Uzun ömürlülük çalışmaları ne vadediyor?
İnsanlık tarihi asırlar boyunca onun şifrelerini aradı... Ölümsüzlük belki de hepimizin aklından zaman zaman geçen, doğal yaşam düzeninde gerçekçi olmadığını bildiğimiz, yine de merak etmekten ve ilgi duymaktan vazgeçemediğimiz, biraz da korkutucu bir hayal. Paradigmalarımız, ölümsüzlük kavramının hayal dünyamızın bir ürünü olarak yaşamlarımızda devam edeceğini gösterirken, bilim ve endüstri dünyası ölümsüzlük kavramına yakın sularda araştırmalarına devam ediyor: Uzun ömürlülük (Longevity).
SAĞLIKLI YAŞAM MI?

Son yıllarda bilimsel araştırmaların önemli bir bölümünün uzun ömürlülük kavramı üzerinde odaklandığını söylemek mümkün. Yine de bu alana yapılan tüm güncel ve yoğun yatırımlara rağmen, çok önemli bir sorunun yanıtını halen bilmiyoruz. Uzun yaşamak, sağlıklı yaşamak ile aynı özelliklere sahip mi? Ya da bir diğer ifadeyle her uzun yaşam, sağlıklı yaşam anlamına mı geliyor? İnsan hayatının karmaşık yapılanmasını düşündüğümüzde sorunun yanıtını tabi ki “hayır” olarak ifade edebiliyoruz. Dünyada 65 yaş üzeri nüfusun giderek artmakta olduğunu, yapılan değerlendirmelere göre önümüzdeki 30 yıl içerisinde bu sayının iki katına çıkmasının beklendiğini göz önüne aldığımızda konu daha da kaygılandırıcı bir boyuta doğru ilerliyor.
Neden mi? Çünkü son 100 yıl içinde insanlık tarihi kendi kendine oluşturduğu zararlı besin ekosisteminin kurbanı haline geldi. Sınır koyamadığımız vücut yağlarımız, bugün en önemli ölüm nedenleri arasında yer alan kalp-damar hastalıkları, şeker hastalığı ve kanser gibi sorunlara yol açarak, özellikle yaşlanan nüfusun hayat kalitesi ve ülkelerin sağlık ekonomileri üzerinde artık kontrol edemediğimiz bir çığ etkisi yarattı. Ve ne yazık ki gelecek nesiller de bu çığın altında kalacak gibi görünüyor. Acaba sağlık sistemlerinin önüne çıkan bu tablo mu uzun ömürlülük (ve sağlıklı uzun ömürlülük?) çalışmalarını gündeme getirdi ya da biz sorunu çoktan kaçırdığımız bir trenin ardından koşarak mı çözmeye çalışıyoruz?
CİPS TÜKETİRKEN ANTİOKSİDAN ALMAK!
Belki de elimizdeki en önemli bilimsel kanıtların neler olduğunu zaman zaman unutuyoruz. Sağlık, beslenme ve uzun yaşam başlıkları bir araya geldiğinde konunun tohumlarının daha anne karnındaki beslenme düzeninden gelişmeye başladığını gösteren tüm bulgulara rağmen, biz sağlıklı ve uzun bir ömür için doğal, dengeli ve yeterli beslenme kaynakları dışındaki farklı ürünlere yönelmeye başladık. Sağlıklı beden algısı günümüzün “lüks” kavramları kapsamında değerlendirilirken, genç görünmenin ekonomik maliyetini tartışır hale geldik. Şişmanlık ve şişmanlığa bağlı kronik hastalıkların tedavisini gerçekleştirmeden, uzun ömürlülük için yanlış ve bilinçsiz uygulamalara yöneliyoruz. Yani, cips tüketirken antioksidan takviyesi alarak uzun ve sağlıklı yaşayabileceğimizi düşünüyoruz.
Halbuki, uzun ve sağlık bir ömür için tıp ve beslenme bilimi alanından üretilen bulgular böyle değil. Uzun ömürlülük alanında yapılan çok değerli araştırmaların ortaya koyduğu kanıtlar, her defasında bilimsel sağlıklı beslenme önerilerinin alt mekanizmalarındaki etkileşimleri daha iyi açıklayarak aslında bu önerilerin ne kadar güçlü ve doğru temeller üzerine atıldığını destekler nitelikte. Belki gelecekte ölümsüz hücrelerin temel çalışma prensipleri kapsamında bunları göreceğiz. Biz bu arada stres seviyelerimizi düşürmeye, kaliteli uykumuzu uyumaya ve fiziksel olarak aktif kalmaya devam edelim.