14 Ekim 2026 Çarşamba
İstanbul 18°
  • Şırnak
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Şanlıurfa
  • Çorum
  • İstanbul
  • İzmir
  • Ağrı
  • Adıyaman
  • Adana
  • Afyon
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Düzce
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gümüşhane
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • Kırşehir
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kütahya
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muş
  • Muğla
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Usta öğreticiler soruyor: Sendikalı mıyız Harranlı mı?

Utku Reyhan

Utku Reyhan

Gazete Yazarı

A+ A-

Kibar Feyzo filmini bilmeyen yoktur. İhsan Yüce’nin senaryosunu yazdığı, Atıf Yılmaz’ın yönettiği 1978 tarihli filmde başlık parası toplamak için İstanbul’a çalışmaya giden Feyzo’nun (Kemal Sunal) hikâyesi anlatılır.

Bir inşaatta amelelik yapan Feyzo, yevmiyeler dağıtılırken diğer işçilerden eksik aldığını fark eder. Bunun nedenini sorduğunda “onlar sendikalı” yanıtını alır. Şaşırır ve “ben de Harranlıyım” der. “Git işine” diye kovulduğunda “Patron da herhalde sendikalı, hemşerisini koruyor” diye söylenir.

EN KÖTÜ SENDİKA...

Gerçekten de sendikalı olmak, örgütlü işçi olmak, hak arama mücadelesinin en etkili yollarından biridir. Bugünün Türkiye’sinde sendikaların örgütlü olduğu işyerleri ile sendikasız işyerleri arasında çalışma koşulları ve haklar bakımından gece ile gündüz kadar büyük bir fark var. “Sarı” diye küçümsenen sendikaların olduğu yerlerde bile sendikasızlığa göre ileri bir durum var. En kötü sendika, sendikasızlıktan iyidir, diyebiliriz.

Ülkemizde kanunlar ile uygulama arasındaki makasın en açık olduğu alanların başında sendikal örgütlenme meselesi geliyor. Bu hak, Anayasa’dan başlayarak aşağıya doğru silsile halinde kanun ve yönetmeliklerle düzenlenmiş. Yargıtay ve Danıştay’ın da emsal olabilecek binlerce kararı var. Ama gelin görün ki iş, bunu hayata geçirmeye gelince boşlukların ya da arkadan dolanmanın haddi hesabı yok.

Böyle olduğu için Türkiye’de işçiler arasında sendikalaşma oranı yüzde 13’ler seviyesinde. Bu oran özel sektörde yüzde 4’e kadar düşüyor. Yani kamu olmasa, sendikalaşma neredeyse yok denilecek seviyede.

USTA ÖĞRETİCİLER VE ÜCRETLİ ÖĞRETMENLER

Geçenlerde bunun ilginç bir örneğiyle karşılaştık. Ancak bu sefer özel sektörde değil, kamuda. Konu usta öğreticiler ve ücretli öğretmenler. Kimdir usta öğreticiler? Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı Halk Eğitimi Merkezlerinde, belediyelerin Meslek Edindirme Kurslarında atölyelerde, sınıflarda dersler veren zanaat sahibi öğretmenler. Kimi ney çalmayı öğretir, kimi motor. Kimi yabancı dil öğretir kimi de marangozluk. Sayıları 200 bin kadar.

Peki, ücretli öğretmenler? Onlar da yine Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde doğum vb. durumlardan ötürü izne çıkan öğretmenlerin yerine geçici olarak istihdam edilen öğretmenler. Ancak geçici dediğimize bakmayın, sayıları 100 bini buldu ve artık kalıcı bir istihdam biçimine dönüştü. 20 yıldır bu işi yapan var.

Nedir ortak özellikleri? Bir kere iş güvenceleri yok. İdareci yarın kapı dışarı edebilir. Her sene “giriş-çıkış” yapılarak kıdem tazminatını hak etmeleri imkânsızlaştırılıyor. Ücretleri saatlik hesaplanıyor. Bu nedenle sabit aylık bir gelirden yoksunlar. Örneğin kar yağdı, sel bastı, deprem oldu, okul tatil edildi. Herhangi bir gelirleri yok. Aylığa vurunca geliri asgari ücretin altında kalanlar var. Sigortaları eksik yatırıldığı için emekli olmaları neredeyse imkânsızlaşıyor ya da gecikiyor.

Evet, 2026 Türkiye’sinde saatlik ücretle, güvencesiz biçimde eğitim hizmeti vermeye çalışan, devlet tarafından ucuz işgücü olarak değerlendirilen insanlarımız var. Yıllardır da seslerini duyurmaya çalışıyorlar. İş güvencesi, düşük ücretler, statü belirsizliği, emeklilik sorunları vs. vs. Tonla sorunları var. Dernekler kurmuşlar, Meclis’teki partilere gitmişler, çözümler hazırlamışlar, sosyal medyadan örgütlenmişler… Ama bir arpa boyu yol alamamışlar.

BİR SENDİKA MACERASI

Usta öğreticiler soruyor: Sendikalı mıyız Harranlı mı? - Resim : 1

Sonunda Kibar Feyzo misali Harranlı olmak yerine sendikalı olmaya karar vermişler. Kendisi de yıllardır usta öğreticilik yapan Yeşim Güler önderliğinde Ankara Valiliğine gerekli evrakları vererek “işçi sendikası” statüsünde, 10 nolu “Ticaret, Büro, Eğitim, Güzel Sanatlar” işkolunda faaliyet yürütmek üzere Eğitim Destek Emekçileri Sendikası’nın (EDESEN) kuruluşunu tamamlamışlar. Ancak ilginç olaylar bundan sonra başlıyor.

Devreye Millî Eğitim Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı’nın ilgili birimleri giriyor ve sendika kurucularının işçi olmadığına dair görüş belirtiliyor. Çalışma Bakanlığı “kurucularınız işçi değil, ya bunları düzeltin ya da sendika kapatılır” diyor. Hatta sendikanın üyelik sistemi kapatılıyor. Üye olmayı bekleyen binlerce öğretmen, e-devletten sendikaya üye olamıyor.

BİZ NEYİZ? İŞÇİ Mİ MEMUR MU?

Peki, diyelim 6356 sayılı kanun kapsamında sendika kuramıyorlar. İşçi değiller. Peki, 4688 sayılı kanuna göre kamu çalışanı (memur) sendikası kurabiliyorlar mı? Ona verilen yanıt da “hayır”. Yani “siz işçi de değilsiniz, memur da değilsiniz” deniliyor.

Ama Türkiye’de ücretli çalışanlar açısından iki sendika rejimi var. Ya işçi sendikası kurarsınız ya da memur sendikası. Üçüncü bir yol ya da ara bir seçenek yok. O zaman EDESEN yöneticileri de haklı olarak soruyor:

“Her iki sendikal rejimin dışında olduğumuz ileri sürülüyorsa, Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendikal örgütlenme hakkımızı nasıl kullanacağız?” Hakikaten çok ilginç bir durum. Ücret karşılığında çalışıyorlar ancak sendika kuramıyorlar.

Bu işin yargı aşamasında ya da Anayasa Mahkemesi sürecinde öğretmenler lehine çözüleceği kesin. Ya idare ya da mahkeme aynı işi yapmalarına karşın 00, 10, 20 gibi iş kolu kodlarına dağıttıkları bu insanlarımızın statülerini er ya da geç tespit edecek. Ama ne zaman? Kaç yıl sonra? Buna ne gerek var? Haklarını vermiyorsunuz, anladık. Bari haklarını arayabilecekleri en temel yol olan sendika kurma ve üye olma haklarını gasp etmeyin.

2026 Türkiye’sinde saatlik ücretle, güvencesiz biçimde eğitim hizmeti vermeye çalışan, devlet tarafından ucuz işgücü olarak değerlendirilen insanlarımız var. Yıllardır da seslerini duyurmaya çalışıyorlar... Tonla sorunları var. Dernekler kurmuşlar, Meclis’teki partilere gitmişler… Ama bir arpa boyu yol alamamışlar.

 Diyelim işçi değiller. Peki, 4688 sayılı kanuna göre kamu çalışanı (memur) sendikası kurabiliyorlar mı? Ona verilen yanıt da ‘hayır’. Yani ‘siz işçi de değilsiniz, memur da değilsiniz’ deniliyor. EDESEN yöneticileri de haklı olarak soruyor: Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendikal örgütlenme hakkımızı nasıl kullanacağız?