Uzun yaşam ve şehircilik, bilim, teknoloji
“Bütün dünyada nüfus yaşlanıyor.”
Aslında bu cümle bile yaşlılarımıza nereden baktığımızı gösteriyor.
Doğrusu şöyle olmalı.
“Bütün dünyada yaşam uzuyor.”
Gerçekten de birkaç nesil sonra 100-120’nin normal olacağı da bilimsel olarak söyleniyor.
Hatta geçen gün üniversite tercih “reklam” programlarından birinde de duydum. Gençleri bu açıdan uyarıyordu, onu da hesaba katsınlar diye.
Hımmm… galiba bir yazıda gençler için yazmam gerekecek… neye göre “tercih” insanımızı mutlu eder…
Neyse konumuza dönelim.
Aslında insan metabolizmasının o yaşa göre ayarlandığı ancak bizim dış etkenlerle kısalttığımızı yıllar önce okumuştum.
Dış etkenleri değiştirmek, yani hava kirliliği gibi örneğin bizim değiştirmemiz mümkün değil ama doğru beslenmek ve metabolizmanıza uygun doğru yaşamak … ne bileyim… uyku saatleriniz gibi… iki adım yere arabalı gitmemek daha çok yürümek gibi… bazı ayarlamalar yapılabilir… ben yaşlandım emekli oldum diye evde oturmak yerine üretmek, yaşama devam etmek… elbette bilim de insanların dizlerinin ileri ki yaşlarda ağrımaması için ne yapması gerektiği konusunda “buluşlar” yapmalı… “ağrıdıktan sonra” ilaç dayamak yerine örneğin…
Sistemin hepsi bütün.
AĞRILARINI YARIŞTIRMAYACAKLAR
Ne kadar “yaşlı” biliyorsam… diz dize oturduklarında… kahvelerinden birer yudum aldıkça… hastalık yarıştırırlar… kimin dizi daha çok ağrıyor… bir şikâyet… bir şikayet… hayatın anlam ve önemi o artık çünkü… tek dert… dert üstüne dert… hem de en çözümsüzünden dert koymak. Arkasından “iyi doktor” muhabbeti gelir… son dönem de de “hangi bitkisel karışım” nasıl iyi geldiye… var biraz da öyle oyalan.
Nereye kadar değil mi!
Oysa bir işin ucundan tutsa.
Memleketin derdi çok.
Diz ağrınızı unutturacak kadar.
Çözüm bekliyor.
O kadar yılın deneyimi de var.
Seferber etse…
MASALCI NİNELER

Çin’de bir köyde… köy dediysem kooperatif köyüydü… ama ne zenginlik… neyse şimdi oraya girmeyeyim…
Yaşlı nineler de çalışıyor, yaşamını kazanıyordu.
Nasıl??
Hemen yalan mekanizmasını çalıştırmayın.
Yuvalarda çocuklara masal anlatıyordu…
Eteğinin etrafında oturmuşlar.
Nine sevgi dolu.
Çocuklar mutlu…
Çocukların anne-babaları mutlu… gözleri arkada kalmıyor.
Gel de daha yaşama...
TOPLUM, DEVLET VE YAŞLILAR
Türkiye’de de ortalama yaş uzadı.
Toplum ve devlet henüz ona göre uyumlu örgütlenmiş değil.
Söz konusu olan yalnızca sağlık da değil ki…
Yaşamı kolaylaştırmak.
Şehir planlamasından şehir içi-şehirler arası ulaşıma kadar, bilim ve teknolojiyi kullanmaya kadar…
Onların o eşsiz birikimlerinden tanıklıklarından yararlanmak.
Kültürel… sanatsal… bilimsel… katkılar… öyle kaybolup gidiyor o birikim… sözlü tarih…
Örneğin yaşlı bakım ev projelerimiz vardı bir ara… öyle güzel fikirler geliştirmiştik ki… anılarını yazmak istiyorlar diyelim… bilgisayarlara konuşunca yazıyor ya… hemen öğrenirlerdi… söylediğimizde nasıl heyecanlanmışlardı.
Yaşlı yaşam evleri toplumdan tecrit değil… çiçek… böcek yetiştirme yaşı geldi gibi değil…
Mahallelerde… hadi modernleşelim… sitelerde… arada bir uğrayıp sohbete gidebileceğimiz gibi… beş dakika şunun ucundan tut diyebileceğimiz gibi… bir yere gidecekken, onun da torunu sayılır, kitap okuyuver gibi…
HANGİ PENCEREDEN BAKACAĞIMIZA BAĞLI
Ne harikalar yaratırlar.
İstiyorlar, biliyorum.
Ama “koşullar” elvermiyor.
Bunlar hayal değil.
Hemen yarın uygulayabileceğimiz bir düzen.
Hangi pencereden baktığımıza bağlı.
Ne kadar “kâr” değil…
Ne kadar da basit.
Pencere seçimi.
80 YAŞINDAKİ İNSAN VE MODERN ÜLKE
Bu yazı bana lise sınıf arkadaşlarımdan geldi.
Aslında yaşla ilgili değil.
Bilim ve teknoloji ve insan denklemi…
Müthiş bir “moderenleşme” eleştirisi.
Hatta “bakılacak pencere” seçimi…
Yabancı çeviri olduğu anlaşılıyor.
Bizde o kadar kötü değil ilişkiler. Ama oraya gitmeden önlem alınmalı. Bir doğal afet olduğunda Atlantik ülkelerinin hemen hepsinde ilk önce yaşlılar ölüyor. Küresel salgında da öyle oldu... en son sıcaklarda da… binlerce yaşlı evlerinde öldü…
Hatta devletlerin önlem almadığı espirisi bile yapılıyor, emekli maaşı giderlerinden kurtuluyorlar diye… insanın aklına bile nereden gelir… neyse ki hâlâ şaşırma yetisine sahibiz.
Gelin birlikte okuyalım.
İsterseniz de yazın… Bildiğiniz yöntemle… şifresiz…
HAKLARDAN YARARLANMA
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
DOKTOR RANDEVUSU
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
HANGİ TUŞA BASACAĞIM
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahîsi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…” dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
VATANDAŞLIK ONURU
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.
İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
İNSANLIK DEĞİL VERİMLİLİK
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
ALMANYA’DA AŞIRI SICAKLARDA ÖLENLERİN YÜZDE 90’I 65 YAŞ ÜZERİ

Robert Koch Enstitüsü (RKI) 2 Ağustos’a kadar Almanya’da aşırı sıcaklarla bağlantılı ölümlere ilişkin rapor yayımladı.
Raporda, 2026’nın 15. haftasından 31. haftasına kadar ülkede aşırı sıcaklara bağlı 12 bin 500 civarında kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. Yüzde 90’ı 64 yaş üzeri.
- 85 yaş ve üzeri: 6 bin 270
- M75-84 yaş arası: Yaklaşık 3 bin 110
- 65-74 yaş arası: Yaklaşık 1900 kişi
- 65 yaş altı: Yaklaşık 1300 kişi
Son 10 yılda özellikle 2018 ve 2019’da aşırı sıcaklara bağlı hayatını kaybedenlerin sayısı yüksek. 2018’de 9 bin 400, 2019’da 7 bin 700 kişi hayatını kaybetti.
Bu yıl aşırı sıcakların etkili olduğu özellikle 26. haftada hayatını kaybedenlerin sayısı çok yüksek. Raporda 22-29 Haziran’da yaklaşık 9 bin 600 kişinin aşırı sıcaklara bağlı olarak hayatını kaybettiğinin tahmin edildiği belirtildi.