Üye ülkelerin veto hakkı ve Brüksel’e direnen Macaristan
Gazetemizin Avrupa eki Aydınlık Avrupa haftada bir gün; pazar günleri yayımlanıyor. 12 Nisan Pazar günü; yani bugün Macaristan’da genel seçimler yapılıyor.
Gazetemizin Avrupa eki Aydınlık Avrupa haftada bir gün; pazar günleri yayımlanıyor. 12 Nisan Pazar günü; yani bugün Macaristan’da genel seçimler yapılıyor. 2010 yılından buyana iktidarda olan Victor Orban yeniden aday. Karşısında muhalefet partisi Tisza’nın adayı Péter Magyar var.
Orban, Avrupa Birliği’nin (AB) istenmeyen adamı! Küreselci liderlerin “Rusya dostu, Kremlin yanlısı” olarak nitelediği Orban, Rusya’nın yanında Çin ile jeostratejik ve ekonomik işbirliği yapıyor. Ukrayna’ya her türlü askeri ve mali yardım yapılmasına ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlara karşı çıkıyor. Ukrayna savaşı sona ersin, bölgeye barış gelsin istiyor. AB içinde ele alınan her kararı, ülkesinin ulusal çıkarlarına göre onaylıyor veya karşı çıkıyor.
Tisza’nın adayı Péter Magyar ise Avrupalı küreselcilerin destekledikleri bir aday. AB’ye vetolarıyla kök söktüren Orban’ın kaybetmesi için açıklamalar yapıyorlar.
BATI’NIN MİLLİYETÇİLERİ
Bugüne kadar yazılarımda Avrupa Milliyetçileri diye adlandırdığım partileri aslında Batı Milliyetçileri diye adlandırmanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Bu partiler; genel anlamda küreselcilere karşı ülkesinin ulusal çıkarlarını savunuyor, Asya’ya daha yakınlar, son 5 yıldır Ukrayna’ya askeri desteğe karşı çıkıyor ve savaşın sonlandırmasını savunuyorlar. En önemli özellikleri de egemenlik alanlarına müdahale eden “Brüksel diktatörlüğüne” karşı olmaları. Bu partiler içinde Atlantik cephesine açıkça tavır alan, ABD denetimine ve NATO’ya karşı çıkan partiler de var. Bu olumlu politikalarının yanında dünya dengeleri içinde yer aldıkları konumları itibarıyla yanlış politikaları da var. Örneğin, ne kadar yumuşatsalar da göçmen politikaları yer yer insan vicdanını acıtmaktadır. Diğer olumsuz ve göze batan politikaları da soykırımcı, saldırgan, haydut bir devlet olan İsrail’e hoş görüyle bakmaları. Bir çoğu aşırı sağ ve bazıları ırkçı bir geçmişten gelmelerinin altında ezilmekte. Geçmişteki Yahudi düşmanlığı bugün İsrail dostluğuna dönüşmüştür. Batı’daki bölünme ve ayrışmada doğru bir yerde durmakla birlikte Batı’nın kirini pasını da taşıyorlar.
TRUMP’IN YAKIN DOSTU ORBAN
Macaristan Başbakanı Orban ve partisi bunlardan biri; yani bir Batı Milliyetçisi. AB içinde ülkesinin egemenliğini savunuyor. Bu doğrultuda Rusya ve Çin ile iyi ilişkiler kuruyor. Ama diğer taraftan ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın dostu. Onun Ukrayna savaşını sona erdireceğine inanıyor. Hatta “Brüksel’in engellemeleri olmasıydı Trump bu savaşı bitirecekti” diyor. Evet Trump’ın bu yönde çabaları oldu. Evet Rusya Devlet Başkanı Putin ile savaşı durdurmak için görüşmeleri oldu. Evet Avrupalı küreselciler savaşın sona ermesine karşı çıktılar. Dahası; savaşın devam etmesi için hayali düşman olarak yarattıkları Rusya’ya karşı kışkırtmalarda bulundular. Evet Trump ile birlikte ABD ile AB’nin arası açıldı. Sadece Ukrayna konusu değil aynı zamanda gümrük tarifeleriyle AB’yi köşeye sıkıştırdı. Atlantik cephesinin bölünmesi olumlu bir gelişmeydi. Orban AB’den yana değil Trump’dan yana bir tutum aldı. Unutmayalım; aynı Trump Ocak 2026’dan sonra Hitlerin çizmesini giyerek Venezüella Cumhurbaşkanı Maduro’yu haydutça ülkesinden kaçırdı. AB toprağı olan Grönland adasını işgal dahil ele geçirmek istedi. Ve en büyük haydutluğu İsrail ile birlikte İran’a yaptı. İran milletiyle, devletiyle ve ordusuyla yaptığı vatan savunmasında ABD ve İsrail’e unutulmaz bir ders verdi.
Orban’ı inceliyoruz. Peki Orban İran’a yapılan bu haydutça saldırıya karşı nasıl bir tutum aldı? ABD, İsrail ve Trump’a karşı tutumu değişti mi? AB ülkeleri dahil bütün dünyanın karşı çıktığı bu saldırganlığı kınayabildi mi? Tek kelime ile hayır! Diğer Batı Milliyetçileri “İran rejimine” karşı “düşmanlıkta” birleşti ama en azından Trump’ın haydutluğuna karşı tutumda aldılar.
Başka bir soru soralım: İleride AB Konseyi üye ülkelerin çıkarlarını ve birliğini korumak için ABD’ye karşı bir karar almak isterse, Orban dostu Trump’ı savunarak böyle bir kararın çıkmasını önlemek için veto hakkını kullanır mı?
UKRAYNA SAVAŞINA DESTEĞİ ENGELLEYEN LİDER
Orban’ın Ukrayna savaşının sona ermesi konusundaki tutumu samimi. Bunu yaptığı açıklamalardan ve AB içinde Ukrayna yanlısı kararlara karşı çıkmasından anlıyoruz. Fakat Trump’ın bugün Ukrayna savaşını sona erdirmedeki tutumu belirsiz. Avrupa Birliği’ne karşı tutumunun giderek daha da sertleşeceğini öngörebiliriz. Orban-Trump ilişkisinin seyri ne kadar Ukrayna odaklı ve AB karşıtlığı temelinde devam eder? İzleyip göreceğiz. Seçimler öncesi “Ukrayna’da savaşın sona ermesi”, “AB’nin üye devletlerin egemenlik alanlarına müdahale ettiği” gibi argümanları kullandı. Kazanırsa bu yönde devam edecek gibi görünüyor.
Avrupa’nın küreselcileri Ukrayna savaşının başından beri Rusya’ya karşı savaş kışkırtıcılığı yapıyor ve Ukrayna’yı silahlandırıyor. İşte bu konuların ele alındığı AB Konseyi toplantılarında AB küreselcileriyle Macaristan Başbakanı Orban karşı karşıya geliyor. Örneğin, son yıllarda Rusya’ya uygulanan yaptırımlar çerçevesinde el konulan Rus varlıklarının Ukrayna’ya silah alımında kullanılması Orban tarafından engellendi. Aynı şekilde Aralık 2025’ten bu yana Ukrayna’ya verilecek 90 milyar avroluk kredi Macaristan’ın vetosu ile karşılandığı için (ki Slovakya ve Çek Cumhuriyeti de birlikte hareket ediyor) bu kredi Ukrayna’ya verilemiyor. 19 Mart 2026’da yapılan AB Konseyi Zirvesi’nde Orban “Ukrayna'daki savaşa yönelik krediyi reddetme hakkımız var” diyerek veto hakkını kullandı.
AB’DE VETO HAKKI VE OYBİRLİĞİ İLKESİ
AB Konseyi kararları oy birliğiyle alınıyor. Yani bir ülke alınacak karara karşı veto hakkını kullandığı zaman o karar alınamıyor. AB üyelerinin veto hakkının ellerinden alınması tartışması son aylarda daha da tartışılır oldu. Ama böyle bir kararın alınması da yine oybirliği ile olabilir. Bundan dolayı AB’nin küreselcileri, federal bir Avrupa’dan yana olan ülkeler oy birliğinin yani ülkelerin veto hakkının kaldırılması için ellerinden geleni yapıyor.
AB’de ki gelişmelerin ele alındığı touteleurope.eu web sitesinde Lucas Da Silva “Avrupa Birliği: Oybirliği kuralından vazgeçilmeli mi?” başlıklı yazısında “Oybirliği, Avrupa'da karar alma sürecinin temel kurallarından biridir. Özellikle hassas ve siyasi konularda üye devletler ‘veto hakkı’na sahiptir. Dışişleri, adalet, genişleme... Bu hassas konularda bir Avrupa tedbirinin kabul edilmesi için, Birliğin 27 hükümetinin tamamının lehte oy vermesi gerekir. Avrupalı bakanları konu başlıklarına göre bir araya getiren AB Konseyi'nde, bu konularda yasal olsun ya da olmasın bir kararın onaylanabilmesi için sadece oybirliği gerekir. Dolayısıyla 27 üye ülkenin her biri de facto bir veto hakkına sahiptir, zira bir kararı geçersiz kılmak için tek bir karşı oy yeterlidir” diye yazıyor.
Veto hakkı,üye ülkelere AB içinde ulusal egemenliklerini koruma olanağı veriyor. Bugün, AB içinde bu konuda fikir birliği yok. Evet Macaristan, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti doğrudan karşı çıkıyor, Polonya ve İtalya çekimser, Fransa ve Belçika oy birliğinin kaldırılmasının AB’yi içsel olarak zayıflatacağını düşünüyor.
VETO HAKKINI EN ÇOK KULLANAN MACARİSTAN
2011'den bu yana Macaristan, 48 dosyadan 21'inde veto hakkını kullanarak AB'deki diğer tüm üye devletlerden daha fazla veto hakkını kullandı. Bu, yedi veto ile ikinci sırada yer alan Polonya'nın üç katıdır. Slovakya, Hollanda, Fransa ve Yunanistan veto hakkını ikişer kez kullanmış, diğer tüm üye devletler ise toplamda sadece 10 kez kullanmış. Buradan bile Orban’ın AB içinde neden küreselcilerin hedefinde olduğunu görüyoruz. Brüksel’de oybirliği tartışması 2022’den beri gündemde. Macaristan’ın Rusya’ya karşı uygulanan yaptırım paketleri ve Ukrayna’ya mali yardım konusunda defalarca veto hakkını kullanması, AB içinde küreselcileri endişelendiriyor. Brüksel’in yöneticileri Orban’ın bu çıkışlarını bir “şantaj” olarak değerlendirmekte.
FEDERAL AVRUPA, ULUSLARIN AVRUPA’SI SAFLAŞMASI
Bu konudaki saflaşma genel olarak küreselcilerin savunduğu federalist bir Avrupa ile ulusların Avrupa’sını savunan (AB içinde ulusal egemenliklerine öncelik veren) ülkeler arasında yaşanmakta. Bugün Macron küreselci bir lider olarak Fransa’nın çıkarlarından önce AB’nin geleceğine önem vermekle birlikte Fransa, Charles de Gaulle’den bu yana federal bir Avrupa’ya karşı çıkan ve Ulusların Avrupa’sını savunan geleneksel devlet politika karşı duramamaktadır. Ve AB’nin motor ülkelerinden Almanya ile karşı karşıya gelmektedirler. Çünkü Almanya federalizmi savunan ülkelerin başını çekmektedir. Bunun içinde üye ülkelerin ulusal egemenliklerinin garantisi olan veto hakkının kaldırılmasını istiyorlar. Almanya’nın başından beri çizgisi bu yönde olmuştur. Aralık 2021’de dönemin Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas oy birliği ilkesinin AB’yi “rehin aldığını” söyleyerek veto hakkının kaldırılması yönünde çağrıda bulunmuştur. .
Diğer taraftan oy birliğinin yani veto hakkının hukuki temeli sağlamdır. AB Antlaşması’nın 31. maddesinin 1. fıkrası, dış politika ve güvenlik kararları için oybirliğini şart koşmaktadır. 4. maddenin 2. fıkrası ise AB’yi üye devletlerin ulusal kimliklerine saygı göstermeye mecbur kılmaktadır. Veto, sistemdeki bir kusur değildir; kasıtlı ve haklı olarak getirilmiştir. AB, federal bir devlet değil, daha çok uluslararası bir örgüt olarak kaldığı sürece, veto hakkı gerekli bir yapısal unsur olmaya devam edecektir.
MACARİSTAN SEÇİMLERİ
Orban ABD ile AB arasına sıkıştı
Avrupa’nın küreselcileri Orban’ın seçimleri kaybetmesi ve onun yerine AB yanlısı Péter Magyar’ın kazanması için dua ediyor. Orban’dan kurtulan bir AB özellikle Rusya’ya karşı politikalarında ve Ukrayna’ya yapılacak yardımlarda elleri rahatlamış olacak. Orban karşıtları böyle düşünüyor.
Batı, daha doğrusu Atlantikçiler iki adaya destek konusunda bölünmüş durumdalar. Brüksel Péter Magyar’ı destekliyor ve yandaşları medya aracılığı ile Orban’ın oylarının düştüğü ve kaybedeceği yönünde yayınlar yapıyorlar.
Avrupalıları en çok öfkelendiren ise ABD Başkanı Trump’ın Victor Orban’ı desteklemesi. Öyle ki Başkan yardımcısı JD Vance, 7 Nisan 2026'da Orban’ın seçim çalışmalarına destek olmak için Budapeşte’ye geldi. Birlikte düzenledikleri miting sırasında Trump Vance’in telefonuna bağlanarak Orban’a desteklerini ifade etti. Trump'ın telefon görüşmesi, ABD Başkanının İran'ın Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için belirlenen 20 saatlik ültimatoma uymaması halinde tüm bir medeniyetin yok olacağı tehdidinde bulunmasından sadece birkaç saat sonra gerçekleşti. Şubat ayında da Dışişleri Bakanı Marco Rubio Orban’ı ziyaret etmişti.
SEÇİM ABD İLE AB ARASINDA YAPILIYORMUŞ GİBİ
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’den bir gün önce de Avrupa Parlamentosunda Avrupa’nın Milliyetçi partilerinin bir bölümünün oluşturduğu “Avrupa için Vatanseverler” grubu üyeleri Orban’a destek için Budapeşte’deydi. Destek etkinliğe katılanlar arasında Marine Le Pen (Fransa), Matteo Salvini (İtalya) ve Geert Wilders (Hollanda) da vardı. On üç konuşmacı sırayla sahneye çıkarak Orban'a övgüde bulundu ve Macar halkını 12 Nisan seçimlerinde Orban’a ve partisi Fidesz'e oy vermeye çağırdı.
Politico’ya göre Macaristan Ulusal Parlamentosu anketi Fidesz seçmenlerinin yaklaşık %85'i Trump'ın etkisine olumlu bakarken, AB yanlısı Tisza seçmenlerinin %76'sı olumsuz bakıyor. Sanki seçim ABD ile AB arasında yapılıyormuş gibi bir manzara var. Orban Atlantik’in iki bloğu arasında sıkışmış durumda.
Bugün yapılan seçim sonuçları AB’nin Ukrayna’ya desteğinin kaderini belirleyecek. Orban kazanırsa AB karşısında direnişini ve Trump ile ilişkilerini sürdürecek. Péter Magyar kazanırsa AB Ukrayna konusunda daha rahat edecek gibi görünüyor.