlardır.  Hazırladıkları beyannamelerde artık Osmanlı Devleti’nin kalmadığını işlemişlerdir. İngilizler bölgedeki paraya düşkün Arap aşiretlerini satın alsa da büyük bir bölümü onlara iltifat etmemişlerdir. Musul’da emniyeti sağlamak için ek tedbirler (asker yollama) almaya çalışmaktalardı. Osmanlı Devlet adamlarına göre; İngilizler, işgalleri Siirt istikametinde genişletebilirdi. Ancak Siirt’in On Beşinci Kolordu tarafından durdurulması beklentiler içindeydi (ATASE, İSH Kutu: 272, Gömlek: 212, Belge: 212-1).

SONUÇ

Irak Cephesi, Birinci Dünya Savaşı’nda açılması beklenilmeyen bir cephe idi. Osmanlı Devleti yöneticileri de İngilizlerin Basra’ya çıkarma yapmasını beklemediği için ordunun büyük bir bölümünü Rus cephesine aktarmıştı. İngilizler, beklenilmeyen bir şekilde Basra’ya çıkarma yaptıktan sonra hızla kuzeye doğru ilerlemişti. İngilizlerin hızlı biçimde ilerlemesinde bölgedeki bazı Arap aşiretlerinin destek vermesinin de etkisi vardı. Zira Osmanlı Devleti, Cihat ilan ettikten sonra Müslüman dünyanın kendilerine intibak edeceğini düşünmüştü. Ancak bu beklenti hayalkırıklığı ile sonuçlandı. İngilizler, işgal ettikleri yerlerde Osmanlı Devleti’ne karşı yalan haberler yaymıştır. Örneğin; İngiltere’nin İslam devleti olduğu, Araplara savaş sonunda bağımsızlık verileceği ve Osmanlı Devleti’nin Almanların etkisinde kalarak yanlış bir strateji izlediği yönünde beyannameler dağıtılmıştır. Arap aşiretleri içinde Osmanlı Devleti lehinde tavır sergileyenler olduğu gibi İngilizlerin para ile satın aldığı aşiretlerde vardı. Osmanlı Devleti, Irak cephesinde öncü kuvvet olarak Arap aşiretlerime önem verdi. Ancak Osmanlı Devleti bölgede yeterince otorite sahibi değildi. Aşiret kuvvetleri düzensiz ve paralı askerler idi. Arap aşiretlerinin tümü Osmanlı Devleti’nin yanında da değildi. Bazı Arap aşiretleri konjonktüre göre hareket ettiler. 1915’e kadar bölgede ilerleyen İngilizlere karşı sempati besleyen aşiretler, Selman-ı Pak muharebesinden sonra Osmanlı Devleti’nin tarafını tutmaya başlamıştır. Osmanlı Devleti yöneticilerinin dönem şartları itibariyle bölge hakkında yeterli bilgi sahibi olmaması sonucunda savunmalarını Arap aşiretlerinin mukavemetine dayandırması strateji hatası idi. Nitekin Cevad Paşa, öngörülü bir insan olarak bölgeye Türk askerlerinin sevkiyatını talep etmiş ama sonuç alamamıştır. Özellikle Goltz Paşa’nın Kut Savaşından sonra Dicle cephesinin kapanacağını umarak Irak cephesindeki askerlerin önemli bir bölümünü İran Cephesine sürmesi İngilizlerin işini kolaylaştırmıştır. Belli bir süre sonra takviye kuvvetlerin de gelmesiyle İngilizler, bölgeye tekrar saldıracak ve bu saldırı sonucunda cephe yarılacaktır. Irak Cephesinin düşmesi aynı zamanda Anadolu’nun da tehlike altına girmesine neden olacaktır.
Bölgedeki Arap aşiretlerin tutumu farklılıklar arz etmektedir. Cihat çağrısına bölgede destek veren Şeyh Hatim-el Uhut ve Geraf aşiretleri gibi topluluklar İngilizlere karşı koyarken, Gelhur, Gurâni, Kalhani aşiretlerinin İngilizlerle işbirliği yaptığı görülmüştür. Osmanlı Devleti, kendisine destek veren aşiret reislerini ödüllendirirken, İngilizleri destekleyen aşiretleri sert biçimde uyarma yolunu tercih etmişlerdir. Ancak savaş sonlandığında İngilizlere destek veren aşiretler dahi Osmanlı Devleti’nin tekrar bölgede hâkim olmasını talep etmişlerdir. Çünkü İngilizler, bölgede ayrımcılık yaptılar. Araplara olan bağımsızlık sözlerini de tutmadılar. Bölgeyi kendilerinin uydusu hâline getirmeyi tercih ettiler. Son kertede bölgedeki Arap aşiretlerinin tamamının Osmanlı Devleti’nin yanında veyahut karşısında yer aldığını söyleyemeyiz. 


KAYNAKÇA

*Bu makale daha önce uluslararası hakemli bir dergi olan Asos Journal’da yayımlanmıştır. Aydınlık gazetesinde yayımlanması için gerekli izinler alınmıştır.


Arşiv Belgeleri
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi (2004). Genelkurmay Basım Evi.
ATASE, BDH, Klasör: 2652, Dosya: 230, Fihrist: 2-24.
ATASE, BDH, Klasör: 3605, Dosya: 11, Fihrist: 30.
ATASE, BDH, Klasör: 3605, Dosya: 11, Fihrist: 30.
ATASE, BDH, Klasör: 3652, Dosya: 230, Fihrist: 2-8.
ATASE, BDH, Klasör: 3654, Dosya: 236, Fihrist: 1-38.
ATASE, BDH, Klasör: 3687, Dosya: 383, Fihrist: 29.
ATASE, BDH, Klasör: 3687, Dosya: 383, Fihrist: 9-1.
ATASE, BDH, Klasör: 3687, Dosya: 383, Fihrist:9.
ATASE, BDH, Klasör: 3687, Dosya: 384, Fihrist: 24.
ATASE, BDH, Klasör: 4334, Dosya: 238, Fihrist: 1-38. 
ATASE, BDH, Klasör: 551, Dosya: 2140, Fihrist (1,2).
ATASE, BDH, Klasör: 551, Dosya: 2141 Fihrist: 25-2.
ATASE, BDH, Klasör: 551, Dosya: 2142, Fihrist: 18.
ATASE, BDH, Klsasör: 2654, Dosya: 236, Fihrist: 1-135.
 ATASE, BDH: Klasör: 3687, Dosya: 384, Fihrist: 2.
ATASE, Birinci Dünya Harbi (BDH), Klasör: 3652, Dosya: 230, Fihrist: 6-6.
ATASE, İSH Kutu: 109, Gömlek: 118, Belge: 118-2.
ATASE, İSH Kutu: 109, Gömlek: 75, Belge: 75-1.
ATASE, İSH Kutu: 109, Gömlek: 97, Belge:97-2.
ATASE, İSH Kutu: 116, Gömlek: 19, Belge: 19-2.
ATASE, İSH Kutu: 272, Gömlek: 212, Belge: 212-1.
ATASE, İSH Kutu: 28, Gömlek: 60, Belge: 60-5 (6) 
ATASE, İSH Kutu: 8, Gömlek: 6, Belge: 6-1 (2,3).
Kitaplar
Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi Irak-İran Cephesi (1914-1918). (2002). Genelkurmay Basımevi.
Seyhan, N. H. (2018). Irak Cephesi Hatıraları. Ketebe Yayıncılık.
Makaleler
Atabey, F. (2019). Birinci Dünya Savaşı Irak Cephesi Hatıratından: “Bağdat ve Son Hadise-i Ziya’ı”, Vakanüvis, 4 (2),  542-559.
Saka, O. A. (2016). Irak Cephesinde Türk İngiliz Mücadelesi ve Kût’ül Amare’den Aksaray’a İngiliz Eserleri, Asos Journal. 35, 688-697.
Sakin, S. (2010). Birinci Dünya Savaşı’nda Irak Cephesinde Osmanlı Devleti ile İngiltere Arasındaki Çarpışmalar (1915). Akademik Bakış, 4 (7), 133-152.
Somel, S. A. (1996). Osman Nuri Paşa’nın 17 Temmuz 1885 Tarihli Hicaz Raporu. Tarih Araştırmaları Dergisi, 18 (29), 1-38.
Toker, H. (2016).Irak Cephesi’nin Açılması ve Kût’ül Amasre Muhasarası. Askeri Tarih Araştırmaları Dergisi, 14 (27), 45-73.
Türkmen, Z. (2017). Birinci Dünya Savaşı’nda Irak Cephesi ve 101. Yılında Kût’ül Amare Zaferi, Türk Dünyası Araştırmaları. 116 (228), 63-98.
Tezler
Avcı, O. (1997). Türk Ordu Teşkilatı Irak Cephesi (1914-1918). Doktora Tezi, Ankara.
Ekim, K. (2015). Birinci Dünya Savaşında Irak Cephesi Kut’ül Amare Muharebesi (29 Nisan 1916-16 Şubat 1917)., Yüksek Lisans Tezi, Kahramanmaraş.
Kara, A. H. (2019). Birinci Dünya Savaşı’nda Irak Cephesi, Britanya Birliklerinin Fav Mevkisine Çıkarma Yapması ve Kût’ül Amare Kuşatması (06 Kasım 2014-29 Nisan 1916). Yüksek Lisans Tezi, Ankara.
Saçar, M. (2021). Irak Cephesi’ne Yön Veren Komutanlar (1914-1918). Yüksek Lisans Tezi, Konya.
Yıkıcı, L. (2013).Bir İngiliz Subayının Hatıratına Göre İngiltere’nin Irak Seferi. Yüksek Lisans, Gaziantep.
İnternet Kaynakları
https://www.altayli.net/birinci-dunya-harbinde-irak-cephesinde-turk-ingiliz-mucadelesi.html Son Erişim Tarihi: 22.09.2023.