22 Temmuz 2026 Çarşamba
İstanbul 23°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Türk Diasporası için Havacılık projeleri

Metin Akgerman

Metin Akgerman

Site Yazarı

A+ A-

Geçenlerde THY için büyüme politikaları isimli bir yazım Aydınlık web sitesinde yayınlanmıştı. 


Bu yazıda, Türkiye Diasporası için iki adet havacılık ilintili hizmet tasarlanmasını ve bazı havalimanlarımız için bekleme süresi azaltıcı kalite standardı tasarlanması önerisini politika yapıcılarımızın değerlendirmesine sunacağım. Sona da bonus olarak yolcu verilerinin güvenliği konusunu ekledim. 

Türk diasporasına dergi, gazete, kitap ulaştırmak için THY bileti

Avrupa’da yaşayan Türklerin özellikle Türkçe basılmış ve süreli yayınlara hızlı şekilde ulaşması pek mümkün değildir. THY üzerinden tasarlayacağımız maliyet etkin bir çözüm ile bu sorunu kısmen çözebiliriz. Eskiden uçağa binmeden THY yolcuları arzu ettikleri gazeteyi ücretsiz olarak THY’nin bu iş için kurduğu bankolardan alabiliyordu. Bu olay, Türkiye’deki gazetelerin satışını da destekliyordu ve dolaylı istihdam sağlıyordu. Belki bu hizmet THY’ye pahalı gelmiş olabilir. THY’ye ilave maliyet oluşturmayacak şekilde hatta belki küçük bir ilave gelir elde edebileceği şekilde benzer bir model kurgulanabilir. Misal vatandaş uçak biletini aldıktan sonra uygulamadan veya internet bağından istediği kitap, dergi veya gazeteyi uçuş için sipariş edebilmeli. Nasıl ki vatandaş uçuşunda ne yemek istediğini belirli kısıtlar dahilinde sistemden seçebiliyorsa benzer bir modeli Türkçe kültür ürünlerinin pazarlanmasında kullanabiliriz. Bu hizmeti İGA çıkışlı uçuşlarda pilot uygulama olarak başlatabiliriz. Ödemesini milleri ile veya kartından yapabilir. Yılda İGA’dan çıkan 420 bin civarı THY uçuşu oluyor. Her uçuşta 30 kişi bu servisi kullansa, ortalama 2 USD’lik bir kültür ürünü satılsa ne eder? Yılda 25 milyon dolarlık kültür ürünü ihracatı eder. Bu da ilgili sektörde önemli miktarda (yaklaşık 800 kişilik) istihdamın oluşturulması demektir. Misal vatandaş kitabının, gazetesinin siparişini uçuş öncesi verdi, havalimanında boarding öncesindeki otomatta biletini okutup kitabı otomattan aldı. Boarding öncesi biraz okudu, devamını uçuşta okudu. İnerken belki yanına aldı veya almadı koltukta bıraktı. Bu durumda uçağı temizleyen ekip bunları toplayıp ilgili havalimanında anlaşmalı firmaya bu ürünleri topluca satar. Alan firma da bu ürünleri ebay veya internetten ilgili ülkede satışa koyabilir. Yani yine ilgili ülkedeki Türk Diasporası bu ürünlere internetten sipariş ile makul hız ve maliyet ile ulaşabilmiş olacak. Kimse almaz ise ilgili Türk konsolosluğu adam gönderir ürünleri aldırır ve kendi değerlendirir. Yani mesele bir şekilde Türkçe kültür ürünlerini THY uçuşları ile yurtdışına çıkartabilmek ondan sonra bu ürünler bir yolunu bulur ve Türk Diasporasına ulaşır. Buna benzer bir sistemi belki Kültür Bakanlığı desteği ile THY uygulamaya alabilir. THY bu işten ne kazanacak? Yükümlülüğü olan uçuş millerini harcatacak, buradan kazancı var. Kitap, dergi, gazete satışından bayilik komisyonu alacak, buradan kazancı var. Kimi vatandaş parasını ödediği ürünü otomattan almayı unutacak, buradan kazancı var. Ciddi bir operasyon maliyeti ise yok. İGA da bu iş için belki 10-15 kişilik bir ekip kurmak gerekecek, bu da olumludur. Bu sistem üzerinden çocuklara boyama kitabı, yaşlılara bulmaca kitabı, öğrencilere Bilim ve Teknik, entelektüellere Teori vb. faydalı dergileri de ulaştırmak mümkün olur. Aynı altyapı üzerinden kültürel ürün harici ürün satışı da mümkündür ama o konunun ayrıca risk ve fırsatları vardır, ayrıca değerlendirmek gerekir.

Türk diasporasının memleket siparişini getirmek

Gelin önceki kültürel ürün ihracatı konusunu biraz daha genişletelim. Misal siz Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türk vatandaşından birisiniz ve Türkiye’den bir ürün sipariş vermek istiyorsunuz. Neresi olsun, misal Orta İngiltere’de yaşıyorsunuz, misal Birmingham yakınlarındaki Halesowen kasabasında yaşıyorsunuz. Türkiye’nin aksine, oturduğunuz sokağı tanımlayan bir posta kodunuz var, misal B634JU posta kodundaki sokaktasınız. Mahellelilerinizin bir kısmı ara sıra Türkiye’ye gidip geliyorlar veya aktarmalı uçuş kapsamında geçiyorlar. Elbette çoğundan sizin haberiniz olmuyor. Kurguladığımız sistem şöyle çalışacak: Siz siparişininizi ilgili e-ticaret uygulamasından giriyorsunuz, posta kodunuzu belirtiyorsunuz. Arka planda sistem sizin adresinize en yakın muhitte oturan ve uçuşu olan yolcuyu buluyor ve ona ‘komşuna paket teslimatı yapmak ister misin?’ sorusunu soruyor. Kabul ederse paket hazırlanıyor, uçuş öncesinde İGA’da (veya ilgili havalimanında) teslim ediliyor ve açık adres en son adımda komşuna gösteriliyor. Komşun evine gelirken paketi senin kapına bırakıyor. Sipariş boyunca, nasıl ki ‘getir yemek siparişi’ haritadan takip edilebiliyor, benzer şekilde uygulamayı yüklemiş olan kurye yolcunun konumu ve ETA’sını alıcı takip edebiliyor ve mesajlaşma mümkün oluyor. Olay budur. Gerisi standart teslimat uygulama özellikleri. Bu sistemin yarattığı değeri anlamak için THY’nin ölçeğini idrak edebilmek lazım. THY, İGA çıkışlı her gün 35.000 kişiyi Avrupa’nın her yerine dağıtıyor. Yani Avrupa’nın neresinde yaşıyor olursanız olun, her Allahın günü sizin bir komşunuz elinde bavullar ile İstanbul’dan geliyor. Türk olabilir veya yabancı olabilir fark etmez. THY’nin elinde her sattığı bilet müşterisinin ev adresi, posta kodu var. Yani THY sizin muhtemelen tanımadığınız komşunuzun akşam İstanbul’dan geleceğini biliyor, siz bilmiyorsunuz. İster İskoçya’da dağ başında oturun, ister Sicilya’da inzivaya çekilmiş olun, yakınlardaki bir komşunuzun akşam İstanbul’dan gelmekte olduğu gerçeğini değiştiremezsiniz. THY bu hizmeti sunabilecek tek kurumdur çünkü sadece THY’de posta kodu ve yolculuk zamanı bilgisi var. Yapay zekâ algoritmaları ile zaten artık bu büyük veriyi işleme konuları hayli basitleşmiş durumda. Sistem elbette paketi getiren yolcuya ödül vermeli, misal mil puanı verebilir veya para verebilir. Benzer şekilde paketini alan vatandaş da ücret ödeyecek. Bu sistem THY bünyesi altında olacak veya THY’nin belirli verilere ulaşım hakkı vereceği bir startup üzerinden kurgulamak da mümkün. (Yakın zaman önce THY bir girişim sermayesi şirketi kurmuş, yani bu tür projeleri fonlayabilecek aracı da oluşturmuş). Elbette güvenlik sebebiyle sadece THY’nin onayladığı satıcılar, belirli ürünlerini bu sistem kapsamında satışa sunabilecekler yoksa bomba ve uyuşturucu gibi uygunsuz ürünlerin uçağa yüklenmesini istemeyiz. Varış gümrüğünün sorun olmaması lazım, hem yolcu beraberinde arkadaşına THY tarafından güvenliği sağlanmış, açılmamış paket getirmiş oluyor, hem ürünün ağırlığı, faturası, içeriği vs. belli. Bu sistemi kurabilirsek, yurtdışında yaşayan milyonlarca vatandaşımız, çok hızlı şekilde Türkiye’den sipariş ettikleri ürünlere kavuşabilir olacaklar. Yabancı lojistik firmalarına büyük paralar ödemeden, komşudan komşuya imece usulüyle bu sistemi kurmak faydalı olur. Türkiye’nin e-ticaret kapsamındaki ürün ihracatını bu kanaldan yüz milyonlarca dolar artırmak mümkün olabilir. Benzer bir girişim ise hizmet ihracatı kapsamında kurgulanabilir. Misal, yurtdışında yaşayan vatandaşın evinin yakınlarına Türkiye’den seyahat eden bir elektrik ustası, boya ustası veya tesisatçı olduğunda sistem tarafları uygulama üzerinden eşleştirebilir. Kurguladığımız bu sistemler üzerinden Türkiye’nin hizmet ve ürün ihracatları önemli miktarda artırılabilir. Ürün ihracatında KDV muafiyeti de sistemin cazibesini artırabilir. THY’nin muazzam ölçeğinin sunduğu fırsatları yakalayabilmeliyiz, Türkiye’de ilave katma değer oluşturan buna benzer hizmetleri cesurca ve hızla uygulama safhasına dönüştürebiliyor olmalıyız.

Havalimanlarımızda bekleme azaltıcı standart gerekli

Geçende İstanbul İGA’dan Londra’ya uçuşum var idi. Bayram dönemi fiyatlar uçmuş. Adı lazım değil, Doğu Avrupa merkezli düşük maliyetli bir havayolu firması ile uçuyorum. Beyefendiler, İGA yönetiminden sadece iki adet check-in kontuarı kiralamışlar haliyle iki kontuarda çalışan personel kan ter içinde bütün uçak yolcusunun check-in işlemini halletmeye çalışıyor. Bir tanesi ‘öncelik kontuarı’ olarak ayrılmış, onda sıra yok, millet diğer kontuar önünde bavulları ile çoluk çocuk sırada. Uçak toplam 200 yolcu desek, herhalde sırada 30-40 kişi var. Ortalama bekleme süresi 30 dakika civarında. Kuyruğun başında Gözen güvenlik firmasından yaklaşık 5 personel var. Kuyruk tabi yavaş ilerlediği için onlar genelde âtıl bekliyorlar. Yandaki kontuarlar ise boş. İşlem sırası bana gelince, kontuardaki personele sordum: ‘neden sadece iki kontuar açık?’ diye, eleman da şikayetçi. Firmanın İGA anlaşması böyleymiş. THY olsa en az 5 kontuardan işlem yapar ve çok hızlı sıra ilerler. Küçük gibi görünen bu konuyu neden uzun uzadıya yazıyorum? Gelin başka bir habere atlayalım sonra konuları bağlayalım. BBC’de geçende bir haber vardı. Wizz Air’in İngiltere başkanı Yvonne Moynihan Britanyalı tatilcilere çağrıda bulunmuş. Demiş ki ‘Avrupa uçuşlarından İngiltere’ye dönerken 3 saat önce havalimanına gelin’. Bunun da gerekçelerini söylemiş: ‘Brexit sonrası sınır kontrolleri var’ demiş, ‘aktarmalarda biyometrik kontrollerde gecikmeler oluyor’ demiş, EES isimli giriş/çıkış sistemi gecikmelerinden bahsetmiş vs… Aslında bunların çoğu bahane. Bu Yvonne hanımı oklava ile kovalamak lazım. Firması ilave kontuar kiralamasın diye vatandaşı iki saat yerine üç saat önceden havalimanına çağırıyor. Ucuz havayolu kontuar kiralamıyor ve milleti süründürüyor ondan sonra millet uçağı kaçırınca suçu başka faktörlere atıyor. İGA’daki durum da budur. Endüstri Mühendisliği derslerinde bu tür kuyruk problemleri işlenen konulardır. Sistemdeki toplam beklemeyi minimize edecek şekilde kaynak ataması yapılır. Bu örnekte klasik bir kötü sistem kurgusu var. Gözen personeli fazlaca sayıda ve bekliyorlar. Yolcular fazlaca bekliyorlar. Kısıtlı kaynak olan kontuar sayısı (ve personeli) ise tüm sistemi yavaşlatan darboğaz unsur. Bu tasarımda Wizz Air’i suçlayamayız. Kendi maliyetini minimize edecek şekilde kurguyu yapmış, bütün kanunlara uyuyor. Yolcusu zaten ucuza bilet almış, yarım saat sırada bekleyiversin. Wizz Air’in pek umuru değil. Peki kim kaybediyor? O bekleyen vatandaşın (çoğu yabancı turist) işi 10 dakikada bitip havalimanında gidip 20 dakika fazladan zaman geçirse, muhtemelen para harcayacak veya bilgisayarında iş üretecek ve Türkiye için ilave katma değer yaratılacak. Uçak kaçırmaları azalacak, konfor ve İGA’nın kalite algısı artacak. İGA, aktarmalarda daha çok tercih edilir hale gelecek. Gelin politika yapıcılarımıza ( DHMİ?) çağrı yapalım ve Türkiye’nin A sınıfı, işlek uluslararası havalimanları için bir kalite standardı tanımlayalım. Ucuz havayolu dahi olsa check-in için en az, misal 4 kontuar kiralamasını zorunlu kılalım. Zaten tüm ucuz havayolları aynı kurallara uyacağından aralarında bu konu bir rekabet sorunu yaratmaz. İGA da zaten büyük terminal ve uzun uçak taksi süreleri sebebiyle yolcular önemli miktarda yerde zaman kaybediyor. Üzerine bir de check-in de zaman kaybını kabul etmeyelim. Zaten kontuar kapasitesi sorunu yok. Bu standardı ülke genelinde ilgili havalimanlarında devreye alabilirsek uluslararası aktarmalı uçuşlarda ülkemizin havalimanlarının ve taşıyıcılarının tercih edilme sıklığı da artar. Unutmayalım, ucuz havayolları iş modeli havacılıkta dünya çapında en hızlı büyüyen iş modelidir, haliyle bu iş Türkiye’de de hızlı büyümektedir. Ulusal havacılık otoritemiz bu alanda kalite standartlarımızı erkenden tanımlar ve açıklar ise, özellikle Akdeniz bölgesindeki rakiplerimize göre bir adım öne geçeriz.

Biniş öncesi İlave özel güvenlik firması gerekli mi?

İki kelam da Gözen güvenlik firması için edelim. Türkiye çıkışlı bazı ülkelere uçarken Gözen firması ilgili ülkelerin talebi üzerine ilave kontrol hizmeti sunuyor. Gözen de sorun yok sonuçta ilgili ülke ile bir havacılık anlaşması yapılmış ve bunun gerektirdiği ilave özel güvenlik firması devreye sokulmuş. Sorun şudur ki bu ülkeler neden Türk havalimanlarındaki mevcut güvenlik seviyesine güvenmiyorlar? Yani zaten o noktaya kadar yolcular yeterli kontrolden geçmiş oluyorlar, bu ilave güvenlik adımı hem zaman kaybı hem uçuş biletlerine giren dolaylı bir maliyet unsuru. Bu konu İGA’nın (ve THY’nin) dıştan dışa aktarma merkezi özelliğini de olumsuz etkilemektedir. Acaba bu ülkelerin istedikleri ilave güvenlik ihtiyacını biz yolcu bilgilerini uçuş öncesi ilgili ülkelere göndererek çözemez miyiz? Veya check-in personeline bu ilave kontrolü devretsek? Zaten ilgili ülkelerin yolcuyu kendi ülke girişlerinde reddetme ve geri gönderme hakları var. Vizeyi iptal etme hakları da var. Bu durumda varsın dönüş masrafını biz karşılayalım. İlgili ülkeler ile görüşüp neyse güvenlik dertleri farklı şekilde çözmek uygun olur.

Elbette konunun bir de veri güvenliği boyutu var. Anladığımız kadarıyla ABD, İngiltere, İsrail, Almanya gibi ülkelere giden yolcuların pasaport ve uçuş bilgileri, en son uçağa biniş safhasında bu özel güvenlik sisteminin kullandığı yazılıma giriliyor. Acaba bu seyahat verileri hangi ülkeler ile paylaşılıyor? Ülke harici kurumlarla da paylaşılıyor mu? Hangi veriler, hangi veri tabanlarında, hangi ülkelerde ne süre ile saklanıyorlar? Kimler bu verileri ne amaç ile sorguluyor? Palantir gibi yapay zekâ sistemleri bu verilere ulaşıyorlar mı? Bu verileri toplayan firmalar nasıl seçiliyorlar? 2002 yılından beri aynı kişilerin bu işi yapması makul mudur? Yöneticilerinin ülke otoritesi tarafından verilmiş geçerli güvenlik sertifikaları var mı? ( ing: security clearance). Bu firmaların müşterisi kim? Hangi sözleşme uyarınca bu verileri işliyorlar? Yolculara hangi bilgilerinin hangi ülke ve kurumlar ile paylaşıldığı bilgisi açık olarak veriliyor mu? İlgili firmanın kullandığı yazılımda gerekli veri şifrelemeleri kullanılıyor mu? Bu yazılımı kullanan başka kimler var? Dönemsel olarak bu tür vatandaş verisi işleyen özel firmalar, kamunun ilgili siber güvenlik denetim uzmanlarınca kapsamlı güvenlik kontrolünden geçiriliyorlar mı? Geçiriliyorsa bu denetim raporları kamu ile paylaşılıyor mu?