Vatikan’da işler nasıl dönüyor?
Bu yılki Oscar ödüllerinde başta en iyi film olmak üzere pek çok dalda adaylığı bulunmasına rağmen yalnızca en iyi uyarlama senaryo ödülünü havaya kaldıran “Konsey” (Conclave), Robert Harris’in 2016’da yayımlanan romanından hareketle kotarılmış, yönetmen olarak “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” (2022) ile tanıdığımız Edward Berger’ın imzasını taşıyan bir film. Sinemalarımızda geçen şubat ayında gösterime giren, 21 Nisan 2025’te hayatını kaybeden Papa Francis’in yerine geçecek yeni ismin belirlenmesi sürecinde sık sık kulağı çınlatılan “Konsey”, Vatikan’daki tutucu kanat ile liberal eğilimlilerin mücadelesi ekseninde ilerleyen, Vatikan’da işlerin nasıl döndüğünü irdeleyen bir “konsey toplantısı” öyküsü.
Yeni Papa seçilen 69 yaşındaki ABD’li Robert Prevost, namı diğer 14. Leo’nun bazı yönlerden “ilerici” kabul edilirken bir yandan da Katolik kilisesindeki çocuk istismarlarının üstünü örten tavırları nedeniyle eleştirildiği düşünülürse, Berger’ın filmi güncelliğini pek kaybetmeyecek gibi görünüyor. Filmin ülkemizde seyirciyle buluşmasının üzerinden yaklaşık beş ay geçtiği düşünülürse artık söylemekte sakınca yok; LGBT hakları konusunda Vatikan’ın tavrını masaya yatırmayı ihmal etmeyen “Konsey”, çift cinsiyetli bir Papa da seçilebileceği konusunda adeta yol açıcı bir görev üstlenmiş durumda. Buna rağmen Oscar’da hatırı sayılır bir başarı gösterememesi şaşırtıcı; “tam Oscarlık” bir film çünkü.
DİNLERARASI DİYALOG VE HOŞGÖRÜ
Tanrıya ve Hıristiyanlığa değil ama kiliseye inancını kaybetmenin eşiğine gelmiş Kardinal Thomas Lawrence, sonunda beyaz dumanın tüteceği konsey toplantısının yöneticisidir ve oylama sürecinde adaylarla ilgili bazı büyük suistimaller, 30 yıl öncesine dayanan cinsel taciz iddiaları, kurumsal yolsuzluklar vb. sökün eder. Aslen Meksikalı olmakla Afganistan-Kabil başpiskoposu olarak görev yapan davetsiz misafirin katılımı, şansı hayli yüksek siyah bir adayın varlığı, “Geçmişinde kara lekesi olmayan bir Papa adayını asla bulamayız” itirafları ve kimsenin sütten çıkmış ak kaşık olmadığı manasındaki “Tanrı bize günah işleyen, af dileyen ve yoluna devam eden bir Papa bağışlasın” duaları ve ayak kaydırma numaralarıyla dolu bir toplantı süreci yaşanır.
Edward Berger, neredeyse hiç doğal ışık almayan, tümüne yakını kapalı mekânda karanlık-kasvetli bir ortamda geçen filminde, İslamcı teröristlerin marifetiyle bir iki de bomba patlatarak, “Düşmanlarına karşı Hıristiyanlığı korumak” yanlısı tutucu kardinallerin eline kozlar da veriyor. Karşı tarafta ise farklı dinler arasında diyalog ve hoşgörüden yana olan liberaller yer alıyor. Ve sonuç, başlangıç noktası dikkate alınırsa hayli şaşırtıcı ve sürprizli oluyor. Vatikan’da görevli rahibelerin erkek işlerine karışmadığını ve yalnızca yemek pişirip servis ettiklerini ama ölen Papa’nın en yakınındakilerden Rahibe Agnes’in olayların gidişatında önemli bir rol oynadığını da belirteyim.
SIKICI OLMAMAYI BAŞARMAK
Seçim boyunca kendilerini “tecrit” altına alan kardinallerin, nihayetinde kiliseyi farklı ırk ve cinsiyetlere açıp açmama konusunda karar verecekleri ve daha çok diyaloglara dayalı akışı sıkıcı olmadan aktarabilmeyi başaran “Konsey”, başroldeki Ralph Fiennes’in oyun gücüne çok şey borçlu kuşkusuz ki. Stanley Tucci, Sergio Castellito, John Lithgow, Isabella Rossellini gibi deneyimli isimler de neticede iyi bir film olan ama bana sorarsanız hakkından çok daha fazla abartılı övgülere boğulan “Konsey”de parıltılarını konuşturuyorlar.
Tüm okurlarımıza iyi bayramlar diliyorum.