15 Haziran 2026 Pazartesi
İstanbul 19°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Aksaray
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Ardahan
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bartın
  • Batman
  • Bayburt
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Düzce
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Iğdır
  • Isparta
  • İstanbul
  • İzmir
  • Karabük
  • Karaman
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kilis
  • Kırıkkale
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kmaraş
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Mardin
  • Mersin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Osmaniye
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Şanlıurfa
  • Siirt
  • Sinop
  • Şırnak
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Uşak
  • Van
  • Yalova
  • Yozgat
  • Zonguldak

Veri madenciliği ve ilaç sektörünün yeni kehaneti

Doğan Akdeniz

Doğan Akdeniz

Gazete Yazarı

A+ A-

İnsanlık tarihi boyunca salgınlar hep ‘beklenmedik misafirler’ olarak betimlendi. 14. yüzyılda Avrupa nüfusunun üçte birini silip süpüren ‘Kara Ölüm’ ya da 1918’de siperlerden dönen askerlerin bavullarında taşıdığı ‘İspanyol Gribi’, o dönemin insanı için Tanrı’nın bir cezası veya doğanın öngörülemez bir öfkesiydi. Ancak 2025-2026 kışına geldiğimizde, modern dünyanın bu ‘kaderci’ bakış açısını çoktan terk ettiğini görüyoruz. Bugün artık bir virüsün ne zaman kapımızı çalacağı, laboratuvardaki bir mikroskoptan ziyade, devasa veri merkezlerindeki algoritmalar tarafından aylar öncesinden ‘fısıldanıyor.’

Veri madenciliği ve ilaç sektörünün yeni kehaneti - Resim : 1

BİLİMSEL FALCILIK

Son dönemde özellikle Türkiye ve Avrupa’da eş zamanlı bir patlama görülen H3N2 (İnfluenza A Virüsü’nün bir alt tipi), RSV (Respiratory Syncytial Virus-Solunum Sinsityal Virüsü) ve Kovid-19 (Coronavirus Disease 2019 - Koronavirüs Hastalığı 2019) birlikteliği, kamuoyunda ‘Üçlü Tehdit’ olarak adlandırıldı. Tam bu kaosun ortasında, kemirgenlerden insanlara bulaşan ve ölümcül seyreden Hantavirüs (Hantavirus - Kırım-Kongo benzeri viral kanamalı ateş etkeni) vakalarının da literatürde daha sık anılması, zihinlerde şu soruyu uyandırıyor: Neden her salgın, tam da ilaç endüstrisinin en büyük ‘teknolojik sıçramasına’ denk geliyor?

Burada kastettiğimiz şey, virüslerin bir düğmeye basılarak ortalığa salınması değil. Bu, meselenin magazinel ve temelsiz kısmı. Asıl analitik gerçek şu: Big Data (Büyük Veri), bugün bir bölgedeki nem oranından, insanların market alışverişlerindeki ‘öksürük şurubu’ aramalarına, göç yollarındaki hareketlilikten biyometrik verilerimize kadar her şeyi işliyor. İlaç devleri artık sadece hastalık ‘tedavi’ etmiyor; veriyi okuyarak hangi bölgede hangi patojenin baskın geleceğini aylar öncesinden ‘öngörüyor.’

Veri madenciliği ve ilaç sektörünün yeni kehaneti - Resim : 2

BORSADAKİ STETOSKOP

Bu öngörü yeteneği, beraberinde devasa bir etik boşluğu getiriyor. 2025-2026 kışındaki o yoğun tabloyu hatırlayın. Dünya genelinde sağlık sistemleri tıkanırken, borsalarda GLP-1 (Glucagon-Like Peptide-1 - Glukagon Benzeri Peptid-1) bazlı obezite ve diyabet ilaçlarına yatırım yapan şirketlerin hisseleri neden rekor kırdı? Çünkü analitik veriler, metabolik hastalıkları olan bireylerin bu viral dalgalarda en yüksek risk grubunda olduğunu söylüyor.

İlaç şirketleri, Kişiselleştirilmiş Tıp adı altında bireylerin genetik kodlarına kadar inen yatırımlarını, beklenen salgın senaryolarıyla harmanlıyor. Bir salgın çıkmadan önce o salgının en çok kimi vuracağını bilmek ve yatırımı o ‘zayıf halkaya’ yönelik ilaçlara kaydırmak, tıbbın bir iyileştirme sanatı olmaktan çıkıp, kusursuz işleyen bir ‘risk yönetimi’ projesine dönüştüğünü gösteriyor. Tarihteki ‘Tıbbi Etik’ kavramı, yerini ‘Finansal Tahminleme Etiği’ne bırakıyor.

2025’in ikinci yarısından itibaren Avrupa merkezli birçok yatırım fonunun biyoteknoloji hisselerinde agresif pozisyon aldığı, sağlık teknolojileri şirketlerinin veri analiz altyapılarını büyüttüğü ve büyük ilaç firmalarının antiviral stoklarını ciddi ölçüde artırdığı görüldü. Bu hamlelerin önemli kısmı, kamuoyunda vaka artışları konuşulmadan önce gerçekleşti. Elbette burada bir komplo teorisinden söz etmek mümkün değil. Çünkü modern sağlık ekonomisi artık hastalıkları yalnızca tedavi etmeye değil, onları önceden tahmin etmeye çalışıyor.

Veri madenciliği ve ilaç sektörünün yeni kehaneti - Resim : 3

GELECEĞİN SİMÜLASYONU

19. yüzyılda kolera salgınları sırasında temiz su borularını döşeyen şirketlerin zenginleşmesi ile bugünün mRNA (Messenger Ribonucleic Acid - Elçi Ribonükleik Asit) teknolojisiyle stok yapan şirketleri arasında yapısal bir fark yok. Fark, hız ve derinlikte. Geçmişte hastalık gelirdi ve biz ona göre konum alırdık. Bugün ise simülasyonlar sayesinde hastalık gelmeden ‘stoklar’ hazır, ‘borsa pozisyonları’ alınmış ve ‘patent savaşları’ bitmiş oluyor.

Bugün Avrupa’da birçok ülke, hastane kapasitesi planlamalarını artık yalnızca mevcut hasta sayısına göre yapmıyor. Yapay zekâ destekli öngörü sistemleriyle hangi bölgede kaç hafta sonra grip dalgası oluşabileceği hesaplanıyor. Bu sistemlerin bazıları hava sıcaklığından toplu taşıma kullanımına kadar onlarca değişkeni aynı anda analiz ediyor.

Sorun şu ki bu verilerin nasıl kullanıldığı konusunda küresel ölçekte net bir etik çerçeve bulunmuyor. Bir şirketin yaklaşan salgını önceden öngörmesiyle, bu bilgi üzerinden borsada pozisyon alması arasında ciddi bir ahlaki tartışma alanı oluşuyor.

Tarihte bunun benzeri ilk kez yaşanmıyor. 14. yüzyıldaki Kara Veba döneminde bazı tüccar ailelerinin tahıl ve ilaç stokları üzerinden servetlerini büyüttüğü biliniyor. 1918 İspanyol Gribi sırasında ise ilaç ve hijyen ürünleri ticaretinden büyük sermayeler doğmuştu. Bugün değişen şey, yalnızca hız ve ölçek. Eskiden salgın haberi limanlardan yayılıyordu, bugün ise veri merkezlerinden.

Bu noktada Hantavirüs gibi tehditlerin gündemde daha fazla yer bulması, risk yönetiminin bir parçası olarak toplumun tetikte tutulma sürecini tetikliyor. Nadir ama korkutucu olanı gündemde tutmak, toplumun genel bağışıklık ve ‘hazırda ilaç bekletme’ psikolojisini diri tutuyor. Gelecek senaryosunda bizi bekleyen, virüslerin kendisinden ziyade, bu virüsleri birer ‘ekonomik katalizör’ olarak gören bir sistemin içinde yaşamaya alışmak.

YENİ BİR SOSYAL SÖZLEŞME GEREĞİ

Önümüzdeki yıllarda ‘Salgın oldu, şaşırdık’ cümlesini artık kurmayacağız. Bunun yerine ‘Veriler bunu söylemişti, neden hazırlıksız yakalandık?’ tartışmasını yürüteceğiz. Ancak buradaki asıl tehlike, bilginin tekelleşmesinde yatıyor. Veriyi elinde tutan güç, hangi hastalığın ‘öncelikli’ olacağına da karar veriyor. Eğer bir virüs, ilaç şirketinin AR-GE (Araştırma ve Geliştirme) yatırımına kâr ettirmeyecekse, o virüsün yayılması bir ‘doğal olay’ olarak kalıyor ama eğer pazar payı oluşturacaksa, tüm dünya bir ‘küresel alarm’ durumuna geçiyor.

Analitik bir bakışla söyleyebiliriz ki gelecek, virüslerle mücadele edenlerin değil, virüsleri bir veri seti olarak yönetenlerin olacak. Bizim ‘vay be’ dediğimiz an ise, hastalandığımızda kapımıza gelen ilacın aslında biz hapşırmadan iki ay önce depoya konulduğunu fark ettiğimiz an olacak.

Kaynakça ve Veri Notu: Bu yazıdaki pazar verileri, yatırım eğilimleri ve sektörel projeksiyonlar; İEİS (İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası) tarafından yayınlanan pazar analizleri ile AİFD (Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği) ve EFPIA (Avrupa İlaç Endüstrileri ve Birlikleri Federasyonu) desteğiyle IQVIA tarafından hazırlanan ‘Türkiye İlaç Sektörü Raporu 2025’ verilerine dayanmaktadır. İlaç harcamalarının GSYH (Gayrisafi Yurt İçi Hasıla) içindeki payı, Ar-Ge yatırımları ve antiviral stok yönetim süreçleri ilgili raporlardaki güncel perspektiflerle uyumludur.

ilaç